12. Global Riskler Zirvesi kapsamında düzenlenen “Güncel Riskler ve Sigorta Çözümleri” panelinde AXA Türkiye CEO’su Yavuz Ölken, Anadolu Sigorta Genel Müdürü Z. Mehmet Tuğtan ve Türkiye Sigorta Birliği Genel Sekreteri Özgür Obalı; rekabet, koruma açığı, sektör sermayesi, deprem riski, siber tehditler ve sigortacılığın yeni yönü konusunda dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.
Kurumsal Risk Yönetimi Derneği tarafından düzenlenen 12. Global Riskler Zirvesi’nde gerçekleştirilen “Güncel Riskler ve Sigorta Çözümleri” paneli, sigorta sektörünün mevcut sorunlarını ve gelecek dönem yol haritasını aynı çerçevede buluşturdu. Gazeteci-yazar Noyan Doğan moderasyonunda düzenlenen panelde AXA Türkiye CEO’su Yavuz Ölken, Anadolu Sigorta Genel Müdürü Z. Mehmet Tuğtan ve Türkiye Sigorta Birliği Genel Sekreteri Özgür Obalı; sektörün yalnızca prim üretimiyle değil, koruma açığı, özkaynak yapısı, deprem kapasitesi, veri kullanımı ve yeni risk alanlarıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
Panel boyunca üç isim farklı başlıklardan konuşsa da aynı sonuca işaret etti: Sigorta sektörünün önünde büyüme fırsatı kadar yapısal bir dönüşüm ihtiyacı da bulunuyor. Rekabetin sürmesi gerektiği kabul edilirken, bu rekabetin yalnızca fiyat kırma üzerinden değil; hizmet, teknoloji, süreç yönetimi, veri analitiği ve risk farkındalığı üzerinden yeniden tanımlanması gerektiği öne çıktı.
Rekabetten “rekaberliğe” geçiş vurgusu
Panelde en dikkat çekici başlıklardan biri rekabet oldu. Ancak bu başlık klasik anlamıyla değil, sektör içi iş birliğiyle birlikte değerlendirildi. Yavuz Ölken, özellikle 6 Şubat depremleri sonrasında sigorta sektörünün daha farklı bir zemine geçtiğini belirterek şunu söyledi:
“Türkiye sanayisinin, Türk insanının, toplumunun varlıklarını, koruma açıklarını kapatabilmek için Türk sigorta sektörü rekabet yerine rekaberliğe dönüşmek zorundaydı.”
Ölken, uluslararası literatürde “coopetition” olarak adlandırılan bu yaklaşımın, yeni dönemde sektör için daha anlamlı bir çerçeve sunduğunu anlattı.
Ölken, rekabetin tamamen ortadan kalkmadığını, aksine doğru alana taşınması gerektiğini de net biçimde ortaya koyarak sektörün yeni rekabet eksenini şöyle tarif etti:
“Fiyatlama bölümünde değil, bizim rekabetimiz hizmette, teknolojide, iç süreçlerimizde yani maliyet azaltıcı unsurlar için sonuna kadar rekabet etmeliyiz.”

Ona göre amaç, müşteriye teknik disiplini bozarak değil; daha iyi hizmet vererek ve süreçleri hafifleterek daha ulaşılabilir sigorta primi sunmak olmalı.
Mehmet Tuğtan da benzer yönde konuşarak, büyüyen ve karmaşıklaşan riskler karşısında bir sigorta şirketinin her şeyi tek başına üstlenmesinin giderek zorlaştığını söyledi. Tuğtan, özellikle büyük ticari risklerde risk paylaşımının artık daha kritik hale geldiğini vurgularken, rekabetin iş birliği fırsatına dönüştüğü bir döneme girildiğini anlattı.
Koruma açığı ve düşük sigortalılık en büyük sorunlarından biri
Konuşmacıların ortaklaştığı bir diğer ana başlık ise koruma açığı oldu. Yavuz Ölken, kurumsal tarafta sigortalanma oranlarının yüksek seyrettiğini ancak ticari ve bireysel alanda hâlâ ciddi açıklar bulunduğunu ifade etti. Bu nedenle mevcut müşteri üzerinde yalnızca fiyat odaklı rekabet yapılmasının sürdürülebilir bir model olmadığını söyleyen Ölken, sektörde asıl büyümenin müşteri başına poliçe sayısını artırmak ve yeni koruma alanları oluşturmakla mümkün olacağını savundu.
Özgür Obalı ise sektörün artık müşteriyi merkeze alan bir anlayışla hareket etmeye başladığını belirterek yeni dönemin temel sorusunu ortaya koydu:
“Hem müşteriyi merkeze koymayı kendimize hedef ettik. Bu müşterinin neye ihtiyacı var?”

Ona göre değişen dünya düzeni, jeopolitik gelişmeler ve yeni risk alanları karşısında sigortalının hangi teminata gerçekten ihtiyaç duyduğunu daha doğru okumak gerekiyor. Siber risk, alacak riski ve nakliyat gibi alanlarda ürün çalışmalarının hızlanması da bu yeni yaklaşımın sonucu olarak öne çıktı.
Obalı, ayrıca veri odaklı karar alma süreçlerinin giderek daha kritik hale geldiğini vurguladı. Büyük veri, analitik kapasite ve dijitalleşmenin, hem risklerin daha doğru anlaşılması hem de sigortalı ihtiyaçlarına uygun çözümler geliştirilmesi açısından yeni dönemin belirleyici araçları olduğunu ifade etti.
Mehmet Tuğtan: “Türkiye’deki en büyük risk, olası Marmara depremi”
Anadolu Sigorta Genel Müdürü Z. Mehmet Tuğtan’dan geldi. Tuğtan, siber riskler ve jeopolitik tehditler gibi yeni alanların önemini kabul etmekle birlikte Türkiye açısından önceliğin değişmediğini çok net bir cümleyle ortaya koydu:
“Bugün hâlâ Türkiye’deki en büyük risk, olası bir Marmara depremi.”
Tuğtan, bunun yalnızca sigorta sektörü açısından değil, ekonomik ve toplumsal dayanıklılık açısından da en kritik başlık olduğunu vurguladı.
“Maraş depremi döneminde bir hesaplama yapmıştık. Olası bir Marmara depremine baktığımız zaman, büyük ihtimalle aynı şiddette bir deprem olması durumunda 6-7 katı bir sigortalı hasarıyla karşı karşıya kalırız.”
Tuğtan deprem riskinin artık yalnızca doğal afet başlığı olarak değil, sektörün kapasite ve finansman sorunu olarak da görülmesi gerektiğine işaret etti.
Tuğtan kapasite sorununu ise şu sözlerle özetledi:
“Sigortalayamayız. Sermayemiz yok çünkü.”
Tuğtan, sürdürülebilir sigortacılığın ancak güçlü özkaynak ve sermaye yapısıyla mümkün olabileceğini söyledi. Tuğtan’a göre sektörün kapasite sorununu çözebilmesi için ya dışarıdan sermaye enjeksiyonu ya da kârlılık yoluyla sermaye birikimi gerekiyor. Bu nedenle irrasyonel fiyat rekabetinin yalnızca bugünü değil, gelecekteki iş kabul gücünü de zayıflattığını anlattı.
Sektör sermayesi ve teknik disiplin vurgusu
Tuğtan, hizmet seviyesinde, veri kullanımında ve otomasyonda rekabet edilmesi gerektiğini savunurken, teknik zarara yol açan fiyat davranışlarının sektöre zarar verdiğini söyledi. Ona göre piyasada irrasyonel fiyatlama sürdüğü müddetçe sermaye büyümesi zorlaşacak ve bu durum sektörün büyük riskleri üstlenme kapasitesini sınırlamaya devam edecek.
Özgür Obalı ise bu konuda sektöre bütünüyle haksızlık edilmemesi gerektiğini belirtti. Son yıllarda prim üretimi, aktif büyüklük ve özkaynak tarafında ciddi artış yaşandığını söyleyen Obalı, buna rağmen rekabet nedeniyle özkaynak aşınmasına yol açacak davranışlardan kaçınılması gerektiğini vurguladı. Obalı’nın yaklaşımı, risk doğru yönetildiği sürece sermaye biriktirmenin zaten sektörün en temel ödevlerinden biri olduğu yönündeydi.
Yavuz Ölken de fiyat rekabetinin sınırlarına dikkat çekti. Ölken büyüme uğruna teknik disiplinin terk edilmemesi gerektiğini söyledi:
“Rekabet etmek iyi ve kötü riski ayırmamak değildir. Rekabet etmek teknik karşılık ayırmamak değildir.”
Mevcut müşteri ve mevcut kanallar üzerinde yürüyen agresif rekabetin sürdürülemez olduğunu belirten Ölken, müşteri başına poliçe sayısını artırmaya dönük rekabetin ise sektör için sağlıklı bir yol olduğunu ifade etti.
Deprem için reform hazırlığı da var
Marmara depremi başlığı açıldığında, Türkiye Sigorta Birliği’nin yürüttüğü çalışmalar da gündeme geldi. Özgür Obalı, hem bireysel hem ticari tarafta bilinçlendirme ve sadeleştirme amacı taşıyan projeler üzerinde çalışıldığını anlattı. Kullanıcının kendi profilini ya da işletmesini tanımlayarak hangi risklere maruz kalabileceğini ve hangi korumaya ihtiyaç duyduğunu daha kolay görebileceği dijital araçların devreye alınmasının hedeflendiğini söyledi.
Obalı, deprem özelinde de bir reform ajandası hazırlandığını belirtti. Bu çalışmanın kamu kurumlarıyla paylaşıldığını, özellikle ikinci riskleri de içine alan daha geniş bir yapının kurgulandığını ve konunun Meclis gündemine gelmesinin beklendiğini ifade etti. Ayrıca Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğuna dikkat çeken Obalı, özellikle mal sigortalarında deprem teminatının yaygınlaşmasını sağlayacak etmenlerin ve kurumların oluşturulması için çalışıldığını anlattı.
“Sigorta poliçesi alsınlar” ve “önce riski keşfetmek lazım”
Yavuz Ölken’in panelde öne çıkan bir başka mesajı da işletmelerin risk yönetimine ilişkin oldu. Ölken, kurumsal ve ticari işletmeler için ilk adımın sigorta farkındalığı ve poliçe sahipliği olduğunu çok net bir ifadeyle ortaya koydu:
“Sigorta poliçesi alsınlar.”
Ona göre koruma açığı üzerine çok konuşuluyor, ancak sahaya inmeden ve işletmenin gerçek riskleri görülmeden bu açığın boyutunu anlamak mümkün değil.
Bu nedenle Ölken, risk yönetiminin masa başında değil, işletmenin kendi gerçekliği içinde ele alınması gerektiğini vurguladı. Panelin en güçlü cümlelerinden birini de burada kurdu:
“Önce risk farkındalığı ve riski keşfetmek lazım.”

Ölken’e göre işletmeler kendi risklerini brokerları, risk yöneticileri ve danışmanlarıyla birlikte yeniden okumalı; sigortacılar da standart paket yaklaşımını bırakıp “işletme empatisi” ile hareket etmeli. Çünkü geçmişte daha kolay olan ürün yapısının artık karmaşıklaşan riskler karşısında yetersiz kaldığını söyledi.
Ölken ayrıca, 2026-2030 dönemini bir tür dönüşüm eşiği olarak tanımladı. Eksik sigorta, eksik teminat ve iş durması gibi başlıkların hâlâ yeterince yönetilemediğini ifade eden Ölken, “Reset atma dönemi” vurgusuyla sektörün hem içeriden hem dışarıdan kendisini yeniden konumlandırması gerektiğini anlattı.
Siber risk, yapay zekâ ve önleyici sigortacılık
Panelin gelecek odaklı en önemli başlıklarından biri siber risk ve teknoloji oldu. Özgür Obalı, jeopolitik ve katastrofik risklerin yanı sıra siber riskin de çok hızlı büyüyen bir alan olduğunu söyledi. Verinin giderek daha değerli hale gelmesiyle birlikte siber risklerin önümüzdeki beş yılda çok daha görünür olacağını belirten Obalı, sektörün bu alana daha fazla odaklandığını ifade etti.
Sigorta sektöründe önleyici teknolijiler geliştiriyoruz
Mehmet Tuğtan ise teknolojinin yalnızca hasar sonrasına değil, hasar oluşmadan önce riskin tespiti ve azaltılmasına hizmet etmeye başladığını anlattı. Kritik hastalık tahminlemesi, giyilebilir cihaz entegrasyonları, coğrafi hastalık haritaları, sürücüyü uyaran sistemler ve rüzgâr enerji santrallerinde IoT tabanlı takip uygulamaları gibi örnekler vererek sigortacılığın önleyici bir yapıya evrildiğini söyledi. Böylece sigorta, sadece tazminat ödeyen değil, aynı zamanda riski önceden görüp müşteriyi uyaran bir modele dönüşüyor.
Yavuz Ölken de bu dönüşümün yakın gelecekte daha belirgin hale geleceğini belirtti:
“İyi kullan, iyi öde, az öde gibi modeller çıkacak. Rekabet buraya gidecek."
Dijital ve yapay zekâ destekli sigorta çözümlerinin birkaç yıl içinde daha görünür olacağını söyleyen Ölken, sektörün bu değişimi tehdit değil fırsat olarak görmesi gerektiğini vurguladı.
Geleceğin en büyük riski: Uyumsuz sigortacılık
Panelin ileriye dönük en sert cümlelerinden biri yine Yavuz Ölken’den geldi. Önümüzdeki beş yılda bireyler, kurumlar ve ticari işletmeler açısından en büyük riskin ne olduğu sorusuna Ölken şu yanıtı verdi:
“Önümüzdeki beş yıl Türkiye’deki bireyler, kurumlar ve ticari eşikler için en büyük risk adapte olmayı beceremeyen sigortacılar olur.”
Bu değerlendirme, konuşulan tüm başlıkların ortak sonucunu özetledi. Çünkü yeni riskleri doğru okuyamayan, müşteri davranışındaki değişimi anlayamayan ve ürünlerini buna göre dönüştüremeyen bir sektörün koruma açığını kapatması da mümkün görünmüyor.
Özgür Obalı bu çerçevede jeopolitik riskler, katastrofik riskler ve özellikle siber riskin büyüyeceğini söyledi. Mehmet Tuğtan ise önümüzdeki dönemde düşük yoğunluklu bölgesel çatışmaların ve küresel ekonomik kırılganlıkların da Türkiye üzerindeki etkisinin süreceği görüşünü paylaştı. Panel böylece yalnızca mevcut sorunları değil, sigorta sektörünün yakın gelecekte karşı karşıya kalacağı yeni sınamaları da görünür hale getirdi.
2030 hedefi: Daha büyük sektör, daha yüksek penetrasyon
Panelin sonunda sektörün orta vadeli hedefleri de gündeme geldi. Özgür Obalı, beş yıllık stratejik plan kapsamında 54-55 milyar dolarlık sektör büyüklüğü ve yüzde 5 penetrasyon hedefi bulunduğunu açıkladı. Mevcut seviyenin bu hedefin gerisinde olduğunu belirten Obalı, son yıllarda artış eğiliminin sürdüğünü ve sektörün hak ettiği noktaya ulaşması için büyümenin devam etmesi gerektiğini söyledi.
Yavuz Ölken ise bu hedeflerin yalnızca stratejik planla değil, uygulanabilirliği destekleyecek yapısal düzenlemelerle mümkün olacağını vurguladı. Panelden çıkan genel sonuç netti: Türk sigorta sektörü 2030’a daha büyük, daha güçlü ve daha kapsayıcı bir yapı hedefiyle ilerliyor; ancak bunun için deprem riskine daha ciddi hazırlanmak, koruma açığını azaltmak, sermaye kapasitesini büyütmek, teknolojiyi daha etkin kullanmak ve müşteriyi gerçekten merkeze alan bir sigortacılık anlayışını yerleştirmek gerekiyor.