Türkiye Sigorta Birliği’nin (TSB) 2026 pozisyon belgesinde; sektörün büyüme hedeflerinden dağıtım kanallarındaki dönüşüme, hayat sigortacılığının yeniden konumlanmasından finansal sigortalara ve sağlıkta veri entegrasyonuna uzanan geniş bir ajanda öne çıkıyor.
Türkiye Sigorta Birliği (TSB) Genel Sekreteri Özgür Obalı, Türkiye Sigorta Birliği Başkanı Uğur Gülen ve sigorta uzmanı Zeynep Türker’in sunduğu Sigortacı Kafası programına konuk oldu. Bu haftaki programda Uğur Gülen de konuk koltuğunda yer aldı.
Uğur Gülen ile Özgür Obalı, “sigortayı ekonominin kırılganlığını azaltan unsur” olarak tanımlarken, 2026’da önceliğin sigortalı tabanını büyütmek, daha erişilebilir primlerle kalıcılaşmak ve koruma açıklarını kapatacak yeni ürün başlıklarını güçlendirmek olduğunun altını çizdi. Uğur Gülen şöyle konuştu:
“Sigortayı o yüzden ekonominin kırılganlığını azaltan en önemli unsur olarak masanın üzerine koyduk.”
2025 bilançosu: Reel büyüme, güçlü kârlılık ve 30 milyar dolar eşiği
Uğur Gülen’in değerlendirmesinde 2025, yalnızca prim üretimi açısından değil, sektörün ekonomideki rolünü yeniden tarif ettiği bir yıl olarak öne çıkıyor. Gülen, 2025’te prim üretimindeki büyümeyi “enflasyonla kıyaslayarak” okudu ve sektörün %46 büyüdüğünü, enflasyonun %31-32 bandında seyrettiği bir yılda bunun reel büyümeye işaret ettiğini vurguladı.
Prim üretimi için yaklaşık 1,2 trilyon TL seviyesinden söz eden Gülen, dolar bazında ise sektörün 32 milyar dolara yaklaşan bir büyüklüğe ulaştığını belirtti. Bu tablonun, daha önce ifade edilen 30 milyar dolar hedefinin yakalandığını gösterdiğini; 2030 için konulan 50 milyar dolar hedefinin ise sürdürülebilir adımlarla mümkün olduğunu söyledi.
Kârlılık tarafında ise Gülen, mutlak kâr rakamlarından çok “sermaye getirisi” perspektifine işaret etti:
“Karlılık deyince mutlak değerlerden ziyade sermaye getirisini ölçmek lazım. %40’ın üzerinde bir sermaye getirisi sağlamış durumda.”
Aktif büyüklüğünün de 3,5 trilyon TL seviyesine (yaklaşık 100 milyar dolar) geldiğini aktaran Gülen, yıl sonu finansallarıyla birlikte sermaye yeterlilik rasyolarının uluslararası ortalamaların üzerinde görünmesini beklediğini dile getirdi. BES tarafında ise fon büyüklüğünün 2,2 trilyon TL bandına ulaştığını hatırlattı.
“Tekil sigortalı 34 milyon, pasifle 40 milyonun üzerinde”
Özgür Obalı’nın öne çıkardığı başlıklardan biri, büyümenin yalnızca prim üretimiyle değil sigortalı sayısındaki artış ile de ölçülmesi gerektiği oldu. Obalı, farklı branşlarda sigortalı sayısının %5-10 bandında arttığını, BES’te artışın daha da yukarıya çıktığını söyledi.
Tekil sigortalı sayısına ilişkin verdiği rakamlar ise sektörün penetrasyon tartışmasına somut bir çerçeve sunuyor:
“Tekil sigortalık sayısına baktığımız zaman 34 milyon civarında bir tekil sigortalığa ulaşmış durumdayız… Pasifi değerlendirdiğimizde 40 milyonların üzerinde bir tekil sigortalık kişi sayısına ulaşıyoruz.”
