AXA Türkiye CEO’su Yavuz Ölken, sigortacılığın yalnızca hasar gerçekleştikten sonra ödeme yapan bir yapıdan ibaret olmadığını belirterek, önleyici sigortacılığın sağlıkta erken teşhisten risk mühendisliğine, siber güvenlikten yangın risklerine kadar geniş bir alanda yeni bir kültür oluşturduğunu söyledi. Ölken, adaptif sigortacılığın da AXA Türkiye’nin 2030 vizyonunda “olmazsa olmaz” hedeflerden biri olduğunu vurguladı.
Sigortacılığın yeni döneminde asıl mesele yalnızca hasar gerçekleştikten sonra ödeme yapmak değil. Artık riskin daha oluşmadan görülmesi, azaltılması ve yönetilmesi gerekiyor. Değişen yaşam biçimleri, artan sağlık riskleri, akıllı konutlar, siber tehditler, endüstriyel hasarlar ve müşteri beklentilerindeki dönüşüm, sigortayı daha önleyici, daha esnek ve daha kişiselleştirilmiş bir yapıya doğru taşıyor.
AXA Türkiye CEO’su Yavuz Ölken, bu dönüşümün merkezinde önleyici ve adaptif sigortacılığın yer aldığını söylüyor. Ölken’e göre önleyici sigortacılık sağlıkta erken teşhisten risk mühendisliğine, yangın risklerinden siber güvenliğe kadar geniş bir alanda yeni bir kültür oluşturuyor. Adaptif sigortacılık ise müşterinin, acentenin, çalışanın ve teknolojinin değişen ihtiyaçlarına uyum sağlayabilen yeni sigorta modelini temsil ediyor.
“ÖNLEYİCİ SİGORTACILIKTA SAĞLIK BİZİ UMUTLANDIRIYOR”
Yavuz Ölken, önleyici sigortacılığın en güçlü gelişim alanlarından birinin sağlık olduğunu söyledi. Sağlık sigortalarında önleyici yaklaşımın erken teşhis, görüntüleme yöntemleri, aşılar ve düzenli kontrollerle daha güçlü hale geldiğini belirten Ölken, amaçlarının sigortalının ileride daha büyük sağlık sorunlarıyla karşılaşmasını önlemek ve aynı zamanda sağlık sigortalarının sürdürülebilirliğini artırmak olduğunu ifade etti.
“Önleyici sigortacılıkta sağlık bizi en çok umutlandıran alan oldu” diyen Ölken, bu kavramın ortaya çıkmasında sağlık sigortalarının önemli bir rol oynadığını belirtti.
Ölken, “Olay olmadan önce bir teşhis veya bir tespit varsa buna destek olmalıyız” diyerek sağlıkta önleyici yaklaşımın önemini şöyle anlattı:
“Sağlık sigortalarında teşhisi hızlandırmak, vücudumuzda ileride bizi zora sokacak bir sağlık problemi varsa bunu test etmek, görüntüleme yöntemlerini poliçelere eklemek önemli. Çeşitli aşılar var. Rahim ağzı aşısından, zona aşılarından bahsediyoruz. Bunlar artık bireylerin kendini koruması için sigorta kapsamına alınmaya başlayan unsurlar.”
Ölken, obezite ve yaşlı bakımı üzerine de çalışmalar yürüttüklerini belirterek, sağlık sigortalarında önleyici hizmetlerin hem bireyin yaşam kalitesini artırabileceğini hem de uzun vadede maliyetleri daha yönetilebilir hale getirebileceğini söyledi.
“ÖNLEYİCİ SAĞLIK YATIRIMI KENDİNİ DENGELEYEBİLİYOR”
Önleyici sağlık uygulamalarının maliyetleri artırıp artırmayacağına ilişkin değerlendirmede bulunan Ölken, sağlık sigortalarının otomobil sigortalarından farklı bir yapıya sahip olduğuna dikkat çekti. Sağlık sigortasında sigortalı kalma süresinin çok daha uzun olduğunu belirten Ölken, bu nedenle erken teşhis ve önleyici uygulamaların uzun vadede önemli bir denge yarattığını ifade etti.
“Sağlık bir başlıyorsunuz 30-35 yaşında, 70-80 yaşına kadar devam edebiliyor. Dolayısıyla hasar maliyeti ne kadar optimal kalırsa primler de bireyler için daha sürdürülebilir oluyor. Hem sağlıklı hem de konforlu bir yaşam yaşıyorsunuz.”
Ölken, hiçbir uygulamanın maliyeti hesaplanmadan ürüne eklenemeyeceğini vurgulayarak, eldeki verilerin önleyici sağlık hizmetlerine yapılan yatırım ile sağlanan tasarrufun birbirini dengeleyebildiğini gösterdiğini söyledi.
AXA Türkiye çalışanları üzerinden yaptıkları bir uygulamayı da örnek gösteren Ölken, çalışanların ailelerine yönelik check-up çalışmasında hiç bilinmeyen bazı rahatsızlıkların tespit edildiğini anlattı.
“Hiç beklenmeyen, bilinmeyen rahatsızlıklar ortaya çıktı. Onlar akışta devam etseydi belki 3-4 yıl sonra çok yüksek maliyetli bir durum ortaya çıkabilirdi. Erken teşhis yapılan birkaç vaka olduğunu biliyorum. Şu anda çok daha sağlıklılar ve geleceğe daha umutla bakıyorlar.”
“RİSK MÜHENDİSLİĞİ DE ÖNLEYİCİ SİGORTACILIĞIN PARÇASI”
Yavuz Ölken’e göre önleyici sigortacılık yalnızca sağlıkla sınırlı değil. Konutlardan ticari işletmelere, endüstriyel tesislerden siber risklere kadar pek çok alanda bu yaklaşımın karşılığı bulunuyor.
Konutların akıllanması, elektronik cihazların yaygınlaşması, otomatik sistemlerin devreye girmesi ve yangın risklerinin artmasıyla birlikte, sigorta ürünlerinin içine erken uyarı, alarm ve yangın söndürme sistemleri gibi çözümlerin entegre edilmesinin önem kazandığını belirten Ölken, “Olası bir durumu önceden haber eden imkânları yaratmak da önleyici sigortacılıktır” dedi.
Ticari ve endüstriyel tarafta ise risk mühendisliği çalışmalarının önleyici sigortacılığın en somut örneklerinden biri olduğunu vurgulayan Ölken, AXA Türkiye’nin risk mühendisliği ekibinin yılda 5 binin üzerinde işletmeyi ziyaret ettiğini söyledi.
“Risk mühendisliği kadromuz var; bunun da adı önleyici sigortacılık. Bu kadromuz senede 5 binin üzerinde işletme geziyor. Her birinin risk analizini yapmanın ötesinde, eksik gördükleri bir şey varsa bunları gündeme getiriyor ve raporların takibini yapıyor.”
Ölken, risk mühendislerinin termal kameralarla elektrik panolarını kontrol ettiğini, ısınma görülen kablolar veya bakım ihtiyacı bulunan panolar konusunda işletmeleri uyardığını belirterek, basit görünen bu uyarıların büyük hasarların önüne geçebileceğini söyledi.
“Biz en çok elektrik kontağından hasar alıyoruz. Her 100 ziyaretten 5’inde elektrik panolarının bakımını hatırlatmanız bile önleyici sigortacılıktır.”
“BU BİR KÜLTÜREL DÖNÜŞÜM”
Önleyici sigortacılığın sadece sigorta şirketlerinin değil, sigortalıların ve işletmelerin de risk yönetimi anlayışını değiştirmesi gereken bir alan olduğunu belirten Ölken, bu yaklaşımın temel amacını iki başlıkta özetledi: hasar maliyetini ve frekansını düşürmek, bireylerin ve işletmelerin varlıklarının ömrünü uzatmak.
“Bu bir kültürel dönüşüm. Maksat hasar maliyetini ve frekansını aşağı çekmek. İkinci olarak da işletmelerimizin veya bireylerin varlıklarının ömrünü uzatmak. İşletmenin hayatını sürdürmesi lazım” diyen Ölken, karmaşıklaşan riskler karşısında sigortacılığın yalnızca teminat sunan değil, yol gösteren ve risk yönetimini paylaşan bir yapıya dönüşmesi gerektiğini söyledi.
Siber sigortaları da bu dönüşümün önemli alanlarından biri olarak değerlendiren Ölken, siber risklerde yalnızca hasarı karşılamanın yeterli olmayacağını, müşteriye ne yapmaması gerektiğini anlatmanın da sigortacılığın parçası haline geldiğini ifade etti.
“Siber sigortada da önleyici sigortacılık geliştirmeniz lazım. İnsanları uyarmanız gerekiyor. Müşteriye mobil aplikasyonlarla neler yapmaması gerektiğini anlatmanız gerekiyor. Dosyalarını ve dokümanlarını nasıl koruyacağını da öğretmeniz lazım.”
“ÖNLEM ALANLA ALMAYAN ARASINDA FARK YARATILMALI”
Yavuz Ölken, önleyici sigortacılığın davranış değişikliği yaratabilmesi için iyi risk ile kötü riskin ayrıştırılması gerektiğini söyledi. Ancak bunun bir cezalandırma mantığıyla değil, doğru fiyatlama, doğru muafiyet ve doğru risk yönetimi anlayışıyla yapılması gerektiğini vurguladı.
“Önlemlerini yapanla yapmayan arasında fark yaratıyorsunuz. Aynı iki işletmeyi yan yana koyduğunuzda, biri sizinle iş birliği yaparak önlemleri beraberce inşa ediyor, diğeri yapabileceklerinin sınırlı olduğunu söylüyor.”
Ölken’e göre iyi ve kötü riskin ayrıştırılması, sigorta sisteminin sürdürülebilirliği açısından önemli bir araç. Sağlık sigortalarında ise önleyici uygulamalarla daha fazla iş birliği yapan sigortalılar için prim tasarrufu ve yaşam kalitesini artıracak sadakat programları gündeme gelebilir.

GENETİK TARAMA İÇİN YENİ İŞ BİRLİĞİ EYLÜLDE BAŞLIYOR
Önleyici sigortacılık alanında yeni bir iş birliğine de dikkat çeken Ölken, genetik taramalar konusunda dünyada onaylı sertifikasyona sahip bir çözüm ortağıyla anlaşma yaptıklarını söyledi.
Ölken, eylül itibarıyla klinik uygulamalarını görmeyi bekledikleri bu çalışmanın, sigortalılara sunulacak önemli bir hizmet olabileceğini belirtti.
“Genetik taramalarla dünyada onaylanmış sertifikasyonu olan bir çözüm ortağıyla iş birliği yaptık. Sigortalılara bu hizmeti sunduğumuzda kullanıp kullanmamakta serbest olacaklar. Ama kişinin nasıl bir hayat standardında olması gerektiğini söyleyen tavsiyeler var. Bunları önleyici sigortacılık paketinde çok kıymetli görüyorum.”
Ölken, tüm bu adımların daha yönetilebilir ve tahmin edilebilir bir sigorta ekosistemi yaratmaya hizmet ettiğini söyledi.
“ADAPTİF SİGORTACILIK 2030’UN OLMAZSA OLMAZI”
Yavuz Ölken, önleyici sigortacılıkla birlikte adaptif sigortacılığın da AXA Türkiye’nin gelecek vizyonunda kritik bir yer tuttuğunu belirtti. Adaptif sigortacılığın yalnızca teknolojiyle ilgili olmadığını, önce insanla ve kurum kültürüyle başladığını vurguladı.
“Adaptif sigortacılık bizim şirketin 2030 olmazsa olmaz hedefi. Adaptif sigortacılık bir kere insandan başlıyor. Önce adaptif çalışanlar, adaptif yöneticiler olmamız lazım. Geleneksel düşünceyi bırakmak durumundayız.”
Ölken’e göre adaptif sigortacılık, kurumların çalışan davranışlarındaki değişime, müşteri beklentilerine, acentelerin ihtiyaçlarına, sermayedarların önceliklerine, düzenleyici kurumların yaklaşımlarına ve teknolojik gelişmelere aynı anda uyum sağlayabilmesini gerektiriyor.
Bu nedenle adaptif sigortacılığın bir gecede hayata geçirilebilecek bir proje değil, kültürel bir dönüşüm yolculuğu olduğunu belirten Ölken, “Önce adaptif liderlik kavramına oturtmak gerekiyor” dedi.
“MÜŞTERİ HANGİ KANALDAN GELMEK İSTİYORSA ORADA OLMAK ZORUNDAYIZ”
Adaptif sigortacılığın en önemli boyutlarından birinin müşteriyle temas kanallarının çeşitlenmesi olduğunu ifade eden Ölken, müşterinin sigorta şirketine hangi kanaldan ulaşmak istiyorsa o kanalın açık olması gerektiğini söyledi.
“Müşteri size kaç kanaldan talepte bulunmak istiyorsa hepsi açık olmak zorunda. ‘Sadece bu kanal var’ dediğinizde oyunu kaybedersiniz” diyen Ölken, sosyal mecralardan mobil uygulamalara, web arayüzlerinden SMS ve diğer iletişim araçlarına kadar tüm temas noktalarının güvenli ve entegre bir şekilde çalışması gerektiğini belirtti.
Ölken, teknolojinin bu noktada kritik bir rol oynadığını, ancak tek başına yeterli olmadığını söyledi. Ona göre başarılı bir dijital mimarinin arkasında müşteri, çalışan ve acente empatisi bulunmak zorunda.
“Teknik mimariniz mükemmel olabilir. Ama müşteriden, çalışandan ve acenteden gelen çağrıyı dinlemeden yaptığınız ön yüzleri, mobil aplikasyonları servis ederseniz bu sefer adapte olamazsınız. Oyunu kaybedersiniz.”
“HİPER KİŞİSELLEŞMİŞ ÜRÜNLERE HAZIR OLMAK GEREKİYOR”
Yavuz Ölken, 2018 yılında başlattıkları Sigorta 4.0 yolculuğuyla gelecek teknolojilerini anlamaya ve bunların sigortacılığa sunacağı fırsatları değerlendirmeye başladıklarını söyledi. Veri altyapısı, mobil uygulamalar, entegrasyon kabiliyeti ve farklı platformlara hizmet verebilme becerisinin adaptif sigortacılığın temel unsurları arasında yer aldığını belirtti.
Ölken’e göre yeni dönemde sigortacılık yalnızca modüler ürünlerden ibaret olmayacak. Müşterinin yaşam biçimine, ihtiyaç anına ve kullanım alışkanlığına göre şekillenen hiper kişiselleşmiş çözümler öne çıkacak.
“Küçük evde yaşayanın küçük poliçe alabileceği bir imkân. Kullandığın kadar öde, uçtuğun kadar öde gibi modeller. Hiper kişiselleşme deniyor buna. Adapte olmanın en kritik başlığı, hiper kişiselleşmiş ürünlere hazır olmak.”
Ölken, sektörün yıllarca modüler sigortacılık kavramını konuştuğunu ancak yeni dönemin bunun ötesine geçtiğini belirterek, sigortanın artık müşterinin yaşam biçimine ve ihtiyaç duyduğu ana göre şekillenmesi gerektiğini söyledi.
“GELECEKTE DAHA ÇOK SİGORTALANMIŞ BİR TÜRKİYE BEKLİYORUM”
2035’e doğru Türkiye’de sigortacılığın nasıl şekilleneceğine ilişkin değerlendirmede bulunan Ölken, sigortalılık oranlarının artacağına inandığını söyledi. Yeni neslin daha yüksek risk farkındalığıyla geldiğini belirten Ölken, özellikle sağlık, cihaz, araç ve varlık koruması gibi alanlarda sigorta ihtiyacının daha görünür hale geleceğini ifade etti.
“Daha çok sigortalanmış insanlar ve varlıklar bekliyorum. Yeni nesil endişelerle geliyor. Yeni nesil risk farkındalığı yüksek geliyor. Sahip olduğu değerleri korumak istiyor. Çünkü ona yeniden ulaşamayacağının çok farkında.”
Dağıtım kanalları açısından ise önümüzdeki 10 yılda dramatik bir kırılma beklemediğini belirten Ölken, acente, broker ve banka kanalının önemini koruyacağını; buna karşılık gömülü sigortacılık, direkt sigortacılık ve dijital pazar yerlerinin de adım adım büyüyeceğini söyledi.
AXA TÜRKİYE’DEN DÜNYAYA TAŞINAN UYGULAMALAR
AXA Türkiye’nin küresel AXA Grubu içindeki konumuna da değinen Ölken, Türkiye’de geliştirilen bazı teknoloji ve iş modellerinin farklı pazarlara ilham verdiğini söyledi. AXA FAST olarak adlandırılan, görüntü tanıma teknolojisiyle çalışan akıllı ekspertiz ve sahte hasar yönetim modelinin Fas ve Nijerya’da kullanıldığını belirtti.
Ayrıca dijital sağlık ürünlerinin Kolombiya’da adapte edilmeye çalışıldığını, Türkiye’de kurgulanan veri ve yapay zekâ mimarisinin ise AXA’nın uluslararası pazarlardaki 17 ülkesi tarafından dikkatle takip edildiğini ifade ederek “Türkiye’nin teknoloji, sadeleşme ve büyüme projelerini bir araya getiren analitik çalışmaların da AXA içinde dikkat çektiğini söyleyebilirim” dedi.
