DASK Genel Sekreteri Balkır Demirkan, Türkiye’de sigorta koruma açığının yüzde 57’yi aştığını belirterek Zorunlu Afet Sigortası’nın önemine dikkat çekti.
İstanbul İklim Finansmanı Zirvesi’nde konuşan Doğal Afet Sigortaları Kurumu (DASK) Genel Sekreteri Balkır Demirkan, iklim kaynaklı afetlerin ekonomik etkisinin hızla büyüdüğünü belirterek afet sonrası kaynak arayan reaktif modeller yerine, finansmanın afet öncesinde planlandığı proaktif sistemlere geçilmesi gerektiğini söyledi.
“COP31 Vizyonundan İklim Eyleminin Finansmanına” temasıyla gerçekleştirilen İstanbul İklim Finansmanı Zirvesi kapsamında, Türkiye Sigorta Birliği tarafından “Uyum Finansmanı Perspektifinden: İklim Riskleri ve Yeni Stratejiler” başlıklı bir oturum düzenlendi.
Oturumun açılış konuşmasını gerçekleştiren Balkır Demirkan; iklim ve afet riskleri karşısında finansal dayanıklılığın güçlendirilmesi, afet riski finansmanı, sigorta havuzlarının rolü ve DASK’ın gelecekte üstlenebileceği sorumluluklar hakkında değerlendirmelerde bulundu.
Küresel ekonomik kayıp 220 milyar dolara ulaştı
İklim kaynaklı afetlerin hem sıklığının hem de ekonomik etkisinin arttığına dikkat çeken Demirkan, 2025 yılında dünyada meydana gelen doğal afetlerin yaklaşık 220 milyar dolarlık ekonomik kayba yol açtığını söyledi.
Bu kaybın yalnızca 107 milyar dolarlık bölümünün sigorta koruması altında bulunduğunu belirten Demirkan, Olası En Yüksek Hasar olarak ifade edilen PML modellemelerine göre sigortalanması gereken riskin 424 milyar dolara kadar çıktığını kaydetti.
Demirkan, ekonomik kayıplarla sigortalı kayıplar arasındaki farkın küresel ölçekte büyük bir koruma açığı oluşturduğunu belirterek, bu açığı azaltacak finansal mekanizmaların hızla hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı.
Sel felaketlerinin sayısı yüzde 134 arttı
Dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan sel ve orman yangınlarını örnek gösteren Demirkan, iklim değişikliğinin etkilerinin artık yalnızca belirli ülkelerle sınırlı kalmadığını söyledi.
Son 20 yılda dünyada meydana gelen sel olaylarının sayısının, önceki 20 yıllık döneme göre yüzde 134 arttığını belirten Demirkan, sigortacılık açısından bu tablonun risk frekansının iki kattan fazla yükselmesi anlamına geldiğini ifade etti:
“Bir riskin gerçekleşme sıklığı artıyorsa, sigorta ihtiyacı ve yeni bir ürün geliştirme gerekliliği ortaya çıkıyor. Afet havuzları da tam olarak bu noktada devreye giriyor.”
İklim olaylarının ülkeleri, hatta kıtaları aynı anda etkileyebildiğine dikkat çeken Demirkan, bu nedenle bireysel sigorta çözümlerinin yanında daha geniş katılımlı ve çoklu riskleri kapsayan afet havuzlarının oluşturulmasının önem kazandığını söyledi.
Türkiye’de koruma açığı yüzde 57’yi aşıyor
Türkiye’de iklim ve afet kaynaklı ekonomik kayıpların ölçülmesinde veri eksikliği bulunduğunu belirten Balkır Demirkan, sağlıklı bir risk yönetimi için öncelikle kayıpların ölçülebilir hale getirilmesi gerektiğini vurguladı.
Yılın ilk yarısında farklı kaynaklardan derlenen bilgilere göre yaklaşık 20 milyar TL’lik hasar oluştuğunu aktaran Demirkan, bütün riskleri kapsayan zorunlu bir sigorta sisteminin bulunmaması nedeniyle toplam ekonomik kaybın ve sigorta korumasının net biçimde hesaplanamadığını söyledi.
Türkiye’deki genel sigorta koruma açığının yüzde 57’nin üzerinde olduğuna işaret eden Demirkan, 6 Şubat Kahramanmaraş merkezli depremleri bu açıdan önemli bir örnek olarak gösterdi.
Depremlerin yaklaşık 105 milyar dolarlık ekonomik kayba neden olduğunu hatırlatan Demirkan, sigorta sektörü tarafından karşılanan tutarın yaklaşık 5,5 milyar dolar seviyesinde kaldığını belirtti. Demirkan, bu afet özelinde koruma açığının yüzde 90’a yaklaştığını ifade etti.
Afet sonrasında kaynak aramak zaman kaybettiriyor
Afet risklerinin finansmanında iki farklı yaklaşım bulunduğunu anlatan Demirkan, afet meydana geldikten sonra kaynak aramaya dayanan “ex-post” modellerin önemli zaman kayıplarına neden olduğunu söyledi.
Afet öncesinde yeterli sigorta ve finansman mekanizması bulunmayan ülkelerin, felaketin ardından uluslararası kuruluşlardan kaynak toplamaya çalıştığını belirten Demirkan, bu süreçte hem finansmanın sağlanmasının hem de kaynağın nasıl kullanılacağının planlanmasının zaman aldığını kaydetti.
Buna karşılık “ex-ante” olarak adlandırılan proaktif finansman modelinde risklerin afet öncesinde ölçülebildiğini, finansman ihtiyacının hesaplanabildiğini ve riskin sigorta ile reasürans piyasalarına dağıtılabildiğini belirtti.
Demirkan, proaktif model sayesinde afet sonrasında ihtiyaç duyulan kaynağın önceden belirlenen kurallar çerçevesinde çok daha hızlı şekilde kullanılabileceğini söyledi.
Afet öncesi harcanan 1 dolar, 1,86 dolarlık kaybı önlüyor
Afetlere karşı dayanıklılık yatırımlarının ekonomik önemine dikkat çeken Demirkan, sunumunda yer verdiği verilere göre afet öncesinde risk azaltımı için harcanan her 1 doların yaklaşık 1,86 dolarlık finansal kaybı önleyebildiğini ifade etti.
Sigortanın yalnızca afet sonrasında hasar ödeyen bir sistem olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Demirkan, sigortanın riskin ölçülmesi, fiyatlandırılması, dağıtılması ve dayanıklılık yatırımlarının doğru alanlara yönlendirilmesi açısından da kritik bir araç olduğunu söyledi.
Vergi teşvikleri, dayanıklı yapıların desteklenmesi, kredi süreçlerinin risk verileriyle ilişkilendirilmesi ve afet sonrası müdahale planlarının hazırlanmasının ancak ölçülebilir bir sistemle mümkün olabileceğini kaydetti.
DASK için çoklu afet koruması vurgusu
Avrupa’daki katastrofik afet havuzlarını da değerlendiren Demirkan, bölgede faaliyet gösteren afet havuzlarının büyük bölümünün birden fazla afeti kapsadığını söyledi.
DASK’ın ise mevcut yapıda yalnızca deprem riskine karşı zorunlu güvence sunduğunu hatırlatan Demirkan, kurumun 26 yıllık deneyiminin çoklu afet sistemine geçiş açısından önemli bir altyapı oluşturduğunu ifade etti.
Avrupa’daki yüksek sigortalılık oranlarına ulaşan sistemlerde devlet desteği, özel yasal düzenlemeler ve sigortalılığı artıran kontrol mekanizmalarının birlikte kullanıldığını belirten Demirkan, Türkiye’de de sigortalılık oranını yükseltecek yeni yöntemlerin değerlendirilmesi gerektiğini dile getirdi.
Zorunlu Afet Sigortası ile teminat kapsamı genişleyebilir
Zorunlu Afet Sigortası’na ilişkin kanun taslağı çalışmalarının kamu ve sigorta sektörü tarafından yürütüldüğünü belirten Balkır Demirkan, yeni yapının temelinde tekli deprem teminatından çoklu afet güvencesine geçiş bulunduğunu söyledi.
