Advertisement
03.05.2026
weather
8°
Sigorta Kulisi Sektör Taner Işık: Alacak sigortası vadeli ticarette tahsilat riskine karşı güvence

Taner Işık: Alacak sigortası vadeli ticarette tahsilat riskine karşı güvence

Taner Işık, alacak sigortasının vadeli ticarette tahsil edilemeyen alacaklara karşı sunduğu güvenceyi, alıcı analizi, limit çalışması, tahsilat ve tazminat süreçlerini anlattı

Atradius Türkiye CEO'su Taner Işık, alacak sigortasının vadeli ticarette vadesinde tahsil edilemeyen alacaklara karşı devreye giren bir güvence olduğunu belirterek, ürünün alıcı analizi, limit çalışması, tahsilat desteği ve tazminat süreciyle şirketlere çok katmanlı bir yapı sunduğunu anlattı.

Vadeli ticaret yapan şirketler için alacakların zamanında tahsil edilememesi, nakit akışı ve ticari sürdürülebilirlik açısından önemli risklerden biri olmaya devam ediyor. Sigortacı Kafası programında Zeynep Türker ve Uğur Gülen’in konuğu olan Atradius Türkiye CEO'su Taner Işık, alacak sigortasının kapsamını, işleyişini, tazminat sürecini ve özellikle ihracat yapan şirketler açısından sunduğu imkânları değerlendirdi.

Işık, alacak sigortasını en sade haliyle, “vadeli ticarette, vadesinde ödenmeyen alacağın ödenmeme riskinin sigortası” olarak tanımladı. Ürünün yalnızca tazminat aşamasından ibaret olmadığını belirten Işık, alacak sigortasının satış öncesinden başlayan ve tahsilat sürecine kadar uzanan bir yapı sunduğunu ifade etti.

Alacak sigortası üçlü bir hizmet yapısı sunuyor”

Taner Işık’a göre alacak sigortasında süreç, sigortalının mal veya hizmet satışı yapacağı alıcının kredibilitesinin incelenmesiyle başlıyor. Bu aşamada alıcı için bir limit çalışması yapılıyor ve ödeme gücüne ilişkin değerlendirme gerçekleştiriliyor.

Işık, bu yapıyı şu sözlerle anlattı:

“Aslında üçlü bir hizmet alacak sigortası. Öncesinde malı satacağınız tarafın kredibilitesiyle ilgili bir araştırma yapılıyor, bir limit çalışması yapılıyor. Vadede parayı alamadığınızda tahsilat hizmeti boyutu var. Nihayetinde para tahsil edilmediyse tazmin aşamasına geçiliyor.”

Bu yönüyle alacak sigortası, yalnızca alacak tahsil edilemediğinde ödeme yapan bir ürün olarak değil; satış öncesi risk değerlendirmesi ve tahsilat sürecini de içeren bir güvence mekanizması olarak değerlendiriliyor.

Hangi satışlar alacak sigortası kapsamına girmez?

Taner Işık, alacak sigortasının açık hesap ve vadeli satışlar için geçerli olduğunu belirterek, bazı satış türlerinin kapsam dışında kaldığını söyledi. Peşin satışlar, grup içi satışlar ve kamuya yapılan satışlar bu kapsamda değerlendirilmiyor.

Kamu alacaklarının neden sigorta kapsamına girmediğini de açıklayan Işık, kredi sigortasında sigortacının tazmin ettiği tutarı borçlu taraftan tahsil edebilme, gerekirse hukuki takip yoluyla rücu edebilme hakkına sahip olması gerektiğini vurguladı.

“Kamu borcu icraya verilebilir bir borç değil. Kamu öderse öder, ödemezse ödemez; bir şey de yapamazsınız. O nedenle kamu alacakları kredi sigortası kapsamına girmez.”

Işık ayrıca, teminat mektubu, akreditif, kefalet senedi veya doğrudan borçlandırma sistemi gibi teminat araçlarının bulunduğu satışların da uygulamada çoğu zaman sigorta kapsamı dışında tutulabildiğini belirtti.

Poliçe süreci bilgi formu ve alıcı analiziyle başlıyor

Alacak sigortasında ilk aşama, sigorta yaptırmak isteyen şirketin detaylı bir bilgi formu doldurmasıyla başlıyor. Bu formda şirketin alıcı sayısı, alacak bakiyeleri, büyük müşterileri ve geçmiş satış yapısı inceleniyor.

Taner Işık, özellikle şirketin toplam satışlarının önemli bölümünü oluşturan büyük alıcıların önceden çalışıldığını belirtti. Bu aşamada alıcılar için limit talep ediliyor ve sigortacının karşılamaya hazır olduğu tutar belirleniyor.

Işık, bu oranı sektörün “risk kabul oranı” olarak tanımladı:

“Talep edilenle ya da ihtiyaç duyulanla bizim karşılamaya hazır olduğumuz rakam arasındaki orana, sektördeki adıyla risk iştahı veya risk kabul oranı deniyor.”

Bu oranın her zaman yüzde 100 olmadığını vurgulayan Işık, dünya ortalamasının genellikle yüzde 70-75 seviyelerinde bulunduğunu, Türkiye’de ise ekonomik koşullara göre bu oranın dönemsel olarak değişebildiğini ifade etti.

Prim hesabı sigortalanabilir ciro üzerinden yapılıyor

Limit çalışmasının ardından şirketin gelecek dönem satış beklentisi ve sigorta kapsamına girmesi muhtemel ciro tutarı belirleniyor. Işık, bu aşamada müşterinin yönlendirmesinin önemli olduğunu, sigorta şirketinin toplam cironun tamamının sigortalanması konusunda ısrarcı olmadığını söyledi.

Örneğin toplam cirosu 100 milyon lira olan bir şirket, risk kabul oranı ve alıcı limitlerine göre bunun 50 milyon liralık bölümünün sigorta kapsamına girebileceğini öngörebiliyor. Bu durumda poliçe 50 milyon liralık sigortalanabilir ciro üzerinden başlatılabiliyor.

Prim ise belirlenen ciro ile anlaşılan prim oranının çarpılmasıyla hesaplanıyor. Işık, uygulamada genellikle primin belirli bir bölümünün başlangıçta alındığını, yıl sonunda gerçekleşen ciroya göre nihai hesaplama yapıldığını anlattı.

Tüm ciro poliçesi ve bakiye bazlı poliçe farkı

Işık, piyasada en yaygın kullanılan ürünlerden birinin “tüm ciro poliçesi” olduğunu söyledi. Bu yapıda müşteri, sigorta şirketinin limit verdiği alıcılara yaptığı satışların toplamını belirli dönemlerde beyan ediyor. İhracat varsa bu beyanlar ülke bazında ayrıştırılıyor.

Buna karşılık, son yıllarda bakiye bazlı poliçelerin de gündeme geldiğini belirten Işık, bu ürünün özellikle risk kabul oranlarının düştüğü dönemlerde tercih edilebildiğini ifade etti.

Bakiye bazlı poliçede şirket, yıllık ciro yerine her ay sonundaki açık alacak bakiyesini beyan ediyor. Alıcı bazında verilen limit ile açık bakiye arasında hangisi düşükse, prim hesabı o tutar üzerinden yapılıyor. Limit aşan kısım ise sigorta kapsamı dışında kalıyor.

Işık, bu iki ürün arasında tazminat hesaplaması bakımından da fark bulunduğunu belirterek, poliçe yapısının şirketin satış ve tahsilat düzenine göre seçilmesi gerektiğini anlattı.

“Kredi sigortasında hasar hemen doğmaz”

Taner Işık’ın dikkat çektiği önemli başlıklardan biri de kredi sigortasında hasarın doğma zamanı oldu. Işık, diğer sigorta branşlarından farklı olarak, alacağın vadesinde ödenmemesinin hemen hasar anlamına gelmediğini belirtti.

“Kredi sigortasında malınızı sattınız, vadisi geldi, paranızı tahsil edemediniz. Hasar henüz doğmaz. Standart uygulamada 5 ay bekleme süresi var.”

Bu sürenin ticaretin doğasından kaynaklandığını ifade eden Işık, vadeli ticarette ödemelerin her zaman tam gününde yapılmadığını, birkaç hafta veya birkaç aylık gecikmelerin ticari hayatta görülebildiğini söyledi.

Buna karşılık, iflas veya konkordato gibi durumlarda 5 aylık bekleme süresinin uygulanmadığını belirten Işık, bu tür hallerde doğrudan tazminat sürecine geçilebildiğini ifade etti.

Alacak sigortası ana para riskini karşılıyor

 Işık, alacak sigortasının gecikme faizi, vade farkı veya enflasyondan kaynaklanan değer kaybını karşılamadığını da özellikle vurguladı. Ürünün temel işlevinin ana para riskini güvence altına almak olduğunu söyledi.

