Türkiye Sigorta Birliği’nin Nisan 2026 tarihli Durum Belgesi, sigorta ve emeklilik sektöründe kapsamlı reform gündemini ortaya koydu. Belgede trafik sigortasında yapısal çözüm, özel sağlık sigortalarında teşvik mekanizması, tamamlayıcı emeklilik sistemi, yatırım fonlu sigortalar, finansal sigortalar ve dijital dağıtım kanalları öne çıktı.
Türkiye Sigorta Birliği’nin Nisan 2026 tarihli “Türkiye Sigorta ve Emeklilik Sektörü Durum Belgesi”, sigorta sektörünün önümüzdeki döneme ilişkin temel gündem başlıklarını ve reform beklentilerini ortaya koydu. Belgede sigortacılığın yalnızca poliçe düzenleyen ve hasar ödeyen bir yapı olmadığı; riskleri öngören, yöneten ve finansal sistem içinde paylaşan stratejik bir mekanizma haline geldiği vurgulandı.
Küresel ekonomide belirsizliklerin arttığı, iklim değişikliğinin risk yapısını dönüştürdüğü ve dijitalleşmenin yeni fırsatlarla birlikte yeni riskler yarattığı bir dönemde sigorta sektörünün ekonomik istikrar açısından taşıdığı rol daha görünür hale geliyor. TSB’ye göre sektör; afetler sonrasında kamu bütçesine yansıyan yükün paylaşılması, bireysel emeklilik sistemiyle uzun vadeli fon oluşturulması ve finansal sigortalar yoluyla yatırım güvenliğinin desteklenmesi açısından kalkınma sürecinin asli paydaşlarından biri konumunda bulunuyor.
Belgede 2030 vizyonuna da yer verildi. Buna göre sigorta ve emeklilik sektörünün iki kat büyütülerek toplam prim üretiminin 50 milyar ABD doları seviyesine çıkarılması ve sigorta penetrasyon oranının yüzde 4,7’ye yükseltilmesi hedefleniyor. Ancak bu hedef, yalnızca sayısal büyüme olarak değil; daha güçlü tasarruf tabanı, daha düşük kamu risk yükü ve daha dirençli ekonomi anlamına gelen bir dönüşüm perspektifiyle ele alınıyor.
Sermaye yapısında güçlenme var, kalıcılık teknik kârlılığa bağlı
Durum Belgesi’ne göre 2025 yılı dördüncü çeyrek itibarıyla sigorta ve emeklilik sektörünün aktif büyüklüğü 3,8 trilyon TL’ye, öz kaynak büyüklüğü ise 436 milyar TL’ye ulaştı. Sermaye yeterlilik oranı yüzde 194 seviyesine yükseldi. Bu tablo sektörün sermaye yapısında son dönemde önemli bir iyileşmeye işaret ediyor.
Buna karşın TSB, söz konusu iyileşmede yatırım gelirlerinin geçici etkisinin belirleyici olduğuna dikkat çekiyor. Faizlerin düşmesiyle yatırım gelirlerinin azalabileceği bir döneme girilirken, sektörün kârlılığını teknik sonuçlar üzerinden sürdürebilmesi kritik önem taşıyor.
Bu noktada en temel sorun alanlarından biri trafik sigortası olarak öne çıkıyor. Belgede trafik sigortasında SGK payı, değer kaybı ödemeleri, bedeni tazminat hesaplamalarındaki belirsizlikler ve yargı kararlarının geriye dönük etkilerinin maliyetleri artırdığı ifade ediliyor. TSB’ye göre bu maliyetlerin önemli bir bölümü sigortalılara ya da hak sahiplerine doğrudan fayda sağlamazken, şirketlerin teknik kârlılığını ve öz kaynak büyümesini sınırlıyor.
Trafik sigortasında köklü çözüm arayışı
TSB Durum Belgesi’nin en geniş başlıklarından biri trafik sigortası oldu. Belgede 2025 yılı Aralık ayı itibarıyla trafiğe kayıtlı araç sayısının 33,4 milyon, yürürlükteki poliçe sayısının ise 26,4 milyon olduğu belirtildi. Bu kadar geniş bir penetrasyona sahip olan trafik sigortası, çok taraflı sorunların çözülememesi nedeniyle sektör açısından önemli bir baskı alanı olarak değerlendiriliyor.
TSB verilerine göre trafik branşında 2025 yılı dördüncü çeyrek itibarıyla teknik zarar 59,2 milyar TL oldu. Yatırım gelirleri hariç bırakıldığında ise bu zarar 100,7 milyar TL’ye yükseldi. Bu tablo, trafik sigortasında yalnızca prim düzeyine değil; hasar frekansına, kamu kesintilerine, tazminat hesaplamalarına, yedek parça ve onarım maliyetlerine birlikte odaklanılması gerektiğini gösteriyor.
Belgede trafik kazalarının azaltılması, en öncelikli çözüm alanlarından biri olarak konumlandırılıyor. 2025 yılında Türkiye’de toplam 1 milyon 594 bin 623 trafik kazası meydana geldi. Bu kazaların 1 milyon 306 bin 370’i maddi hasarlı, 2 bin 166’sı ölümlü, 286 bin 87’si ise yaralanmalı kazalardan oluştu. Kazalar sonucunda olay yerinde 2 bin 541 kişi hayatını kaybetti, 407 bin 352 kişi yaralandı.
TSB, Türkiye’de 100 araç başına düşen kaza sayısının yaklaşık 7,1 seviyesine ulaştığını; bu oranın Almanya’da 4,2, İngiltere’de 3,1, ABD’de ise 2,3 olduğunu belirtiyor. Bu nedenle trafik güvenliği politikaları ile sigorta sistemi arasında daha güçlü veri paylaşımı ve politika uyumu kurulması gerektiği ifade ediliyor.
Kişi temelli poliçe ve serbest tarife önerisi
Trafik sigortasında öne çıkan yapısal önerilerden biri Kişi Temelli Poliçe Sistemi oldu. Bu modelle güvenli sürüş geçmişine sahip sürücülerin daha düşük primlerle teşvik edilmesi, riskli sürücülerin ise gerçek risk düzeylerine göre fiyatlanması amaçlanıyor.
Bu kapsamda sürücü ceza puanlarına esas kural ihlali bilgilerinin Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi’ne aktarılması ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda işletenin yanında sürücünün de poliçede yer alabilmesine imkân tanınması öneriliyor.
TSB, mevcut azami tarife modelinin beklenen faydayı sağlamadığını; aksine sık kaza yapan riskli sürücülerin maliyetinin tüm sigortalılara yayılmasına neden olduğunu belirtiyor. Bu durumun adil fiyatlamayı bozduğu ve hasarsız sürücülerin haksız biçimde cezalandırılmasına yol açtığı ifade ediliyor.
Bu çerçevede serbest tarifeye geçiş önerilirken, geçişin ani değil kademeli yapılması gerektiği vurgulanıyor. TSB, serbest tarife öncesinde belirli bir “fiyat koridoru” uygulanmasını, primlerin alt ve üst sınırlarının makul düzeyde belirlenmesini ve piyasanın kontrollü biçimde yeni yapıya uyum sağlamasını öneriyor.
Trafik primleri üzerindeki kamu yükleri azaltılmalı
Durum Belgesi’nde trafik sigortası primleri üzerindeki kamu yükleri de reform başlıklarından biri olarak ele alındı. TSB’ye göre trafik sigortası primi üzerinden yüzde 5 BSMV, yüzde 5 Trafik Hizmetleri Geliştirme Fonu, yüzde 3 Güvence Hesabı Katkı Payı ve yüzde 10 SGK kesintisi olmak üzere toplam yüzde 23 oranında tutar farklı paydaşlara aktarılıyor. Aracılık komisyonu ile birlikte bu yük yüzde 33 seviyesine ulaşıyor.
TSB, kamu kesintilerinin hafifletilmesinin sigortalıların daha düşük primlerle teminata erişmesini sağlayacağını belirtiyor. Bu kapsamda SGK’ya aktarım oranının yüzde 10’dan yüzde 7,5’e düşürülmesi ve Trafik Hizmetleri Geliştirme Fonu’na kesilen yüzde 5’lik fon yükünün poliçeler üzerinden kaldırılması öneriliyor.
Değer kaybı tazminatları da belgede ayrıca ele alınıyor. TSB, değer kaybı hesaplamasına ilişkin düzenlemelerin yargı kararlarıyla iptal edilmesinin ardından bilirkişi ve eksper raporları arasında ciddi tutarsızlıklar oluştuğunu belirtiyor. Bu nedenle objektif ölçütlere dayalı, adil ve öngörülebilir bir hesaplama yönteminin mevzuatla belirlenmesi gerektiği vurgulanıyor.
Sağlık sigortalarında yüzde 25 devlet katkısı önerisi
TSB Durum Belgesi’nde sağlık sigortaları da kapsamlı biçimde değerlendirildi. Belgede kamu üzerindeki sağlık harcamaları yükünün azaltılması açısından özel sağlık sigortalarının kritik öneme sahip olduğu belirtildi. Bu doğrultuda gerek tamamlayıcı sağlık sigortası gerekse özel sağlık sigortası için finansal teşviklerin geliştirilmesi gerektiği vurgulandı.
TSB, özel sağlık sigortaları için ödenen primlerin yüzde 25’i kadar devlet katkısı sağlanmasını öneriyor. Öneriye göre devlet katkısına karşılık gelen tutar primden indirilerek sigorta ettirenden alınmayacak; bu tutar Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi aracılığıyla, Bakanlık bütçesine konulacak ödenekten ilgili sigorta şirketine ödenecek. Bu sistem için mevzuat değişikliği yapılması gerektiği ifade ediliyor.
Belgede tamamlayıcı sağlık sigortasının sürdürülebilirliği açısından veri paylaşımı da kritik bir unsur olarak öne çıkıyor. Sigorta şirketlerinin, tamamlayıcı sağlık sigortasına konu başvuruların poliçe teminatı kapsamında olup olmadığını ve ödeyeceği tutarı belirleyebilmesi için SGK tarafından onaylanan tazminat bilgisine ihtiyaç duyduğu belirtiliyor.
Bu nedenle MEDULA sisteminin kısıtlı olarak sigorta şirketlerinin kullanımına açılması ve SGK ile paralel provizyon alınabilmesi öneriliyor. Ayrıca sigortalı ve sigortalı adaylarına ilişkin sağlık verilerinin, kişilerin elektronik ortamda onayı alınarak e-Nabız aracılığıyla SBM üzerinden sigorta şirketlerinin erişimine açılmasının doğru fiyatlama, suistimal riskinin azaltılması ve prim maliyetlerinin düşürülmesi açısından önemli olduğu değerlendiriliyor.
Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi tasarruf açığına karşı öne çıkıyor
Emeklilik alanında belgenin en önemli başlıklarından biri Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi oldu. TSB, Türkiye’de tasarruf oranlarını artırma ve tabana yayma konusunda beklenen seviyelerin henüz yakalanamadığını belirtiyor. Belgede OECD ülkelerinde emeklilik fonlarının GSYİH içindeki payının yüzde 92 seviyesinde olduğu, Türkiye’de ise bu oranın yalnızca yüzde 3 düzeyinde kaldığı ifade ediliyor.
Demografik değişim de emeklilik sisteminin önemini artırıyor. Dünya genelinde yaşlı nüfus oranının 2024 yılında yüzde 10,2 olduğu, Türkiye’de ise yüzde 10,6 seviyesine ulaştığı belirtiliyor. Yaşam beklentisinin artması ve doğurganlık oranlarındaki düşüşün emeklilik ve sağlık sistemleri üzerinde baskı oluşturduğu, bireylerin tasarruflarının daha uzun bir yaşam süresine yayılması gerektiği vurgulanıyor.
TSB, Otomatik Katılım Sistemi’nin işveren katkısıyla ikinci basamak emeklilik sistemine dönüştürülmesi ve Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi adı altında hayata geçirilmesini önemli bir adım olarak görüyor. TES’in emeklilik döneminde oluşacak gelir kayıplarını telafi etmeyi, çalışma hayatı boyunca edinilen yaşam standardını korumayı ve hane halkı tasarruflarını artırmayı amaçladığı belirtiliyor.
Belgeye göre TES’in başarısı için çalışan katkısının yanında işveren ve devlet katkısının da bulunması gerekiyor. Sisteme geçilmeden önce kamuoyunun bilgilendirilmesi, geçiş sürecinin kademeli kurgulanması ve işverenlerin çalışanlarını sisteme yönlendirmesi için teşvik politikalarının planlanması öneriliyor.
Yatırım fonlu sigortalar hayat sigortacılığında yeni evre
TSB, hayat sigortacılığında yatırım fonlu sigortaları yeni bir büyüme ve dönüşüm alanı olarak konumlandırıyor. Belgede bu ürünler; tasarruf, koruma ve piyasa derinliğini tek üründe buluşturan yapısal bir dönüşüm aracı olarak tanımlanıyor.
Türkiye’de hayat sigortacılığı penetrasyonunun gelişmiş ülke seviyelerinin altında olduğu, kredi bağlantılı hayat sigortalarının etkisiyle risk esaslı ürünlerin baskın konumda bulunduğu ifade ediliyor. TSB’ye göre bireysel emeklilik sistemi uzun vadeli tasarrufları teşvik eden bir yapıya sahip olsa da kısa ve orta vadeli tasarruflar için ayrı bir ihtiyaç bulunuyor. Bu ihtiyacın karşılanması için yatırım fonlu sigortaların hayata geçirilmesi hedefleniyor.
Tasarlanan modelde sigorta ettirenlerin ödedikleri primlerin, hayat sigortası şirketleri tarafından SPK mevzuatına tabi menkul kıymet yatırım fonlarında değerlendirilmesi öngörülüyor. Belgede, yatırım fonlu sigortaların 10 yıllık sürede yatırım fon evreninde yüzde 15’lik büyüme yaratabileceği tahmin ediliyor. Bu ürünlerin özellikle büyük ölçekli afetler sonrasında bireyler üzerinde oluşabilecek koruma açığının kapatılmasında da rol üstlenebileceği belirtiliyor.
COP 31'İN ÖNEMİ
TSB Durum Belgesi’nde sigorta ve emeklilik sektörünün yeni dönem gündemi; sermaye yapısı, trafik sigortası, sağlık sigortaları, tamamlayıcı emeklilik sistemi, yatırım fonlu sigortalar, finansal sigortalar, dağıtım kanalları, sürdürülebilirlik ve COP31, katılım sigortacılığı, eğitim ve mevzuat başlıklarıyla birlikte ele alındı.
Belgede yeşil dönüşüm ve sürdürülebilirlik başlığı altında Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapacak olmasının sigorta sektörü açısından stratejik bir fırsat sunduğu da belirtildi. TSB’ye göre COP31, iklim risklerinin finansmanı, afet dayanıklılığı, tarım sigortaları ve iklim uyum çözümleri alanlarında Türk sigorta sektörünün uluslararası görünürlüğünü artırabilecek bir zemin oluşturuyor. Bu kapsamda sektörün Green Pavilion çatısı altında kurumsal katılım sağlamasının, Türkiye sigorta sektörünün teknik kapasitesini uluslararası paydaşlara aktarması açısından önemli olduğu ifade ediliyor
Dijital dağıtım, finansal sigortalar ve katılım sigortacılığı
Türkiye’de 2025 yılı itibarıyla hayat dışı sigortalarda acenteler yüzde 60’lık üretim payıyla en etkin kanal konumunda bulunurken, hayat sigortalarında bankalar yüzde 70’in üzerinde payla öne çıkıyor. TSB, dijital ve hibrit satış modellerinin gelişiminin sektörün uzun vadeli rekabet gücü açısından kritik olduğunu belirtiyor.
Belgede gömülü sigortacılık da sigorta penetrasyonunu artırabilecek yenilikçi modellerden biri olarak değerlendiriliyor. Sigorta ürünlerinin tüketicinin satın aldığı mal veya hizmetle birlikte sunulabildiği bu modelin, hem maliyetleri düşürdüğü hem de genç nüfusun sigorta ürünlerine erişimini kolaylaştırdığı ifade ediliyor.
Finansal sigortalar başlığında ise kefalet sigortası ve bina tamamlama sigortası öne çıkıyor. TSB, banka teminat mektuplarına alternatif olan kefalet sigortası kapsamında verilen teminat mektuplarına da damga vergisi ve harç istisnası tanınmasını öneriyor. Böylece bankacılık sektörü üzerindeki gayri nakdi kredi yükünün sigortacılık sektörü tarafından paylaşılması hedefleniyor.
Katılım sigortacılığı da belgenin büyüme başlıklarından biri oldu. Yaklaşık 16 yıl önce yüzde 1,5 pazar payı ile başlayan katılım sigortacılığının bugün yaklaşık 70 milyar TL prim üretimi ve yüzde 5,7 bandındaki sektör payına ulaştığı belirtiliyor. TSB, gelecek dönemde katılım sigortacılığı pazar payının yüzde 15 civarına yükseltilmesini hedefliyor.