Planlanan sistemle birlikte deprem teminatının yanı sıra sel, su baskını, heyelan, fırtına, hortum, çığ, dolu ve orman yangını gibi farklı afet risklerinin de aynı güvence yapısı içinde ele alınması hedefleniyor.
Zorunlu Afet Sigortası modelinde iki temel koruma katmanı üzerinde çalışıldığını aktaran Demirkan, bunlardan ilkinin binalarda meydana gelen maddi ve yapısal zararları, ikincisinin ise afetzedelerin acil nakit ihtiyacını karşılayacak insani yardım teminatını kapsadığını belirtti.
Bu yapıyla yalnızca konut sahiplerinin değil; kiracıların ve afetten doğrudan etkilenen diğer kişilerin de hızlı nakit desteğine ulaşabilmesinin amaçlandığını ifade etti.
Sigortalılık oranını artıracak kontroller gündemde
Türkiye’de yaklaşık 12 milyon yürürlükte DASK poliçesi bulunmasına karşılık ihtiyari konut sigortası sayısının yaklaşık 3,5 milyon seviyesinde olduğunu belirten Demirkan, zorunlu sigortalardaki yaygınlığın ihtiyari sigorta ürünlerini de desteklediğini söyledi.
Mevcut sistemde sigorta kontrolünün büyük ölçüde poliçenin vatandaş tarafından talep edilmesine dayandığına dikkat çeken Demirkan, yüksek sigortalılık oranlarına ulaşılması için arz yönlü kontrollerin güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Elektrik, su ve belediye hizmetleri gibi alanlarda poliçe kontrolü yapılması veya sigorta ürününü sunan taraflara daha güçlü yükümlülükler getirilmesi, değerlendirilebilecek yöntemler arasında gösterildi.
Yeni sistemde dört temel unsur öne çıkıyor
Demirkan’ın açıklamalarına göre Zorunlu Afet Sigortası’nın etkili bir finansal güvence sistemine dönüşebilmesi için dört temel unsur öne çıkıyor:
“Sigortalılık oranını yüzde 100’e yaklaştıracak arz yönlü kontrol mekanizmalarının kurulması, bina hasarının yanında acil nakit ihtiyacını karşılayacak parametrik insani yardım teminatının oluşturulması, bölge, yapı ve risk özelliklerine göre risk bazlı fiyatlandırmaya geçilmesi, büyük afetlerde yüz binlerce dosyayı ve ödeme talebini hızla yönetebilecek esnek bir operasyonel altyapının kurulması.”
Risk bazlı fiyatlandırmanın dayanıklı yapıların teşvik edilmesine de katkı sağlayabileceğini belirten Demirkan, düşük riskli ve dirençli yapıların prim avantajlarıyla desteklenebileceğini söyledi.
“Sigorta sadece hasar ödemiyor”
Kahramanmaraş depremlerinin ardından DASK’ın yaklaşık 540 bin dosyayı dokuz ay içinde sonuçlandırdığını hatırlatan Demirkan, parametrik karar mekanizmalarının ödemelerin hızlandırılmasında önemli rol oynadığını belirtti.
Afet sonrasında yalnızca binaların yeniden yapılmasının yeterli olmadığını vurgulayan Demirkan, afetzedelerin barınma, ulaşım, gıda ve günlük yaşam ihtiyaçları için hızlı nakde erişmesinin de hayati önem taşıdığını söyledi.
Sigortanın afet risklerinin yönetilmesindeki en önemli finansal araçlardan biri olduğunu ifade eden Demirkan, sözlerini şöyle tamamladı:
“Sigorta sadece hasar ödemiyor. Riski ölçüyor, yönetiyor ve transfer ediyor. Çoklu afet havuzları ve katmanlı risk transferi modelleriyle kapasiteyi büyütmek mümkün. Zorunlu Afet Sigortası da hem vatandaşlar hem kamu hem de sigorta sektörü açısından önemli bir finansal model olacaktır.”