Kredi sigortası gecikme cezası, enflasyondan dolayı değer kaybı gibi unsurları karşılamaz. Sadece ana para riskini öder.”

Işık, Türkiye’de hukuki takip süreçlerinin uzun sürdüğünü belirterek, borçlunun ödeme niyeti bulunmadığı durumlarda tahsilatın oldukça zorlaşabildiğini dile getirdi. Bu nedenle alacak sigortasının, şirketlere tahsil edilemeyen ana para açısından önemli bir koruma sunduğunu ifade etti.

Sigortalıya vade uzatma esnekliği tanınıyor

Alacak sigortasında sigortalı şirketlere tanınan uygulamalardan biri de vade uzatma hakkı. Taner Işık, borçlunun vadede ödeme yapamayacağını belirtmesi halinde sigortalının belirli sürelerle ek vade tanıyabildiğini söyledi.

Işık, standart uygulamada 60 günlük bir ek süre verilebildiğini, bu sürenin sigorta şirketine ve poliçe özelindeki şartlara göre değişebileceğini belirtti. Sigortalı, bu süre içinde borçluya kendi ticari kararıyla ek zaman tanıyabiliyor.

Ancak bu sürenin sonunda da ödeme gerçekleşmezse sigorta şirketine ihbar yükümlülüğü doğuyor. Işık, bu uygulamanın ticari ilişkilerde sık karşılaşılan geçici nakit akışı sorunları nedeniyle önemli olduğunu ifade etti.

Çek ve senet alacak sigortası açısından engel değil

Taner Işık, vadeli satışlarda çek veya senet alınmasının alacak sigortası açısından olumsuz bir durum oluşturmadığını belirtti. Aksine, bu tür kıymetli evrakların borcun ispatı ve tahsilat sürecinin hızlanması açısından fayda sağlayabileceğini söyledi.

“Çek alınmasında hiçbir mahsur yok. Böyle bir şey varsa tahsilat imkânını ve şansını artırdığı için bizim açımızdan pozitif bir gelişmedir.”

Burada dikkat edilmesi gereken noktanın, satış vadesinin poliçede belirtilen maksimum satış vadesiyle uyumlu olması gerektiğini belirten Işık, vade uzadıkça prim hesabının da buna göre değişebileceğini anlattı.

Teminat mektubu her zaman sorunsuz tahsilat anlamına gelmiyor

Türkiye’de teminat mektubu ve doğrudan borçlandırma sistemi gibi araçların yaygın kullanıldığını belirten Taner Işık, bu yapıların kredi sigortasına göre bazı yönlerden daha hızlı ödeme sağlayabildiğini söyledi. Ancak son yıllarda bazı durumlarda teminat mektuplarının da tahsil edilemediği örnekler yaşandığını ifade etti.

Işık, özellikle konkordato ve ihtiyati tedbir kararları nedeniyle teminat mektubu bulunan bazı alacaklarda sorun çıkabildiğini belirtti.

“Satışlarımız yüzde 100 teminat mektubu, dolayısıyla alacak sigortasına ihtiyacımız yok diyen şirketlerin, iki yıl sonra teminat mektubunu tahsil edemeyip bu sigortayı yeniden konuşmak için geldiği örnekler oldu.”

Bu örneklerin, alacak sigortasının bazı şirketler açısından teminat mekanizmalarını tamamlayan bir ürün olarak da değerlendirilebildiğini gösterdiğini söyledi.

Alıcılar düzenli olarak takip ediliyor

Alacak sigortasının önemli hizmetlerinden biri de sigortalı şirket adına alıcıların izlenmesi. Taner Işık, poliçe başladıktan sonra sigorta şirketinin alıcılar için limit çalışmaları yaptığını ve bu limitleri belirli dönemlerde gözden geçirdiğini anlattı.

Bu süreçte ticaret sicili bilgileri, KKB verileri, finansal tablolar, vergi beyanları ve piyasa bilgileri gibi kaynaklardan yararlanılabiliyor. Riskte bozulma görülmesi halinde sigortalı uyarılabiliyor veya limit düşürülebiliyor.

“Siz sürekli yakından takip etmeseniz bile sigorta şirketi arka tarafta bu çalışmayı gerçekleştiriyor. Bir sıkıntı görüyorsa size dönüyor. Bazen limiti çekmeden uyarıda bulunur, bazen limiti düşürebilir.”

