Advertisement
05.11.2026
weather
12°
Sigorta Kulisi Sektör Sel baskınları en yaygın iklim tehlikesi olmayı sürdürüyor

Sel baskınları en yaygın iklim tehlikesi olmayı sürdürüyor

Marsh'ın 2026 araştırmasına göre sel baskınları yüzde 62 ile ilk sırada. Kuruluşların yüzde 62'si sigorta maliyetleri ve teminat sorunlarından endişeli

Marsh'ın 2026 araştırmasına göre sel baskınları yüzde 62 ile en yaygın iklim tehlikesi. Kuruluşların yüzde 62'si sigorta maliyetleri ve teminat sorunlarından endişeli.

Marsh'ın 2026 İklim Değişikliğine Adaptasyon Araştırması, aşırı hava olaylarının kurumlar üzerindeki etkisinin giderek arttığını ortaya koydu. Dünya genelinde 120'den fazla kuruluşun katılımıyla gerçekleştirilen araştırmaya göre, kurumların yüzde 62'si önümüzdeki beş yıl içinde varlıklarını sigortalatmakta zorluk yaşama veya sigorta maliyetlerinde artışla karşılaşma endişesi taşıyor. 

Araştırmada sel baskınları yüzde 62 ile en yaygın iklim tehlikesi olmayı sürdürürken, alınan dayanıklılık önlemlerinin sigorta görüşmelerinde dikkate alındığını belirten kuruluşların oranı yalnızca yüzde 26'da kaldı.

Küresel profesyonel hizmetler şirketi Marsh, kuruluşların iklim değişikliğine karşı hazırlık düzeyini, risk değerlendirme yaklaşımlarını ve adaptasyon stratejilerini inceleyen 2026 İklim Değişikliğine Adaptasyon Araştırması'nın sonuçlarını açıkladı.

Araştırma, kurumların iklim risklerini daha kapsamlı değerlendirmeye başladığını ancak bu değerlendirmeleri bütçeyle desteklenen, ölçülebilir ve sigorta süreçlerine entegre edilen planlara dönüştürmekte zorlandığını gösterdi.

Sel baskınları yüzde 62 ile ilk sırada

Marsh'ın araştırmasına göre kuruluşların yüzde 43'ü son üç yılda aşırı hava olayları nedeniyle kayıp veya operasyonel aksaklık yaşadı. Katılımcıların yüzde 60'ı ise birden fazla iklim tehlikesinden etkilendiğini bildirdi.

2025 yılı sonuçlarıyla karşılaştırıldığında sel baskınları, yüzde 62 ile kuruluşların karşı karşıya kaldığı en yaygın iklim tehlikesi olmayı sürdürdü.

İklim riskleri arasında ısı stresi yüzde 36 ile ikinci sıraya yükselirken, su stresi yüzde 34 ve tropikal fırtınalar yüzde 25 ile diğer önemli tehlikeler arasında yer aldı.

Bu sonuçlar, kuruluşların yalnızca ani gelişen doğal afetlere değil, faaliyetlerini uzun vadede etkileyebilecek kronik iklim risklerine karşı da hazırlıklı olması gerektiğine işaret ediyor.

Dayanıklılık yatırımları sigorta görüşmelerine yeterince yansımıyor

Araştırmada öne çıkan başlıklardan biri, kuruluşların iklim risklerine karşı gerçekleştirdiği yatırımlarla sigorta süreçleri arasındaki ilişki oldu.

Katılımcıların yüzde 54'ü iş sürekliliği planlamasını geliştirdiğini, yüzde 40'ı ise sel baskınlarına karşı koruma gibi fiziksel dayanıklılığı artıran varlık mühendisliği çözümlerine yatırım yaptığını belirtti.

Buna karşın, alınan adaptasyon önlemlerinin sigorta görüşmelerinde dikkate alındığını ifade edenlerin oranı yüzde 26 ile sınırlı kaldı.

Öte yandan kuruluşların yüzde 62'si, önümüzdeki beş yıl içinde varlıklarına yönelik sigorta temininde zorluk yaşama veya sigorta maliyetlerinde artışla karşılaşma endişesi taşıdığını bildirdi.

Araştırmanın bu bulguları, iklim risklerini azaltmaya yönelik yatırımların sigortacılarla paylaşılabilecek somut verilerle desteklenmesinin önemini ortaya koyuyor.

İklim riskleri daha kapsamlı değerlendiriliyor

Marsh'ın araştırması, kuruluşların iklim risklerini değerlendirme yöntemlerinde önemli bir gelişme yaşandığını gösterdi.

Risk değerlendirmesi yapan kuruluşların yüzde 87'si birden fazla risk türünü birlikte ele alırken, nitel ve nicel yöntemleri bir arada kullananların oranı yüzde 77'ye yükseldi.

Bu oran, 2025 yılı araştırmasında yüzde 52 seviyesindeydi.

Kuruluşlar artık yalnızca kendi varlıklarına yönelik tehditleri değil, faaliyetlerinin devamlılığı açısından bağımlı oldukları sistemleri de daha kapsamlı değerlendiriyor.

Bu kapsamda kritik altyapılar, değerlendirme başlıkları arasında 2025'te beşinci sıradayken 2026'da üçüncü sıraya yükseldi. Tedarikçiler ise altıncı sıradan beşinci sıraya çıktı.

Kuruluşların yalnızca yüzde 26'sının resmi adaptasyon planı var

İklim risklerinin değerlendirilmesinde ilerleme kaydedilmesine rağmen, bu çalışmaların resmi adaptasyon planlarına dönüşmesinde eksiklikler devam ediyor.

Tarık Serpil

Araştırmaya göre kuruluşların yüzde 78'i iklim değişikliğine adaptasyon stratejileri üzerinde çalışıyor veya bu stratejileri değerlendiriyor.

Ancak resmi bir adaptasyon planına sahip olduğunu belirtenlerin oranı yalnızca yüzde 26'da kalıyor. Kuruluşların yüzde 22'sinin ise henüz bilinen bir adaptasyon planı bulunmuyor.

Bu tablo, iklim risklerine yönelik farkındalığın artmasına rağmen stratejilerin uygulanabilir ve ölçülebilir planlara dönüştürülmesi gerektiğini gösteriyor.

Marsh'tan iklim risklerine karşı beş öncelik

Marsh, kuruluşların iklim değişikliğine karşı dayanıklılığını artırabilmesi için beş temel alana odaklanmasını öneriyor.

Bu kapsamda ani ve kronik iklim tehlikelerinin birleşik etkilerinin modellenmesi, varlıkların ve bağımlı olunan sistemlerin kırılganlıklarının değerlendirilmesi ve ölçülebilir adaptasyon planlarının oluşturulması önem taşıyor.

Marsh ayrıca gerçekleştirilen dayanıklılık yatırımlarının sigorta şirketleri ve sermaye sağlayıcılarla paylaşılabilecek şekilde belgelenmesi gerektiğine dikkat çekiyor.

Kurumların kendi faaliyet alanlarının ötesine geçen iklim risklerini yönetebilmesi için kamu kurumları, altyapı sağlayıcıları, yerel topluluklar ve sektör paydaşlarıyla iş birliği yapması da öneriliyor.

Tarık Serpil: Risk değerlendirmeleri somut adımlara dönüşmeli

Marsh Türkiye, Doğu Akdeniz ve Hazar Bölgesi CEO'su Tarık Serpil, araştırma sonuçlarını değerlendirerek iklim değişikliğine adaptasyon sürecinde risk analizlerinin somut uygulamalara dönüştürülmesi gerektiğini vurguladı.

Kurumların iş sürekliliği, sermaye planlaması, operasyonel kararlar ve sigorta stratejilerini iklim risklerini dikkate alarak şekillendirmesinin önemine işaret eden Serpil, kuruluşların kendi varlıklarının yanı sıra bağımlı oldukları sistemleri değerlendirme konusunda ilerleme kaydettiğini belirtti.

Serpil, bundan sonraki aşamada risk değerlendirmelerinin bütçeyle desteklenen ve sonuçları ölçülebilen adaptasyon stratejilerine dönüştürülmesi gerektiğine dikkat çekti.

Dayanıklılık yatırımlarının sigorta süreçlerine sağlayabileceği katkının somut verilerle ortaya konulmasının önemini de vurgulayan Serpil, son haftalarda Türkiye'de yaşanan sel felaketlerini hatırlatarak iklim risklerinin Türkiye açısından da günlük hayatın bir parçası haline geldiğini ifade etti.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *