İnsan kaynakları alanının deneyimli isimlerinden Necmi Kavuşturan, kendisine ait teknenin bilgisi dışında insan kaçakçılığı olayında kullanılmasını, Rodos’ta başlayan hukuk mücadelesini, Interpol’e uzanan süreci ve sigorta boyutunu anlattı.
Uğur Güler ile Zeynep Türker’in sunduğu Sigortacı Kafası programının bu haftaki konuğu, insan kaynakları alanında Türkiye’nin duayen isimleri arasında gösterilen iş insanı Necmi Kavuşturan oldu. Kavuşturan, kariyer yolculuğunun yanı sıra hayatında derin iz bırakan, bir telefonla başlayıp Rodos’a, mahkemelere ve Interpol’e kadar uzanan sıra dışı bir olayı anlattı.
Kavuşturan’ın hikâyesi, kayıp kaptan endişesiyle başladı. Kaptanın abisinin “30 saattir haber alamıyoruz” telefonu üzerine ilk anda aklına bir kaza ihtimali geldi. Teknenin bağlı olduğu yerde olmadığını öğrenince bu kez “Tekne battı” diye düşündü. Ancak kısa süre sonra gerçek bambaşka bir noktaya uzandı: Tekne Marmaris’ten çıkış yapmış, Rodos’a gitmiş ve mültecilerle birlikte yakalanmıştı.
Kayıp kaptan endişesi, Rodos’ta yakalanan tekneye dönüştü
Necmi Kavuşturan, olaydan Ankara’da önemli bir görüşmedeyken haberdar olduğunu belirtti. Kaptanın teknede kaldığını ve tek başına çalıştığını söyleyen Kavuşturan, ilk anda kaptanın başına bir şey gelmiş olabileceğini düşündüğünü anlattı.
Teknenin yerinde olmadığının öğrenilmesiyle tablo değişti. Kavuşturan, önce bir deniz kazasından şüphelendi. Ancak Sahil Güvenlik hattındaki temasları sonrasında teknenin battığına dair bir bilgi olmadığı ortaya çıktı. Ardından gelen bilgi ise olayın seyrini tamamen değiştirdi.
Tekne Marmaris’ten çıkış yapmış, Rodos’a ulaşmış ve burada 15 mülteciyle birlikte yakalanmıştı. Kaptanın yanında kendisine yardım eden bir kişinin daha bulunduğu bilgisi de dosyaya eklendi.
Kavuşturan, o anı şöyle aktardı:
“İyi haber kardeşiniz hayatta, kötü haber böyle bir şey olmuş.”
Türkiye ve Yunanistan arasında başlayan hukuk trafiği
Olayın öğrenilmesinin ardından Kavuşturan, Türkiye’de ve Yunanistan’da aynı anda hukuki girişimlere başladı. Fethiye Başsavcılığı’na başvurularak teknenin çalındığı bildirildi. Rodos’ta avukat tutuldu. Adalet Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı, Atina Büyükelçiliği ve Rodos Başkonsolosluğu nezdinde temaslar yürütüldü.
Kavuşturan, özellikle Dışişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Rodos Başkonsolosluğu ve Atina Büyükelçiliği’nin süreçte yakından ilgilendiğini belirtti. Buna rağmen Yunanistan’daki süreç kısa sürede yalnızca teknenin iadesi meselesi olmaktan çıktı; Kavuşturan’ın da soruşturma kapsamında değerlendirilmesi ihtimali gündeme geldi.
Yunan makamları tekneye el koydu. Teknenin iadesi için yapılan başvurular ise ilk aşamada kabul edilmedi. Kavuşturan, “Teknemi iade edin. Dava sürsün ama teknemi verin. Bu bana maddi bir yük ve manevi bir kayıp” diyerek talepte bulunduğunu, ancak bu talebin reddedildiğini anlattı.
Interpol’e uzanan dosya
Sürecin en ağır taraflarından biri, dosyanın Interpol’e kadar uzanması oldu. Kavuşturan, Yunan makamlarının kendisiyle ilgili süreci insan kaçakçılığı suçlaması kapsamında değerlendirdiğini ve Interpol’e bildirim yapılmasına yönelik kararların gündeme geldiğini söyledi.
Bu nedenle bir süre yurt dışına çıkamadığını belirten Kavuşturan, yaşadığı sürecin yalnızca maddi değil, psikolojik olarak da çok yıpratıcı olduğunu vurguladı.
Dosyada kendisine tebligat yapıldığı iddiasının da yer aldığını anlatan Kavuşturan, evrakları tek tek incelediğini, Türkiye’de Adalet ve Dışişleri Bakanlığı üzerinden gelen herhangi bir tebligat bulunmadığını ortaya koyduklarını söyledi.
“Bir konuda suçunuz yoksa, hukuken haklıysanız ve doğruyu yaptığınızı biliyorsanız çok da tedirgin olmanıza gerek yok” diyen Kavuşturan, buna rağmen bir yazın, bir baharın ve uzun bir dönemin bu stresle geçtiğini ifade etti.
“Tekne Türk bayraklı olmasaydı bu kadar sıkıntı yaşamazdık”
Kavuşturan, Yunanistan’a ve Yunan halkına karşı olumsuz bir bakışı olmadığını özellikle vurguladı. Yunanistan’ı sevdiğini, iki ülke insanlarının komşuluk ve dostluk içinde yaşaması gerektiğini belirtti. Ancak yaşadığı hukuk sürecini değerlendirirken çok sert bir ifade kullandı:
“Uygulanan hukuk düşman hukuku.”
Kavuşturan’a göre teknenin Türk bayraklı olması sürecin daha ağır ilerlemesine yol açtı. “Eğer bu tekne Türk bayraklı olmasaydı bu kadar sıkıntı yaşamazdık” diyen Kavuşturan, teknenin iadesi sürecinde yaşadığı zorlukları, marina ve yediemin masraflarını, avukatlık giderlerini, çeviri ve belge maliyetlerini ayrıntılarıyla anlattı.
Kavuşturan, tüm süreçte 100 bin euronun üzerinde maddi zarara uğradığını belirtti.
Kaptan ve yardım eden kişiye 7’şer yıl hapis cezası
Kavuşturan’ın aktardığına göre dava 21 Ocak’ta başladı ve iki gün sürdü. Dava sonunda kaptan ve ona yardım eden kişi 7’şer yıl hapis cezası aldı.
Kaptanın bu işten 26 bin 800 euro aldığı bilgisini paylaşan Kavuşturan, kişi başı 9 ila 10 bin euro arasında paraların konuşulduğunu ve toplamda 150 bin euroya yakın bir para trafiğinden söz edildiğini anlattı.
Kavuşturan, kaptanın kendisiyle yalnızca iki buçuk aydır çalıştığını; ancak daha önce güvenilir bir referansla geldiğini, bir dostunun yanında altı buçuk yıl görev yaptığını ve hakkında herhangi bir suç kaydı bulunmadığını söyledi.
“Her şeyini araştırdım ama buna rağmen böyle bir şey başa gelebiliyor” diyen Kavuşturan, tekne sahipliği açısından en kritik konulardan birinin kaptan seçimi olduğunu vurguladı.
Tekne sahiplerine vekâlet uyarısı
Yaşadığı olaydan çıkardığı en önemli derslerden birinin vekâlet meselesi olduğunu belirten Kavuşturan, kaptanlara verilen geniş yetkili vekâletlerin ciddi riskler doğurabileceğini söyledi.
Türkiye’de yaygın kullanılan standart vekâletlerin yurt dışı çıkışlarda tekne sahibi açısından büyük sorumluluk yaratabileceğini belirten Kavuşturan, tekne sahiplerine açık bir uyarıda bulundu:
“Her kim kaptanına böyle bir vekâlet verdiyse herkes bu vekâletlerini iptal etsin. Her bir çıkışta bir vekâlet versin.”
Kavuşturan’a göre Türk karasularında yaşanacak bir olayın takibi ve müdahalesi çok daha kolayken, yurt dışına çıkışla birlikte mesele uluslararası hukukun alanına giriyor. Bu da hem hukuki hem maddi riskleri büyütüyor.
Sigorta bu işin neresinde?
Olayın sigorta boyutu da tekne sahipleri açısından önemli bir başlık oluşturdu. Zeynep Türker’in verdiği bilgilere göre bu tür vakalarda ilk bakılan başlıklardan biri kaptan ya da gemi personeli tarafından yapılan suistimaller oluyor. Yat sahipleri açısından kaptan suistimali, güvenin kötüye kullanılması ve suç niteliğindeki eylemler, poliçelerde çoğu zaman istisna kapsamında değerlendiriliyor.
Türker’in aktardığı çerçevede, gemi personeli suistimali ticari gemilerde daha sık karşılaşılan ve bazı durumlarda yüksek primlerle sigortalanabilen bir alan. Ancak yat sahipleri için bu tür riskleri sigorta altına almak kolay görünmüyor.
Bu dosyada da temel sorun, zararın kök nedeninin kaptanın suistimali ve güvenin kötüye kullanılması olarak değerlendirilmesi. Bu nedenle Kavuşturan’ın cebinden çıkan marina, yediemin, çeviri, apostil, noter, belge ve diğer birçok masraf ile teknenin uğradığı zararların poliçe kapsamında karşılanması zor görünüyor. Buna karşılık hukuki masraflar için poliçedeki limitlerden yararlanılabileceği ifade ediliyor.
Zeynep Türker’in altını çizdiği bir diğer başlık ise kamu otoritesinin devreye girdiği durumlar. Olayda hem suç unsuru bulunması hem de Yunan makamlarının tekneye el koyması nedeniyle kamu otoritesi kaynaklı zararlar da poliçelerde genel istisna kapsamında değerlendirilebiliyor.
Kavuşturan ise bu yaklaşıma itiraz ediyor. Ona göre sigortanın temelinde sigortalının iyi niyeti olmalı.:
“Benim hiçbir kötü niyetim yok.”
Kavuşturan, tekneyi gelişigüzel birine teslim etmediğini, kaptanı araştırdığını ve olayda kendi kusurunun bulunmadığını vurgulayarak şunları söyledi:
“Burada benim bir mağduriyetim var ve bu mağduriyetin olmasında benim hiçbir suçum yok.”
Sigorta şirketiyle ayrıca görüşeceğini belirten Kavuşturan, gerekirse bu konuyu dava konusu yapabileceğini de ifade etti. Kavuşturan’a göre ortada ağır bir mağduriyet varsa ve sigortalının kusuru bulunmuyorsa, sigorta bu mağduriyeti tamamen dışarıda bırakmamalı.
“Teknen var mı, derdin var”
Kavuşturan, yaşadığı sürecin ardından tekne sahipliğine bakışının da değiştiğini anlattı. Denizi ve tekne yaşamını çok sevdiğini söyleyen Kavuşturan, buna rağmen tekne sahibi olmanın yalnızca keyif değil, ciddi bir sorumluluk ve risk alanı olduğunu vurguladı.
Kaptan bulmanın, tekneyi sigortalatmanın, marina ayarlamanın ve tekneyi yeniden teslim almanın bile ayrı ayrı stres başlığı haline geldiğini belirten Kavuşturan, yaşadığı süreci şu sözlerle özetledi:
“Teknen var mı, derdin var.”
Necmi Kavuşturan’ın yaşadığı olay, yalnızca kişisel bir mağduriyet hikâyesi değil; tekne sahipleri, sigorta sektörü ve risk yönetimi açısından da dikkatle okunması gereken bir dosya niteliği taşıyor. Güven, vekâlet, poliçe istisnaları, kamu otoritesi kararları ve uluslararası hukuk; bir teknenin Rodos’ta yakalanmasıyla başlayan bu hikâyede aynı anda gündeme geliyor.
Kavuşturan’ın anlattıkları ise tekne sahipleri için net bir uyarı bırakıyor: Güven önemli, ama tek başına yeterli değil. Vekâletler, poliçe kapsamları ve hukuki riskler en az güven kadar yakından takip edilmeli.