Işık’a göre bu takip yapısı, özellikle çok sayıda alıcıyla çalışan şirketler için önemli bir operasyonel destek sağlıyor.

Takdire bağlı limit küçük alacaklarda kolaylık sağlıyor

Işık, bazı küçük tutarlı alacaklarda sigortalıya “takdire bağlı limit” imkânı tanındığını da anlattı. Bu uygulamada sigorta şirketi belirli koşullar belirliyor. Eğer alıcı bu koşulları sağlıyor ve tutar belirlenen sınırın altında kalıyorsa, sigortalı ayrıca limit başvurusu yapmadan satışını sigorta kapsamına alabiliyor.

Bu koşullar arasında alıcıyla geçmişte yapılmış ticaret, ödemelerin vadesinde tahsil edilmiş olması veya belirli veri kaynaklarından alınan bilgiler yer alabiliyor.

Işık, özellikle çok sayıda küçük alıcısı bulunan sektörlerde bu yapının operasyonel kolaylık sağladığını belirtti.

Tahsilat sürecinde sigortalının tercihi dikkate alınıyor

Vadede ödeme gerçekleşmediğinde sigortalı şirket, önce kendi müşterisiyle iletişime geçebiliyor ya da doğrudan sigorta şirketinden tahsilat sürecine dahil olmasını isteyebiliyor. Taner Işık, bu aşamada ticari ilişkinin niteliğine göre farklı tercihler yapılabildiğini söyledi.

Bazı sigortalıların borçluyla ilk teması kendilerinin kurmak istediğini, bazı durumlarda ise sigorta şirketinin doğrudan devreye girdiğini belirten Işık, sonuç alınamaması halinde ihtarname, avukat ve hukuki takip süreçlerinin gündeme geldiğini anlattı.

Bu süreç devam ederken, bekleme süresi dolduğunda tazminat incelemesi de yapılıyor. Sigorta şirketi fatura, sevk irsaliyesi, cari hesap ekstresi ve banka hesap hareketleri gibi belgeleri inceliyor. Satışın gerçekleşip gerçekleşmediği, malın teslim edilip edilmediği ve ödemenin tahsil edilip edilmediği kontrol ediliyor.

Tazminat oranı genellikle yüzde 90 seviyesinde

Işık, kredi sigortasında tazminat oranının standart uygulamada genellikle yüzde 90 olduğunu söyledi. Ancak bu oranın sektör, poliçe yapısı ve ticari koşullara göre değişebileceğini de belirtti.

“Standartta yüzde 90 deriz, yüzde 10 ödemez. Bunun sebebi, sigortalının rizikonun gerçekleşmemesi için elinden gelen maksimum gayreti göstermesini sağlamaktır.”

Işık, bu kesintinin sigortalının da riskin belli bir kısmını üzerinde taşıması amacıyla uygulandığını anlattı. Kar marjı çok düşük sektörlerde oranların farklılaşabileceğini, daha yüksek kâr marjına sahip sektörlerde ise yüzde 90 oranının bile yüksek kabul edilebileceğini ifade etti.

Ortalama uygulamada, vadeden itibaren yaklaşık 6 ay içinde tazminat ödemesinin gündeme gelebildiğini söyleyen Işık, sigortalının ihbar süresini nasıl kullandığına göre bu sürenin değişebileceğini belirtti.

İhracatçılardan gelen talep artıyor

 Işık, son dönemde alacak sigortasına yönelik taleplerin daha çok ihracatçı şirketlerden geldiğini söyledi. Bunun arkasında krediye erişim koşulları, finansman maliyetleri ve yurt dışı fonlama imkânlarının bulunduğunu ifade etti.

Işık, Türkiye’de düzenlenen ihracat poliçelerinin yurt dışında kabul görebildiğini belirterek, bu durumun bazı şirketler için finansman tarafında da imkân sunduğunu anlattı.

“Türkiye’de yazdığımız poliçeler dünyanın her yerinde kabul görüyor. İhracat poliçelerimizi alacakla birlikte temlik alıp yurt dışından fonlama imkânı bulabilen şirketler var.”

Bu nedenle alacak sigortası, ihracat yapan şirketler için yalnızca tahsilat riskine karşı değil, bazı durumlarda finansman süreçlerini destekleyen bir yapı olarak da değerlendirilebiliyor.

Yeni ülkelere açılan şirketler için alıcı analizi önemli 

Taner Işık, ihracat yapan şirketler açısından alacak sigortasının en önemli katkılarından birinin yeni pazarlardaki alıcı riskinin değerlendirilmesi olduğunu belirtti. Bir şirket kendi sektöründe uzun yıllara dayanan deneyime sahip olsa bile, yeni bir ülkeye girdiğinde o pazardaki alıcıları, hukuk sistemini ve tahsilat koşullarını yeterince tanımayabiliyor.

Işık, uluslararası kredi sigortası şirketlerinin farklı ülkelerdeki yerel ekipleriyle bu noktada avantaj sağladığını söyledi.

“Oradaki riski buradan ölçmeye çalışmıyorum. İlgili ülkede ekibim var. Lokal bilgileri toplayıp riski değerlendiriyoruz. Aslında lokal bir hizmet almış oluyorsunuz.”

Bu yapının, özellikle yeni pazarlara açılmak isteyen veya mevcut ihracat pazarlarını genişletmeyi hedefleyen şirketler için önemli bir bilgi ve takip desteği sunduğunu ifade etti.

Ülkelere göre hukuki süreçler farklılaşabiliyor

İhracat alacaklarında tahsilat süreci, ülkenin hukuk sistemine ve ticari uygulamalarına göre değişiklik gösterebiliyor. Taner Işık, bazı ülkelerde satıcının alacağını koruyabilmesi için özel düzenlemeler bulunduğunu belirtti.

Işık, İngiltere ve Almanya gibi ülkelerde görülen “Retention of Title” uygulamasını örnek gösterdi. Bu uygulamada satıcı, belirli koşullar altında mal üzerindeki mülkiyet hakkını koruyabiliyor ve borç ödenmediğinde tahsilat sürecinde avantaj sağlayabiliyor.

Işık, birçok şirketin bu tür ülke özelindeki uygulamaları kredi sigortası sürecinde öğrendiğini belirterek, bu bilgilerin sigorta yapılmasa dahi ticari sözleşmeler açısından faydalı olabileceğini söyledi.

Alacak sigortası neden her şirkette yaygın değil?

Taner Işık, alacak sigortasının yaygınlığının sınırlı kalmasında bankacılık ürünleriyle rekabetin önemli etkisi olduğunu ifade etti. Teminat mektubu, akreditif ve doğrudan borçlandırma sistemlerinin Türkiye’de uzun süredir kullanıldığını belirten Işık, bazı şirketlerin bu araçları yeterli gördüğünü söyledi.

Bunun yanında bazı şirketlerin kendi içlerinde risk analiz birimleri bulunduğunu ve alıcı riskini kendilerinin ölçtüğünü belirten Işık, burada alacak sigortasının farkının tazminat mekanizması olduğunu vurguladı.

“Şirket içinde riski ölçebilen yapılar var. Ama orada hata olduğu zaman size bunu tazmin eden biri yok. Biz de o riski ölçüyoruz; bir yanlışımız varsa tazminata döndüğünde çıkarıp tazmin ediyoruz.”

Bu değerlendirme, alacak sigortasının yalnızca risk analizi değil, analiz sonrası oluşabilecek tahsilat sorununa karşı finansal koruma sağladığını ortaya koyuyor.

 gençlere sigorta sektörü mesajı

Taner Işık, finans ve sigorta sektöründe geçen kariyerine de değinerek gençlere sigorta sektörünü bir kariyer alanı olarak değerlendirmeleri yönünde tavsiyede bulundu. Mühendislik eğitimi almasına rağmen kariyerine bankacılıkta başladığını, ardından sigorta sektöründe devam ettiğini söyleyen Işık, finansal sektörde genç yaşta sorumluluk alma imkânının yüksek olduğunu belirtti.

“Finansal sektörde çalışmış olmaktan son derece memnunum. Bu sektörlerde Türkiye’de çok genç yaşta inisiyatif kullanmaya başlayabiliyorsunuz.”

Işık, sigorta sektöründe gelişme alanının geniş olduğunu, penetrasyonun hâlâ düşük seviyelerde bulunduğunu ve bu nedenle gençler için önemli fırsatlar barındırdığını ifade etti.

“Sigorta herhalde hiçbir çocuğun rüyası değildir ama günün sonunda yaptığınız iş bir tür yöneticilik. Gençlere finansal sektörü ve özellikle sigortacılığı tavsiye ediyorum.”

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *