Advertisement
07.06.2026
weather
20°
Sigorta Kulisi BES/Hayat Erol Öztürkoğlu: Hayat sigortası finansal planlamanın parçası olmalı

Erol Öztürkoğlu: Hayat sigortası finansal planlamanın parçası olmalı

HDI Fibaemeklilik ve Fibasigorta Genel Müdürü Erol Öztürkoğlu, hayat sigortası, BES, uzun vadeli finansal planlama ve gelir kaybı risklerini değerlendirdi

HDI Fibaemeklilik ve Fibasigorta Genel Müdürü Erol Öztürkoğlu, hayat sigortalarının Türkiye’de hâlâ büyük ölçüde kredi hayat ürünleriyle özdeşleştirildiğini belirterek, hayat sigortacılığının bireyin tüm yaşam döngüsünü kapsayan bir finansal planlama aracı olarak görülmesi gerektiğini söyledi. Öztürkoğlu, “Sigorta bu anlamda toplumda bir finansal ürün olarak ele alınmıyor. Oysa bunlar yapıldığında aslında tasarruf etmiş oluyorsunuz” dedi.

Uğur Gülen ve Zeynep Türker’in sunduğu Sigortacı Kafası programının son bölümüne konuk olan HDI Fibaemeklilik ve Fibasigorta Genel Müdürü Erol Öztürkoğlu, hayat sigortaları, bireysel emeklilik sistemi, uzun vadeli finansal planlama ve geleceğin finansal güvenlik anlayışına ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.

Öztürkoğlu, hayat sigortacılığının Türkiye’de sigorta pazarı içinde sınırlı bir alanda konumlandığını belirterek, sektörün daha çok kredi hayat sigortaları üzerinden algılandığını söyledi.

Hayat sigortacılığı, Türkiye sigorta pazarında yüzde 10 ile yüzde 15 aralığında bir pazar payı olan ve diğer branşlarla kıyasladığımızda bir alanda sıkışıp kalmış bir alan” diyen Öztürkoğlu, mevcut algının ağırlıklı olarak bankalar ve finansman kuruluşları üzerinden şekillendiğini ifade etti.

“Daha çok kredi hayat ağırlıklı olarak biliniyor. Kişilerin vefatı ya da herhangi bir maluliyet, sakatlık durumunda kredinin geri ödenmemesine yönelik kurgulanmış bir ürün gibi algılanıyor. Toplumda da hep böyle biliniyor.”

“Hayat sigortacılığını finansal model içinde ele almak gerekiyor”

Öztürkoğlu’na göre sigorta, yalnızca bugüne kadar edinilen malların korunmasıyla sınırlı düşünülmemeli. Bireyin çalışma hayatı, gelir üretme kapasitesi, ailesine karşı yükümlülükleri ve emeklilik dönemi de aynı finansal modelin içinde değerlendirilmeli.

“Sigortayı temelde iki kavramda ele almak gerekiyor” diyen Öztürkoğlu, ilk başlığın bugüne kadar edinilen varlıkların korunması olduğunu belirtti.

"Bugün elde ettiğimiz varlıkları eğer sigortalayamazsak tekrar yerine koyma kapasitemiz gün geçtikçe azalır. Sonuçta birincisi bunların korunması.” 

İkinci başlığın ise insanın kendi yaşamı ve gelir üretme kapasitesi olduğunu söyleyen Öztürkoğlu, hayat sigortacılığının burada devreye girdiğini vurguladı:

“Yaşantımızda sağlığımız bozulduğunda, yaşam süremiz içinde bugünden geleceğe kadar bir sürü riske maruz kalıyoruz. Burada da hayatımızda yerine koyamayacağımız şeyler var. Vefat etmemiz durumunda da geriye kalan kişilerle ilgili riskler var. Dolayısıyla hayat sigortacılığının bir finansal model içerisinde ele alınması gerekiyor.”

