Sigorta Sahteciliklerini Engelleme Bürosu Direktörü Salih Taşyon, sigorta sahteciliğinin artık yalnızca kurgusal kazalarla sınırlı olmadığını; yapay zekâ, veri manipülasyonu, sahte evrak, fotoğraf hileleri ve organize hasar senaryolarıyla daha karmaşık hale geldiğini söyledi. Taşyon, “İhbar etmekle başlıyor her şey” diyerek sahtecilikle mücadelenin yalnızca sigorta şirketlerinin değil, tüm ekosistemin sorumluluğu olduğuna dikkat çekti.
Sigorta sahteciliği, Türkiye’de ve dünyada sigorta sektörünün en önemli mücadele alanlarından biri olmaya devam ediyor. Uğur Güler ile Zeynep Türker’in hazırlayıp sunduğu Sigortacı Kafası programına konuk olan Sigorta Sahteciliklerini Engelleme Bürosu Direktörü Salih Taşyon, sahtecilikle mücadelede gelinen noktayı, yapay zekânın yarattığı yeni riskleri, organize hasar dosyalarını ve sahada görev yapan sigorta araştırmacılarının rolünü anlattı.
Taşyon, sigorta sahteciliğinin yalnızca sigorta şirketlerinin sorunu olarak görülmemesi gerektiğini belirtti:
“Sahtecilik herkesi ilgilendiriyor. Sigortasız vatandaşın da, primini ödeyen sigortalının da, tüm ekosistemin de sorunu.”
SİSEB’in üç temel görevi var
Türkiye’de 2015 yılında kurulan Sigorta Sahteciliklerini Engelleme Bürosu, kısa adıyla SİSEB, sigorta sahteciliğini önlemek amacıyla faaliyet gösteriyor. Taşyon, SİSEB’in çalışmalarını üç ana başlık altında topladıklarını söyledi.
Bunlardan ilki teknoloji ve analitik modeller. SİSEB, sigorta şirketlerinin kendi verileriyle tek başına göremediği şüpheli işlemleri, daha büyük bir veri havuzu üzerinden analiz ediyor. Hasar dosyalarında olağan dışı bir durum görüldüğünde sistem sigorta şirketini uyarıyor:
“İki kişi kaza yaptığında burada bir anomali var mı, her şey normal mi, gerçek bir kaza mı; sistem buna bakıyor. Şüphe varsa sigorta şirketine ‘lütfen bu konuya bir bak’ diyoruz.”
İkinci başlık organize hasarlarla mücadele. Taşyon, organize hasarları “planlı şekilde, birden fazla sigorta şirketinden para almaya yönelik kurgusal senaryolar” olarak tanımladı. Bu tür dosyalarda SİSEB, sigorta şirketleri adına emniyet ve savcılıkla birlikte süreç yürütüyor.
Üçüncü başlık ise eğitim ve farkındalık. Taşyon’a göre sigorta sahteciliğiyle mücadelede teknoloji kadar insan faktörü de önemli. Şirketlerin, eksperlerin, araştırmacıların, aracıların ve vatandaşların bu konuda bilinçlenmesi gerekiyor.
“Büyük resme bakınca ilişkiler görünür hale geliyor”
Sigorta şirketleri çoğu zaman kendi dosyası, kendi hasarı ve kendi sigortalısı üzerinden değerlendirme yapabiliyor. Ancak sahtecilik çoğu zaman farklı şirketler, farklı kişiler, farklı araçlar ve farklı belgeler üzerinden kurgulanıyor.
Taşyon, SİSEB’in bu noktada büyük resmi gördüğünü belirterek, sigorta ekosistemindeki verilerin bütüncül analiz edilmesinin önemine dikkat çekti. Türkiye’nin bu konuda güçlü bir avantaja sahip olduğunu ifade eden Taşyon, Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi üzerinden çok geniş bir veri setine erişilebildiğini söyledi.
Bu yapı sayesinde aynı kişilerin, aynı araçların, benzer hasar kalıplarının veya farklı şirketlere sunulan aynı belgelerin izlenebildiğini belirten Taşyon, “Büyük dataya sahip olursanız bu mücadelede çok güçlü olursunuz” mesajı verdi.
Yapay zekâ sahtecilikte de kullanılıyor
Sigorta sahteciliğiyle mücadelede yapay zekâ ve veri analitiği önemli bir araç haline gelirken, aynı teknolojiler kötü niyetli kişiler tarafından da kullanılabiliyor.
“Telefonunuza kaza tespit tutanağı nasıl tutulur diye sorabilirsiniz. Ama nasıl soru sorarsam kusur karşı tarafta çıkar diye de sorabilirsiniz.”
Yapay zekâ ile görsel üretmenin de yeni bir risk alanı haline geldiğini söyleyen Taşyon, basit komutlarla hasarlı araç görüntüleri üretilebildiğine dikkat çekti:
“Bir aracın camını kır dediğinizde, şu anda camı kırılmış gibi bir görsel oluşturup sigorta şirketine göndermek mümkün.”
Bu nedenle SİSEB’in fotoğraf analizlerine de ağırlık verdiğini belirten Taşyon, aynı fotoğrafın farklı sigorta şirketlerine sunulup sunulmadığını, görsellerde manipülasyon olup olmadığını ve fotoğrafın teknik verilerini incelediklerini anlattı.
Fotoğrafın içinde de iz var
Sahte hasar dosyalarında fotoğraflar önemli bir kanıt unsuru olarak kullanılıyor. Ancak Taşyon’a göre fotoğraf da artık tek başına güvenli bir belge değil. Bu nedenle SİSEB, görsel analiz yöntemleriyle fotoğrafın kaynağını, kullanım tekrarlarını ve teknik verilerini incelemeye başladı:
“Bir fotoğraf aynı anda farklı sigorta şirketlerinin eksper raporlarında kullanıldı mı? Fotoğraf üzerinde manipülasyon var mı? Bunlara bakıyoruz.”
Fotoğrafların içinde çekildiği yer, saat, kullanılan cihaz gibi teknik bilgilerin bulunduğunu hatırlatan Taşyon, bu verilerin sahtecilikle mücadelede önemli ipuçları verdiğini belirtti.
2025’te organize hasarlarda 350 milyon TL’lik büyüklük
Sigorta sahteciliğinin mali boyutuna ilişkin de bilgi veren Taşyon, 2025 yılında organize hasarlar tarafında 350 milyon TL’lik bir büyüklüğe ulaşıldığını söyledi. Analitik modellerle sigorta şirketlerine bildirilen ve şirketlerin inceleme sonucunda sorun tespit ettiği dosyalarda ise 100 milyon TL seviyesinde bir tutardan söz edildi.
Taşyon, bu rakamların yalnızca tespit edilebilen dosyaları kapsadığını vurguladı. Bu nedenle sahtecilikle mücadelede asıl önemin, sistemin ortak refleks geliştirmesi olduğunu söyledi.
Taşyon’a göre burada mesele yalnızca bir hasar ödemesini engellemek değil. Haksız ödemenin önüne geçilmesi, sektörün kaynaklarının korunması ve dürüst sigortalıların hakkının savunulması anlamına geliyor.
Sahtecilik sadece oto branşında değil
Sigorta sahteciliği denildiğinde ilk akla gelen alanlardan biri trafik ve kasko hasarları olsa da Taşyon, suistimalin yalnızca oto branşıyla sınırlı olmadığını belirtti.
Adet bazında oto branşının öne çıktığını söyleyen Taşyon, sağlık, yangın, kefalet, işsizlik, bedeni hasarlar, kredi kartı, bireysel emeklilik ve tarım gibi birçok alanda da sahtecilik örnekleriyle karşılaştıklarını ifade etti.
Taşyon, özellikle aynı televizyon, duşakabin veya su hasarının birden fazla sigorta şirketine sunulabildiğini; bazı dosyalarda ev sahibi ve kiracının farklı kimliklerle ayrı ayrı talepte bulunabildiğini anlattı.
Bedeni hasarlar tarafında ise sahte veya manipüle edilmiş sağlık raporlarının ciddi bir sorun olduğunu belirten Taşyon, kefalet sigortalarında da sahte belgeler ve sigorta şirketlerini taklit eden internet siteleri üzerinden büyük tutarlı dolandırıcılıklar yapılabildiğini söyledi.
Sahtecilik kurgusal kazadan dijital evraka kayıyor
Taşyon’a göre sigorta sahteciliğinin yöntemi de değişiyor. Geçmişte daha çok kurgusal kaza senaryoları, araçların belli şekilde konumlandırılması veya tutanak oyunları gündemdeyken, bugün sahtecilik daha çok veri, evrak, kimlik hırsızlığı ve dijital manipülasyon alanlarına kayıyor:
“Teknoloji arttıktan sonra olay biraz daha kimlik hırsızlığı ve veriyle ilgili alanlara döndü. Eskiden bir kaza tespit tutanağı üzerinde senaryo kurulurken, bugün evrak ve teknoloji tarafına doğru kayan bir sahtecilik görüyoruz.”
Bu değişim, sigorta şirketlerinin yalnızca hasar dosyasına değil, verinin kaynağına, belgenin doğruluğuna, fotoğrafın geçmişine ve dosyadaki taraflar arasındaki ilişkilere de bakmasını zorunlu hale getiriyor.
Emniyet ve savcılıkla birlikte hareket ediliyor
Organize hasar dosyalarında SİSEB’in yalnızca sigorta şirketleriyle değil, emniyet ve savcılıkla da yakın çalıştığını belirten Taşyon, emniyet içinde sigorta sahtecilikleri konusunda uzmanlaşmış bir birim bulunduğunu söyledi.
Taşyon, sigorta şirketlerinden gelen eksper ve araştırma raporlarının emniyetle paylaşıldığını, emniyetin de kendi araştırmasını yürüttüğünü belirtti. Bu süreçte finansal para transferleri, telefon kayıtları ve taraflar arasındaki bağlantılar incelenebiliyor:
“Biz araştırmamızı yaptıktan sonra emniyet farklı bir araştırma yapıyor. Savcılığa gitmeden önce emniyetle birlikte gidiyoruz ve sigorta şirketleri adına suç duyurusunda bulunuyoruz.”
Bu iş birliği, özellikle organize yapılarla mücadelede caydırıcılık açısından önem taşıyor.
Sigorta sektöründe sahadaki kritik güç: Sigorta araştırmacıları
Sahtecilikle mücadelede yalnızca veri ve teknoloji yeterli değil. Bazı dosyalarda sahaya inmek, taraflarla görüşmek, beyan almak ve olayın gerçekliğini yerinde araştırmak gerekiyor. Bu noktada devreye, sektörde “tahkikatçı” olarak da bilinen sigorta araştırmacıları giriyor.
Kamuoyunda zaman zaman “sigorta dedektifleri” olarak da anılabilecek bu kişiler, şüpheli hasar dosyalarında sigorta şirketi adına araştırma yapıyor. Olay yerine gidiyor, sigortalıyla temas kuruyor, belgeleri inceliyor ve şirketin karar sürecine katkı sağlayan raporlar hazırlıyor.
Taşyon, bu kişilerin sahtecilikle mücadelede çok önemli bir rol üstlendiğini belirterek, “Sigortalı ile bire bir temas kuran kişiler. Şüpheli bir işlemde sigorta şirketi onlara ‘lütfen git bu konuyu araştır’ diyor” ifadelerini kullandı.
Emekli polis ve askerlerin tecrübesi sektöre taşınıyor
Sigorta araştırmacılarının önemli bir bölümünün emniyet veya asker kökenli olduğunu belirten Taşyon, bu kişilerin saha deneyimlerinin sigorta sektörü için değerli olduğunu söyledi.
Emekli polis ve askerler; olay okuma, çelişki yakalama, beyan alma, saha gözlemi ve şüpheli davranışı değerlendirme gibi konularda önemli bir deneyime sahip. Bu tecrübe, özellikle organize hasar, kurgu kaza, sahte beyan ve bedeni hasar dosyalarında sigorta şirketlerine katkı sağlayabiliyor.
Ancak Taşyon’a göre bu alanın daha güçlü, daha denetlenebilir ve daha standart hale gelmesi gerekiyor. Çünkü sigorta araştırmacıları hassas bir görev yapıyor. Sigortalıyla doğrudan temas kuruyor, kişisel verilerle karşılaşıyor ve şirketlerin ödeme veya ret kararlarında etkili olabilecek raporlar hazırlıyor.
“Sigorta dedektifleri” için eğitim ve sertifikasyon ihtiyacı
Taşyon, sigorta araştırmacıları için eğitim, sertifikasyon, mesleki örgütlenme ve mevzuat düzenlemesinin önemine dikkat çekti.
Bu kişilerin yalnızca saha deneyimine sahip olmasının yeterli olmadığını belirten Taşyon, sigortacılığı, hukuki süreçleri, beyan alma yöntemlerini, kasko ve trafik sigortası arasındaki farkları, sahtecilik türlerini ve etik kuralları da bilmeleri gerektiğini söyledi:
“Bu kişilerin mesleki olarak örgütlenmeleri gerekiyor. Bir havuz olmasını, levha kodları olmasını, kuralları olmasını istiyoruz.”
Ayrıca hazırlanan raporların merkezi bir yapıda toplanması ve analiz edilmesi gerektiğini vurgulayan Taşyon, böylece daha önce benzer bir konuda araştırma yapılıp yapılmadığının görülebileceğini belirtti.
Taşyon, bu konuda SEDDK ile yürütülen çalışmaların son aşamaya geldiğini de ifade etti.
Veri güvenliği sahteciliğin yeni cephesi
Sigorta sahteciliğiyle mücadelede bir diğer önemli başlık veri güvenliği. Taşyon, sigorta ekosisteminde çok sayıda kullanıcının sistemlere eriştiğini belirterek, bu erişimlerin de izlenmesi gerektiğini söyledi.
Acenteler, brokerler, eksperler, sigorta şirketi çalışanları, asistans firmaları ve farklı hizmet sağlayıcılar her gün çeşitli sistemlere girerek veri sorguluyor. Taşyon’a göre bu nedenle “kim, hangi veriye, ne zaman, neden baktı?” sorusu büyük önem taşıyor.
Taşyon, şirketlerin kendi personelinin yaptığı veri sorgularını görebildiğini, olağan dışı erişimlerin takip edildiğini ve şirketlerin bu konuda bilgilendirildiğini söyledi.
“Şu personelin gece üçte sisteme girdi, şu verilere baktı” gibi uyarıların şirketlerle paylaşıldığını belirten Taşyon, veri güvenliğinin artık sahtecilikle mücadelenin merkezinde yer aldığını ifade etti.
İhbar etmekle başlıyor
Taşyon’un üzerinde en fazla durduğu başlıklardan biri de ihbar mekanizması oldu. Sigorta sahteciliğinin çoğu zaman çevredeki kişiler tarafından fark edilebildiğini ancak insanların ihbarda bulunmaktan çekindiğini söyledi.
Taşyon, “İnsanlar korkuyor. ‘Başıma bir iş gelir mi?’ diye düşünüyor” diyerek bu çekincenin sahtecilikle mücadeleyi zorlaştırdığını belirtti.
SİSEB’in ihbar hattı üzerinden kimlik bilgisi paylaşmadan da bildirim yapılabildiğini söyleyen Taşyon, “Ben hiçbir bilgimi paylaşmak istemiyorum, sadece böyle bir olay gördüm” şeklindeki bir bildirimin bile çok değerli olduğunu vurguladı. Taşyon’un bu konudaki mesajı net oldu:
“İhbar etmekle başlıyor her şey.”
Sahteciliğin bedelini dürüst sigortalılar da ödüyor
Sigorta sahteciliği ilk bakışta yalnızca sigorta şirketlerini zarara uğratan bir eylem gibi görünebilir. Ancak haksız ödemeler, hasar maliyetlerini artırarak uzun vadede tüm sigorta sistemine yük getiriyor. Bu yük, primlere, operasyonel maliyetlere ve sigortaya duyulan güvene yansıyor.
Bu nedenle sahtecilikle mücadele, yalnızca şirketlerin finansal kaybını önlemek anlamına gelmiyor. Aynı zamanda dürüst sigortalıların hakkını korumak, sektörün sürdürülebilirliğini sağlamak ve toplumda sigortaya duyulan güveni güçlendirmek anlamına geliyor.
Taşyon’un da vurguladığı gibi, “Kimse hiçbir şey yapmazsa bu sürüp gidecek.” Bu nedenle sigorta sahteciliğiyle mücadelede şirketlerin, kamu otoritelerinin, araştırmacıların, eksperlerin, acentelerin ve vatandaşların ortak bir duruş sergilemesi gerekiyor.
“Sigorta kadar güzel bir sektör yok”
Taşyon, sigorta sektörünün çok geniş bir öğrenme ve gelişim alanı sunduğunu söyledi. Kariyerine satış tarafında başladığını, ardından bölge yöneticiliği, hasar ve sahtecilikle mücadele alanlarında görev yaptığını anlatan Taşyon, “Sigorta kadar güzel bir sektör bence yok” dedi.
Taşyon’a göre sigortacılık; teknolojiyi, mücadeleyi, analitik düşünmeyi ve sürekli öğrenmeyi bir arada gerektiren bir alan. Bu nedenle gençlerin sektöre yalnızca klasik sigortacılık penceresinden değil, teknoloji, veri, risk yönetimi ve sahtecilikle mücadele gibi farklı uzmanlık alanları üzerinden de bakması gerekiyor.