Anadolu Sigorta Genel Müdürü Z. Mehmet Tuğtan, savaşın sigorta sektörüne doğrudan değil, daha çok dolaylı ve gecikmeli etkiler yaratacağını söyledi. Tuğtan, oto ve sağlık branşlarında maliyet baskısına dikkat çekerken, “Esas olan mali gelir değil, teknik gelir” mesajını verdi.
Anadolu Sigorta Genel Müdürü Z. Mehmet Tuğtan, Habertürk’te yayımlanan Sigorta Sayfası programında RahimAk'ın sorularını yanıtladı. Tuğtan, küresel gelişmelerin sigorta sektörüne etkilerine ilişkin yaptığı değerlendirmelerde, savaşın etkilerinin özellikle enerji, lojistik, tedarik zinciri ve reasürans maliyetleri üzerinden hissedileceğini söyledi:
“Sigorta sektörü bundan izleyen dönemlerde dolaylı olarak çok daha fazla etkilenecek. Enerji fiyatlarının artması, taşımacılık, havacılık, deniz taşımacılığı ve reasürans maliyetleri çok yönlü etkilemeye başladı.”
“Savaşın etkilerini daha çok oto ve sağlıkta göreceğiz”
Tuğtan’a göre savaşın sigorta sektöründeki en belirgin yansımaları, ithal girdiye duyarlı branşlarda ortaya çıkacak. Özellikle yedek parça ve medikal ürün maliyetlerindeki artışın oto ve sağlık sigortalarında baskı oluşturacağını belirten Tuğtan, “İthal girdi ve enerji maliyetlerine çok duyarlı olan oto hasarları ile tıbbi medikal ürün maliyetleri, oto ve sağlık branşlarını ciddi anlamda etkileyecek” ifadelerini kullandı. Aynı dönemde reasürans tarafında da kapasite arzı ve fiyatlama açısından yeni risklerin oluşabileceğine işaret etti.
Buna karşın bazı branşlarda sigortalılık oranının artabileceğini de söyleyen Tuğtan, işletmelerin yangın, nakliyat, iş kaybı ve iş durması gibi risklere karşı daha yüksek tehdit algısıyla hareket edebileceğini vurguladı:
“İşletmeler kendilerini daha fazla tehdit altında hissederek sigortalılık oranında bir miktar artış da yaratabilir.”
“Şu an için savaş kaynaklı bir zam söz konusu değil”
Sigorta sektörünün 2026 yılına ilişkin beklentilerini de değerlendiren Tuğtan, ilk çeyrek itibarıyla savaş kaynaklı doğrudan bir fiyat artışı yaşanmadığını söyledi. Tuğtan, hayat dışı sigorta sektörünün 2026’nın ilk çeyreğinde yüzde 27,6 büyümeyle 339 milyar liralık prim üretimine ulaştığını, ancak bu tablonun reel büyümeye işaret etmediğini belirtti. Tuğtan, özellikle kara araçları sorumluluk, yangın ve doğal afetler gibi lokomotif branşlarda reel büyüme görülmediğini vurguladı.
Anadolu Sigorta’nın ana stratejisinde bu aşamada bir değişiklik öngörmediklerini kaydeden Tuğtan, 2026’yı hacim değil sürdürülebilir değer yaratma yılı olarak planladıklarını anlattı:
“Ana stratejimizde bir değişiklik öngörmüyoruz. Ancak risk senaryolarımızı dinamik bir şekilde sürekli güncelliyoruz. Fiyatlama, portföy yönetimi, doğru risk seçimi ve güçlü reasürans kapasitesinin korunmasına odaklandık."
“Doğru risk seçimi ve doğru fiyatlama çok kritik”
Tuğtan, küresel risklerin arttığı dönemlerde sigorta şirketlerinin daha esnek ve daha veri odaklı modellerle hareket etmesi gerektiğini belirtti:
“Global risklerde çok iyi bir strateji kurgulamak durumundayız. Esnek modeller kullanmamız, risk senaryolarımızı gözden geçirmemiz, doğru risk seçimi ve doğru fiyatlama yapmamız lazım.”
Tuğtan, bu yaklaşımın özellikle oto ve sağlık gibi vatandaşla doğrudan temas eden branşlarda daha da önemli hale geldiğini ifade etti.
“Faiz destekleyici unsur, esas olan teknik gelir”
Faiz ortamının sigorta şirketlerinin mali gelirleri üzerindeki etkisine de değinen Tuğtan, yüksek faiz hadlerinin sektör için destekleyici olabileceğini, ancak bunun tek başına belirleyici olmadığını kaydetti.
“Faiz hadlerinin yüksek olduğu seviyelerde mali gelir sigorta sektörü için önemli destekleyici bir unsur” diyen Tuğtan, sigorta şirketlerinin portföy yapılarının farklı olduğunu, bu nedenle her şirketin aynı şekilde etkilenmeyeceğini vurguladı.

Anadolu Sigorta özelinde devlet iç borçlanma senetlerinde durasyonu savaş öncesinde kısalttıklarını, hisse senedi tarafında da görece düşük pozisyon taşıdıklarını belirten Tuğtan, bu nedenle volatiliteden sınırlı etkilendiklerini söyledi. Ancak Tuğtan’a göre asıl odak noktası mali gelir değil teknik gelir olmalı:
“Mali gelir önemli ama esas olan hep söylediğim gibi teknik gelir. Buraya biraz dikkat etmemiz gerekiyor.”
“Primleri belirleyen mali gelir değil, hasar maliyetleri”
Vatandaş tarafındaki fiyatlama tartışmalarına da değinen Tuğtan, primlerin belirlenmesinde ana unsurun mali gelir değil, hasar maliyetleri olduğunu söyledi:
“Mali gelirin yüksek olduğu dönemlerde primler bir miktar baskılanıyor. Ama primleri belirleyen mali gelir değil, hasar maliyetleri. Özellikle kasko branşında prim artışının çok üzerinde bir hasar maliyeti artışı yaşandı."
Tuğtan trafik sigortasında ise maliyet öngörülebilirliğinin henüz tam sağlanamadığını belirtti:
“Hâlâ maliyetlerin öngörülebilirliğini sağlamış değiliz sigortacılık tarafında. Hasar frekansı, hukuki giderler ve yan maliyetler bu branşı çok daha karmaşık hale getiriyor."
Tuğtan SEDDK’nın attığı adımları ise olumlu değerlendirdi:
“Yasal otoritemizin bu anlamdaki düzenlemeleri çok yerinde. Bunun da mutlak surette vatandaşa yansıması olacaktır.”
“Kasko pahalı algısı nominal fiyattan geliyor”
Kasko tarafında dikkat çeken bir başka başlık ise fiyat algısı oldu. Tuğtan, trafik sigortasının altında kalan kasko fiyatlarının sektörde yoğun rekabeti gösterdiğini belirterek, mevcut kasko sahiplik oranının tüm araçlarda yüzde 26-27, otomobillerde ise yüzde 37-38 seviyesinde bulunduğunu söyledi. Sıfır kilometre araçlarda kasko sigortalılık oranının yüzde 80’lere kadar çıktığını, 10 yaş üzerindeki araçlarda ise belirgin düşüş yaşandığını aktardı.
“Kasko pahalı” algısının hâlâ sürdüğünü belirten Tuğtan, bunun daha çok nominal fiyat üzerinden yapıldığını vurguladı:
“Araç değerlerinin artışı ile kasko primlerinin artışına baktığımızda, araç değeri içindeki kasko primi oranının ciddi anlamda gerilediğini görüyoruz. Bu durum müşteri tarafında reel kazanç yarattı. Ancak sektör açısından teknik gelirleri aşağı çekti."
Tuğtan, savaşın bu branşta şu an için doğrudan bir zam baskısı yaratmadığını, ancak dinamik fiyatlama modelinin sürdüğüne de dikkat çekti:
“Statik bir yapımız yok, dinamik bir fiyatlama modeli yürütüyoruz. Amacımız adil ve sürdürülebilir bir fiyat yaratmak.”
“Sağlık sigortasında artışları şirketler keyfi belirlemiyor”
Sağlık sigortası primlerine yönelik tartışmalara da değinen Tuğtan, fiyatlamanın çok sayıda değişkene bağlı olduğunu söyledi:
“Sağlık sigortası primlerinde belirleyici, sigorta şirketlerinin kendi tercihiyle artırıyor gibi bir yaklaşım doğru değil. Yaş, kullanım alışkanlığı, network yapısı, hekim ücretleri, ilaç ve medikal cihaz maliyetleri gibi birçok unsur fiyat matematiğini belirliyor."
Medikal enflasyonun hem Türkiye’de hem dünyada en hızlı artan kalemlerden biri olduğunu vurgulayan Tuğtan, teknoloji ve veri temelli metodolojilerle operasyon maliyetlerini düşürmeye çalıştıklarını belirtti. Bu sayede izleyen yıllarda artışların medikal enflasyonun altında tutulabileceğini düşündüklerini söyledi.
Tamamlayıcı sağlık sigortasında pandemi sonrası hızlı büyümenin ardından dalgalı bir seyir yaşandığını ifade eden Tuğtan, 2024-2025 geçişinde özel sağlık sigortalarında yüzde 2,5, tamamlayıcı sağlıkta ise yüzde 1 sigortalı daralması görüldüğünü, 2026’nın ilk çeyreğinde ise yeniden artış başladığını anlattı.
“Burada stabil bir yapı kurmamız gerekiyor. Türkiye’de sağlık branşında koruma açığı var. Bunu yukarı yönlü düzenli büyümeyle kapatmamız gerekiyor.”
Anadolu Sigorta’dan üç sosyal sorumluluk başlığı
Programın sonunda Anadolu Sigorta’nın sosyal sorumluluk projelerine de değinen Tuğtan, şirketin 101. yılında toplumsal fayda ve sürdürülebilirliğe odaklanmayı sürdürdüğünü söyledi:
“Şu an aktif olarak üç büyük proje yürütüyoruz. Ormanın Gözleri, Anadolu Sigorta Kütüphaneleri ve Kurtaran Araç."