“Vefat teminatı, ailenin yaşam standardını korumak için devreye alınmalı”

Türkiye’de hayat sigortasının çoğu zaman yalnızca vefat teminatı üzerinden konuşulduğuna dikkat çeken Öztürkoğlu, bu teminatın da aslında doğru bir finansal soru üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Öztürkoğlu, bireyin kendisine şu soruyu sorması gerektiğini belirtti:

“Vefat etmem durumunda hayal ettiğim yaşamı sürdürebilmesi için çocuklarıma, eşime, anneme, bakmakla yükümlü olduğum kişilere nasıl bir kapital bırakmalıyım ki onlar istediğim, hayal ettiğim seviyede yaşasınlar?”

Bu sorunun yanıtının vefat teminatını belirleyeceğini söyleyen Öztürkoğlu, çalışma dönemi boyunca gelir kaybına yol açabilecek risklerin de ayrı bir başlık olarak ele alınması gerektiğini ifade etti:

“Çalışıyoruz, gelir elde ediyoruz, birikimler sağlıyoruz. Fakat bunu sekteye uğratacak bir sürü risk faktörü var. Bir trafik kazasında iki bacağınızı kaybettiğinizde, genel müdürlüğü yürütebilmeniz mümkün olmayabilir. Dolayısıyla hayal ettiğiniz çalışma süresi içerisindeki geliriniz dramatik bir şekilde düşebilir.”

Bu nedenle maluliyet teminatlarının ve kritik hastalıklar gibi risklere karşı korumaların, finansal planlamanın önemli parçaları olduğunu vurgulayan Öztürkoğlu, “Çalışma sürenizde elde edeceğiniz birikimi ya da geliri teminat altına alacak bir sigorta ihtiyacınız var” ifadelerini kullandı.

“Sigorta toplumda finansal ürün olarak ele alınmıyor”

Öztürkoğlu, hayat sigortalarının Türkiye’de yeterince gelişmemesinin temel nedenlerinden birinin, sigortanın finansal planlamanın parçası olarak görülmemesi olduğunu söyledi.

“Sigorta bu anlamda toplumda bir finansal ürün olarak ele alınmıyor” diyen Öztürkoğlu, hayat sigortası teminatlarının aslında bireyin yıllar içinde üstleneceği finansal yükü prim yoluyla yönetmesini sağladığını belirtti:

 “Oysa bunlar yapıldığında aslında tasarruf etmiş oluyorsunuz. Yıllar boyunca çalışma riskinizi sadece primlerle gidermiş oluyorsunuz. Tehlikeli hastalıklara, kansere, maluliyetlere, vefata bu gözle bakmak gerekiyor.”

Hayat sigortacılığının üçüncü boyutunun ise emeklilik dönemi olduğunu ifade eden Öztürkoğlu, “Aktif çalışma hayatım bitti, yaşamım devam ediyor. Bunun finansman modeliyle ilgili parçada da hayat sigortacılığı ve bireysel emeklilik ürünleri devreye giriyor” değerlendirmesinde bulundu.

Öztürkoğlu, hayat sigortacılığının üç ana evrede düşünülmesi gerektiğini belirterek, “Vefat durumunda geride kalanları koruma, yaşantım içinde kendimi koruma, emeklilik dönemimde de neye ihtiyacım var sorusunun tamamını hayat sigortası kapsamında ele almak gerekiyor” dedi.

“Bir kişinin çalışma hayatındaki gelir kaybına binlerce araba, yüzlerce ev sığar”

Öztürkoğlu, hayat sigortasının önemini anlatırken mal sigortalarıyla hayat sigortaları arasındaki finansal büyüklük farkına dikkat çekti.