Obalı, “sigortalanabilir nüfus” tanımını 18 yaş üstü gelir elde edebilecek nüfus üzerinden yaklaşık 65 milyon seviyesinde değerlendirerek, kabaca %60-65 bandında bir kapsama işaret etti. Bu oranı “hiç kötü değil” diye niteleyen Obalı’nın vurgusu netti: mesele süreklilik.
“Önemli olan bunun devamlılığını sağlamak… Bir sigortayla birine dokunduktan sonra diğer koruma açıklarının da farkındalığını yaratıp tabanı büyütmek.”
2026’nın ilk sinyali: Fiyat rekabeti büyütüyor ama denge kritik
Obalı, 2026’nın ilk döneminde prim üretiminde büyüme sürse de enflasyonun altında kalındığını, yaklaşık %5 real gerileme sinyali gördüklerini söyledi. Bu tablonun ana nedeni olarak da “yoğun rekabet”e işaret etti.
“İnanılmaz bir prim indirimi… Sigortanın ulaşılabilir primlerle halka indirilmesi çok değerli… Ama bu yoğun rekabetin çok dengeli gitmesi gerekiyor.”
Bu denge vurgusu, sektörün geçmişte yaşadığı “tatsız tecrübeler”e gönderme niteliğinde. Obalı, finansal getirilerin desteğiyle rekabetin “sağlıklı bir ivmeyle” yönetilebileceğini öngördüklerini de ekledi.
2026 Pozisyon Belgesi: Ana omurga 2030 vizyonuna bağlı
Özgür Obalı, 2026 pozisyon belgesinin aslında “2030 vizyonuna” bağlı bir yıllık aksiyon seti olduğunu anlattı. Hedef; prim hacmini büyütmek, sigortalı sayısını artırmak ve sektörü yaklaşık 45-50 milyar dolar bandına taşıyacak yolu açmak. Burada kritik bir kırılım da “ekonomide sigortanın ağırlığı” tartışması:
“Bugün 30 milyar civarında olan rakamı 45-50 milyar dolar bandına çıkarırız… ve bunu %5 civarında bir yere oturtabiliriz diye hesapladık.”
1) Sürdürülebilirlik ve sermaye: “Dayanıklı, öngörülebilir sektör” hedefi
Obalı, son iki yılda regülasyon yoğunluğunun sektörde zorluk yarattığını kabul ederken, ana resimde hedefin “dayanıklı ve güçlü bir sigorta sektörü” olduğunu söyledi. SEDDK’nin sermaye ve giriş bariyeri gibi alanlarda attığı adımların, sektörün uluslararası sermayeyi çekebilecek bir çerçeveye kavuşmasına katkı verdiğini vurguladı.
Obalı, 2025 sonu itibarıyla aktif büyüklük 3,5 trilyon TL, özkaynak büyüklüğünün ise 376,8 milyar TL seviyelerine geldiğini; sermaye yeterliliğinde %185 bandının görüldüğünü aktardı.
“Önemli olan… uluslararası sermayeyi cezbedecek ve öngörülebilir bir yol haritasına kavuşturulması.”
2) Dağıtım kanalları: “Tek ilaç yok; hibrit modellerle büyüme”
Pozisyon belgesinde ikinci büyük başlık, dağıtım kanallarındaki dönüşüm. Obalı’nın yaklaşımı, tek bir kanalı yüceltmek yerine, değişen müşteri davranışına göre hibrit bir yapı kurmak üzerine:
Acenteler: Afetlerde, hasar yönetiminde ve satış sonrası hizmetlerde güçlü.
Banka sigortacılığı: Yeni müşteri kazandırmada çok hızlı.
Gömülü sigortacılık: Mikro ölçekli, erişilebilir primli ürünleri hızlandırıyor.
Dijital: Yeni kuşak müşterinin “minimum temas” beklentisiyle uyumlu.
“Değişen bir jenerasyon var… insan temasını minimuma indiriyor… iletişim metodları buna döndü artık.”
Uğur Gülen de dağıtım kanallarının yalnız satış değil, “risk doktoru” yaklaşımıyla müşteriye ikinci-üçüncü ürünü doğru önermesini kritik gördüğünü söyledi:
“O ikinci ürünü, üçüncü, dördüncü ürünü müşteriye bir risk doktoru gibi davranmalarını sağlatmamız gerekir.”
Gülen, bu başlık için 2026’da danışmanlık desteğini de içeren bir çalışma yürütüleceğini aktardı.
3) Hayat sigortacılığı ve uzun vadeli fonlar: Tasarruf açığına “sigorta” katkısı
Obalı’nın altını çizdiği stratejik meselelerden biri Türkiye’nin tasarruf açığı. BES’in doğru zamanda devreye girmiş bir ürün olduğunu; ancak belli platoların görülmeye başladığını söyleyen Obalı, hayat sigortacılığında birikimli ürünlerin (ör. unit-linked benzeri) yeniden gündeme alınabileceğini belirtti.
“Türkiye’de oran maalesef 18-82… %20 hayat sigortacılığından geliyor… Bunun tersine çevirebilecek fırsatlar var.”
Gülen ise uzun vadeli fonların Türkiye ekonomisini nasıl “sınıf atlatabilecek” büyüklüklere taşıyabileceğini daha çarpıcı bir çerçeveyle anlattı:
“Bugün 60 milyar dolar değil, 600 milyar dolar olduğunu bir an için düşünseniz… o kadar parayla neler yapılabilir?”
Bu yaklaşım, pozisyon belgesinde hayat sigortacılığının yalnız ürün değil, aynı zamanda yatırım politikasının destekleyicisi olarak ele alındığını gösteriyor.
4) Finansal sigortalar: Kefalet/garanti, teminat mektubu ve kentsel dönüşüm bağlantısı
Obalı, büyüme potansiyeli taşıyan bir diğer alanı finansal sigortalar olarak tanımladı. Burada iki kritik koşulun altını çizdi:
Sürecin tam entegre ve dijital çalışması
Vergisel aleyhte unsurların giderilmesi
Kentsel dönüşüm bağlamında “bina tamamlama” gibi enstrümanların da finansal sigorta başlığında Türkiye için stratejik rol oynadığını vurguladı.
5) Yenilikçi ürünler: Parametrik, mikro sigorta ve gömülü sigortacılık
Obalı, “sigorta alamam” gerekçesinin önünü kesebilecek yeni ürün kurgularına işaret etti. Parametrik sigortalar ve mikro sigorta yaklaşımıyla, düşük primli, hızlı devreye alınabilen modellerin tabanı büyütmek açısından önemli olduğunu söyledi.
“Artık şu şeyden kurtulmamız lazım: ‘Benim bütçem yok, sigorta alamam.’”
6) COP31 ve iklim ajandası: Sigortanın denetim ve yönlendirme rolü
TSB’nin 2026 pozisyon belgesinde iklim başlığı güçlü yer tutuyor. Obalı, Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapmasının sektör açısından fırsat olduğunu; Antalya’da aktif rol almak istediklerini söyledi. Gülen ise iklimin “gündemden düşse de hayatın içinden düşmeyecek” bir konu olduğuna işaret etti.
“Bu gündemden düşecek bir konu değil… bilimsel gerçeklerle dünyanın ısınma trendine girdiğini görüyoruz.”
Gülen’in vurguladığı kritik nokta: Sigorta sektörü yalnız finansman değil, aynı zamanda denetim/gözetim mekanizması.
“Denetim ve gözetim fonksiyonu çok kıymetli… koşulları yerine getirmeyenin finansa ve sigortaya erişiminin zorlaşması… ödülle veya biraz cezayla teşvik…”
Ayrıca yapay zekâ ve veri merkezlerinin enerji talebini artırdığına dikkat çekerek, bu dönüşümün “sorumlu kullanım” perspektifiyle ele alınması gerektiğini söyledi.
7) Sağlık sigortaları: “Tek istisna sağlık; veriye erişim ve ekosistem çeşitliliği”
Obalı’ya göre 2026’nın en zorlu başlıklarından biri sağlık sigortaları. Kasko, trafik, yangın gibi branşlarda rekabetin primleri ulaşılabilir seviyelere çektiğini; ancak sağlıkta aynı eğilimin daha zor olacağını söyledi. Çözüm için iki ana kaldıraç tarif etti:
Büyük veriye erişim (MEDULA, e-Nabız gibi kaynaklarla, KVKK uyumlu maskeleme ve yeni düzenlemelerin açtığı alanla)
Sağlık ekosisteminde çeşitliliğin artması (hizmet sağlayıcı maliyetlerinin rekabetçi hale gelmesi)
“Sigorta aslında bir sonuç, sebep değil. Prim, ortaya çıkan maliyetlerin bir komponenti.”
Uğur Gülen de özel sağlık sigortalı sayısının 8 milyon olduğunu hatırlatarak hedefin büyütülmesi halinde hizmet sağlayıcı kapasitesinin de artması gerektiğini vurguladı:
“Bunu 20 milyona çıkardığımızı düşünün… özel sağlık hizmeti veren kurum sayısının da artması gerekir… kamu, özel sigorta ve özel sağlık hizmet sağlayıcılarının aynı masada uzun vadeli plan yapması gerekir.”
8) Banka sigortacılığı: “Olta gibi; hızlı yeni müşteri kazandırıyor”
Pozisyon belgesinde banka sigortacılığı ayrı bir başlık. Gülen, banka kanalının her ürünü satmasının şart olmadığını, ama “kapıdan içeri” yeni müşteri kazandırmada çok güçlü olduğunu vurguladı:
“Banka sigortacılığı biraz ‘olta’… müşteriyi ilk yakalayan kanal olabilir.”
Obalı da kanal çatışması yerine “portföy benim/senin” dilini aşan, müşteri odaklı bir barışma perspektifine işaret etti.
9) Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi: “Uzun soluklu yolculuk, üç basamaklı yapı”
Obalı, TES’in üst politika belgelerinde yer almasına rağmen hâlâ somut adım aşamasına gelemediğini; ancak bu alanda eforun sürdüğünü söyledi. Gülen ise tamamlayıcı emekliliği “üç basamaklı sistem” içinde kritik bir kolon olarak tarif etti: sosyal güvenlik (1), tamamlayıcı emeklilik (2), gönüllü emeklilik (3). Etkisinin kısa vadede görünmeyeceğini, bunun 20-30 yıllık bir perspektif gerektirdiğini vurguladı.
10) Eğitim ve kültür dönüşümü: “Sigortacılığı cazip meslek yapmak”
Obalı, pozisyon belgesinin omurgasına “eğitim ve kültür dönüşümü”nü de ekledi. Üniversite buluşmaları, SEGEM-TSEV gibi yapılarla iş birliği ve acente yetkinliklerinin artırılması; sektörün uzun vadeli büyümesinin “insan kaynağı” tarafını oluşturuyor:
“Sigortalıyı iyi dinlemek… başlangıç noktası burası.”
2026’da hedef “daha geniş taban, daha dayanıklı yapı”
TSB’nin 2026 pozisyon belgesi; 2025’te yakalanan büyüme ve güçlenen sermaye yapısını, sigortalı tabanını büyütecek ve koruma açıklarını azaltacak bir yol haritasına bağlamaya çalışıyor. Obalı’nın “müşteriyi dinlemek” vurgusu ile Gülen’in “sigortayı ekonominin kırılganlığını azaltan unsur” olarak konumlandırması, 2026 ajandasının iki temel eksenini oluşturuyor: erişilebilirlik ve sürdürülebilirlik.