“Bir arabanız pert olabilir. Bindiğiniz arabanın büyüklüğüne bağlı olarak bu finansal model içinde giderebileceğiniz bir maliyet olabilir. Bir eviniz yanabilir, kül olabilir. Bunun sigortasız olması da finansal olarak giderilebilir” diyen Öztürkoğlu, insanın çalışma hayatı boyunca üreteceği gelirin çok daha büyük bir değer taşıdığını vurguladı:

“40’lı yaşlarında ya da 20’li yaşlarındaki bir kişinin gelecekteki 40 yıldaki gelirinin kaybını sağlayacak bir riskin gerçekleşmesi halinde, bunun içine binlerce araba, yüzlerce ev sığar. Dolayısıyla o riski yönetmek için hayat sigortasının bu kapsamda ele alınması gerekiyori.”

Türkiye’de her yıl yaklaşık 500 bin kişinin vefat ettiğini hatırlatan Öztürkoğlu, insanların bu ihtimali kendileri için uzak görmesi nedeniyle hayat sigortası ihtiyacını ertelediğini söyledi.

“Türkiye’de her yıl yaklaşık 500 bin kişi vefat ediyor. Sadece biz o 500 bin kişinin içine girmeyeceğimizi düşündüğümüz için vefatla ilgili riskleri devreye almıyoruz” diyen Öztürkoğlu, benzer şekilde sakatlık, hastalık ve kanser risklerinin de çoğu zaman kişisel finansal modele dahil edilmediğini belirtti.

“Bakım sigortasının mutlaka gelişmesi gerekiyor”

Öztürkoğlu, Türkiye’de geleneksel imece kültürünün hayat sigortacılığının gelişimini bir yönüyle sınırladığını söyledi. Aile, akraba ve komşuluk ilişkilerinin geçmişte bakım maliyetini görünmez kıldığını ifade eden Öztürkoğlu, kentselleşme ve toplumsal dönüşümle birlikte bu yapının zayıfladığını belirtti.

“Türk toplumunda imece tarzı yaşam çok gelişmişti. Komşuluğumuz, yanında olma hissiyatımız, mağdur olan kişiye el birliğiyle bakıyor olmamız hayat sigortasının gelişimine bence olumsuz yönde katkı sağlamıştır” diyen Öztürkoğlu, bu yapının artık eskisi kadar güçlü olmadığını söyledi.

Öztürkoğlu, yaşlı veya bakıma muhtaç bir kişinin finansman yükünün bugün çok yüksek olduğunu belirterek şunları söyledi:

“Bir yaşlının bakımı çok yüksek bir maliyettir. Ben iki kolumu, iki bacağımı kırsam ve 24 saat bakıma ihtiyacı olan bir kişi olsam bunun finansman yükü dehşet derecede yüksek. Eskisi kadar bakımı yapabilecek kişiler de devrede değil. Eğer çocuklarınız yurt dışındaysa, ailenizdeki kişiler şehir dışındaysa bu bakımı sadece finanse etmeniz için iki üç tane bakıcı bulmanız gerekiyor. Bunun finansman maliyeti insanın kaldırabileceği bir maliyet değil.”

Bu nedenle bakım sigortasının Türkiye’de gelişmesi gerektiğini vurgulayan Öztürkoğlu, “Bir bakım sigortasının mutlaka gelişmesi gerekiyor. Bu da toplumsal dönüşümle beraber olabilecek bir şey. Bugün geldiğimiz noktada bunlar yavaş yavaş gündeme geliyor” dedi.

“Sigorta devletin de daha dayanıklı hale gelmesini sağlar”

Öztürkoğlu, hayat sigortaları ve bireysel emeklilik sisteminin yalnızca bireysel finansal güvenlik açısından değil, kamu maliyesi ve ekonomik dayanıklılık açısından da kritik olduğunu söyledi.

Toplumda risklerin sigorta yoluyla yönetilmesinin devletin üzerindeki yükü azaltabileceğine dikkat çeken Öztürkoğlu, “Sigorta bu anlamda devletin de daha dayanıklı hale gelebilmesi için önemli” dedi.

“Toplumdaki herkesin hayat sigortası olsa, herkesin deprem sigortası olsa, herkesin bu riskleri bertaraf edebileceği emekliliğe yönelik ürünleri olsa devletin imkanları çok daha etkin farklı yerlerde kullanılabilir ve dayanıklı bir ekonomi haline dönüşebilir.” 

Bu noktada bireysel sorumluluğun önemine dikkat çeken Öztürkoğlu, “Buradaki tek şey bireysel riskimizi almamız gerekiyor” dedi.

“Kredi hayat sigortaları sigorta bilincine katkı sağlıyor”

Hayat sigortası şirketlerinin mevcut yapıda kredi hayat ürünleriyle önemli bir kesime ulaştığını belirten Öztürkoğlu, bu ürünlerin sigorta bilincinin artmasında önemli bir rol oynadığını söyledi.

“Kredi hayatlarla aslında belli bir kesim sigortalanıyor ve sigorta bilincinin artmasına da fayda sağlıyor” diyen Öztürkoğlu, kredi hayat sigortalarının yalnızca bankaların alacağını koruyan bir mekanizma olarak görülmemesi gerektiğini kaydetti:

“Kişilerin vefatı ya da sakatlığı durumunda geride kalan kişilerin ya da çalışamaz duruma düşüp kredisini ödeyemeyerek evini, aracını kaybedecek kişilerin bu riskle karşılaşmamasını sağlıyor. Bunu onun çocukları da görüyor, çevresi de görüyor. Dolayısıyla sigorta bilincinin artmasına katkı sağlayan bir şey.”

Bugün kredi hayat ürünlerinin hayat sigortacılığı içinde hâlâ önemli bir ağırlığa sahip olduğunu ifade eden Öztürkoğlu, “Kredi hayatlarının toplam sigorta penetrasyonu içerisindeki payına baktığımızda yüzde 70’i kredi hayatları. Önemli bir kısmı diğer alanlardan gelmeye başladı. Tabii bunun çok daha büyük rakamlarda olması gerekiyor” değerlendirmesinde bulundu.

“Birikimli hayat orta vadeli, BES uzun vadeli tasarruf için kurgulanıyor”

Öztürkoğlu, birikimli hayat sigortaları ile bireysel emeklilik sistemi arasındaki farklara da değindi. Birikimli hayat ürünlerinin daha çok orta vadeli tasarruf ihtiyacını karşılamak üzere kurgulandığını belirten Öztürkoğlu, BES’in ise emeklilik dönemi için daha uzun vadeli bir yapı sunduğunu söyledi.

“Birikimli hayatlar, bireylerin daha orta vadedeki tasarruf ihtiyaçlarını gidermek üzere kurgulanan ürünler. Bireysel emeklilik ise emeklilik dönemi için, 56 yaşından daha uzun vadede yapılması gereken ürünler” diyen Öztürkoğlu, birikimli hayat sigortalarında prim ödenen süre boyunca vefat ve ek teminatlarla risklerin yönetildiğini, kalan birikim kısmının ise TL veya döviz gibi varlıklarda değerlendirilebildiğini söyledi:

“Bireyin kendisinin 100 birimlik yapacağı yatırımdan daha fazlası bir havuzda toplandığı için, bir sigorta şirketinin fon yönetimi ister istemez bireyden daha yüksek oluyor. Dolayısıyla kâr payıyla da daha fazla bir kapital biriktirmiş oluyor.”

“Birikimli hayatlarda vergi avantajının yüzde 100’e çıkarılması gerekiyor”

Öztürkoğlu, birikimli hayat sigortalarında vergi avantajına da dikkat çekti. Mevcut sistemde ödenen primlerin belirli sınırlar içinde vergi matrahından indirilebildiğini belirten Öztürkoğlu, bu alanda daha güçlü bir teşvik mekanizmasına ihtiyaç olduğunu söyledi.

“Birikimli hayatlarda ödediğiniz primlerin yüzde 50’si vergi avantajına konu oluyor. Bunun yüzde 100’e çıkartılması gerekiyor” diyen Öztürkoğlu, bu ürünlerin Türkiye’nin tasarruf açığının giderilmesine katkı sağlayabileceğini belirtti.

Öztürkoğlu, “Çünkü kısa vadede Türkiye’nin tasarruf açığını gideren bir ürün. Maaşınızdan ödediğiniz primlerin belirli kısmını vergi matrahından indiriyorsunuz ve anında gelir elde ediyorsunuz” dedi.

BES tarafında ise devlet katkısı sistemine işaret eden Öztürkoğlu, bireysel emekliliğin daha uzun vadeli fon tercihleri ve yatırım enstrümanları üzerinden işlediğini ifade etti.

“Prim iadeli ürünleri popüler yapan toplumsal genetik yapımız”

Son dönemde ilgi gören prim iadeli hayat sigortalarına da değinen Öztürkoğlu, bu ürünlerin popülerliğini toplumun risk gerçekleşmediğinde primi “boşa giden para” olarak görmesine bağladı.

“Prim iadeli ürünleri popüler yapan toplumsal genetik yapımızdan kaynaklanan bir durum. Bir riski devrediyorsunuz ve o risk için bir bedel ödüyorsunuz. Sonra o risk gerçekleşmediğinde bizim toplumumuzda bu bir kayıp olarak algılanıyor. Para havaya gitti deniyor.”

Öztürkoğlu, prim iadeli ürünlerin bu duyguyu ortadan kaldırdığı için ilgi gördüğünü belirtti:

“Boşa giden para kavramından çıkartmış oluyor. 10 yıl, 15 yıllık süreç içerisinde ödediğiniz tutarları, bir risk gerçekleşmemişse ana paranızla ya da cüzi bir kâr payıyla geri aldığınız bir mekanizma üzerine kurulu.”

Ancak bu ürünlerin doğru konumlandırılması gerektiğini vurgulayan Öztürkoğlu, “Kişisel olarak bana sorarsanız bu bir tasarruf ürünüdür. Risk matrisi kurgulandığında oraya tasarruf açısıyla yerleştirilmesi gereken bir ürün” değerlendirmesinde bulundu.

Öztürkoğlu vergi teşviklerinin bu ürünleri daha da cazip hale getirdiğine dikkat çekti:

“Hayat sigortası için ödediğiniz primleri kendi bulunduğunuz vergi matrahınıza göre indiriyorsunuz. Yüzde 15 vergi dilimindeyseniz yüzde 15’ini, yüzde 40 vergi dilimindeyseniz yüzde 40’ını geri alıyorsunuz. Böyle bir getiri yok. Sırf bunun için bile alınabilir.”

“Hayat sigortası uzun vadeli fon kaynağı yaratan bir mekanizmadır”

Öztürkoğlu, hayat sigortalarının sadece bireysel risk yönetimi değil, ekonominin uzun vadeli fon ihtiyacı açısından da önemli olduğunu söyledi.

“Hayat sigortası aslında uzun vadeli fon kaynağı yaratan bir mekanizmadır. Dünyada böyle konumlanıyor” diyen Öztürkoğlu, Türkiye’de hayat sigortasının krediyle ilişkili algılandığı için bu fonksiyonunun sınırlı kaldığını ifade etti:

“Uzun vadeli borçlanma ihtiyacı olan kurumlara sigorta şirketlerinin borç verebilmesi gerekiyor. Bunlar kapital büyüdükçe, rezervlerimiz ve matematik karşılıklarımız büyüdükçe ekonomideki denge içinde bu tarafın finansmanını sağlayacak şekilde gelişecektir."

“Önce ara dönemdeki riski küçük primle koruma altına almak gerekiyor”

Öztürkoğlu, bireyin finansal planında erken vefat, maluliyet, kritik hastalık ve uzun yaşama risklerinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Özellikle çalışma dönemi içinde gelir kaybı yaratabilecek risklere dikkat çeken Öztürkoğlu, “Hem gelirinizi kaybediyorsunuz hem gideriniz artıyor. Belki de geride kalanların hayat konforunu düşürüyorsunuz” dedi.

BES ile hayat sigortası arasında tercih yapılırken önce ara dönemdeki risklerin güvence altına alınması gerektiğini vurgulayan Öztürkoğlu, BES şuradan sonrası için başlıyor; uzun yaşarsam kısmında. Ama burası bilinmezliklerle ilgili. Şu anda çıktığımda başıma ne geleceğini bilmiyorum” ifadelerini kullandı.

Öztürkoğlu, bu nedenle yeterli kapitali olmayan kişilerin önce hayat sigortasıyla temel risklerini kapatması gerektiğini belirtti:

“Eğer burası için yeterli bir kapitaliniz yoksa, önce bunu küçük bir primle kenara koyacaksınız. Ondan sonraki kalan kısmınız için uzun vadeli tasarruf tarafına yöneleceksiniz.”

“BES’te 200 bin TL ortalama kapital emeklilik için yetersiz”

Bireysel emeklilik sisteminin Türkiye açısından çok kıymetli olduğunu belirten Öztürkoğlu, mevcut fon büyüklüğünün ve katılımcı sayısının önemine dikkat çekti ancak kişi başı birikimlerin emeklilik geliri yaratmak için yeterli olmadığını söyledi.

“Bireysel emeklilikte 2 trilyon TL’nin üzerinde bir fon büyüklüğü var. Otomatik katılımla beraber yaklaşık 19 milyon, gönüllü sistem açısından baktığımızda 9-10 milyon katılımcı var. Bu sektör ve ülke açısından çok kıymetli” diyen Öztürkoğlu, sistemin sosyal güvenliğin tamamlayıcısı olarak konumlandırıldığını hatırlattı.

Ancak kişi başına düşen ortalama birikimin düşük olduğuna dikkat çeken Öztürkoğlu, “2 trilyon fon var, yaklaşık 10 milyon katılımcı var. Kişi başına ortalama kapital 200 bin TL. 200 bin TL ile emeklilik sistemi olmaz. 20 yıllık bir sistemde 200 bin TL çok yetersiz bir kapital” dedi.

Öztürkoğlu’na göre doğru finansal planlama için kişinin emeklilikte ihtiyaç duyacağı geliri, devletten gelecek maaşı, kira veya menkul kıymet gelirlerini ve eksik kalan tutarı birlikte hesaplaması gerekiyor:

“Bunu yaptığınızda çevre çevre bir finans yönetimi yapmış oluyorsunuz. Hem erken ölürseniz geride kalanları koruma altına almış oluyorsunuz. Rahatsızlık veya sakatlık döneminde hayat standardınızı koruyorsunuz. Uzun yaşıyorsanız da ihtiyaçlarınızı küçük küçük rakamlara bölüştürmüş oluyorsunuz.”

“Finansal danışman modeli eksikliği piyasaların gelişmesini engelliyor”

Öztürkoğlu, Türkiye’de hayat sigortaları ve BES gibi ürünlerin gelişebilmesi için finansal danışmanlık modelinin güçlenmesi gerektiğini söyledi.

“Adı üstünde bu bir finans yönetimi. Bireyin finans yönetimi” diyen Öztürkoğlu, finansal danışmanın kişinin gelirini, borcunu, aile yapısını, varlıklarını ve sorumluluklarını birlikte değerlendirmesi gerektiğini ifade etti.

“Finansal danışman modeli eksikliği Türkiye’de bu piyasaların gelişmesine engel oluyor. Gelişmemesine katkı sağlayan unsurlardan biri bu.” 

Satış ekiplerinin çoğu zaman hedef baskısıyla çalıştığını, bu nedenle bireyin tüm finansal yaşam döngüsünü anlatacak zamanı bulmakta zorlandığını belirten Öztürkoğlu, toplumda da bu ihtiyacın henüz yeterince hissedilmediğini söyledi:

“Birisi ‘Ben öldükten sonra tufan’ diyor, birisi ‘Allah kerim’ diyor. Toplumdaki değer yargılarımız, imece yaşam, kadercilik gibi unsurlar bu ürünlerin gelişmesine engel oluyor.”

“Yeni nesilde bakım ve uzun yaşam riski daha fazla gündeme gelecek”

Öztürkoğlu, toplumsal yapının değişmesiyle birlikte uzun yaşam, yaşlı bakım ve sağlıkla ilgili finansal risklerin daha görünür hale geleceğini söyledi.

“Bizim çocuklarımız büyük ihtimalle yaşlı bakım sigortasını yaptıracak” diyen Öztürkoğlu, yeni neslin aile bireylerinin bakımını bizzat üstlenmek yerine bunun finansmanını planlamak zorunda kalabileceğini ifade etti.

Pandemi ve deprem gibi büyük olayların sigorta farkındalığını artırdığını ancak toplumun bu farkındalığı hızla unutabildiğini belirten Öztürkoğlu, “Pandemi gibi bir şey yaşayınca ‘Sağlık sigortası gerçekten önemliymiş’ diyoruz. Depremlerden hemen sonra sigortaya ilgi artıyor. Ama maalesef toplum olarak çok hızlı unutma yeteneğine sahibiz” dedi.

“Kritik hastalıklar finansal kaygıyı azaltan önemli bir ürün”

Kritik hastalıklar teminatının önemine de değinen Öztürkoğlu, sağlık sigortasının tedavi giderlerini karşıladığını ancak hastalık döneminde ortaya çıkan gelir kaybı ve ek maliyetleri her zaman karşılamadığını söyledi.

Öztürkoğlu, çalışanların hastalık döneminde gelir kaybı yaşayabileceğini vurguladı:

“Hastalandığınızda, sakat kaldığınızda ya da bu tür hastalıklarda bazı insanların sadece çalışarak elde ettiği gelir düşüyor. Dolayısıyla tehlikeli hastalıklar aslında oradaki finansal kaygıyı azaltıyor.”

Bu nedenle kritik hastalıklar, maluliyet ve bakım ihtiyacı gibi ürünlerin bütüncül finansal planlama içinde ele alınması gerektiğini vurgulayan Öztürkoğlu, “Topyekûn bir finans yönetimi yapılması ve bunun gerçekten bir uzman tarafından anlatılması gerekiyor. Toplumun tamamının bunu bilebilmesi mümkün değil” ifadelerini kullandı.

“Dağıtım kanallarının gelişmesine ihtiyaç var”

Öztürkoğlu, hayat sigortacılığının büyümesi için yalnızca ürün geliştirmek değil, dağıtım kanallarını da güçlendirmek gerektiğini söyledi.

“Acenteler tarafında bunun satılabilmesinin ve yaygınlaşmasının imkanlarının sağlanması gerekiyor. Dijital ortamların daha yaygınlaşması gerekiyor. Sigorta şirketlerinin farklı kanalları kullanabilmesine ilişkin düzenlemelerin gelmesi gerekiyor.”

Toplumun yaşlanmasıyla birlikte bu ürünlere olan ihtiyacın daha da artacağını belirten Öztürkoğlu, hayat sigortacılığının önümüzdeki dönemde çok daha hızlı büyümesi gereken bir branş olduğunu vurgulayarak sözlerini şöyle tamamladı:

“Toplum yaşlanıyor. Yaşlanan nüfusla beraber uzun yaşama riskimiz daha fazla artıyor. Yaşlandıkça diğer yaşamsal risklere maruz kalma oranımız da artıyor. Yaşam süremiz uzadığı için her durumda gelire ihtiyacımız oluyor. Onun için bu sektörün gerçekten çok hızlı yükselmesi ve büyümesi gereken bir branş olduğunu düşünüyorum. Bunu içinde olduğum için değil, bir teknisyen olarak söylüyorum.”

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *