Advertisement
06.10.2026
weather
15°
Sigorta Kulisi Sektör AXA Türkiye İklim Raporu 2026, 2050’nin iklim risklerini ortaya koydu

AXA Türkiye İklim Raporu 2026, 2050’nin iklim risklerini ortaya koydu

AXA Türkiye İklim Raporu 2026’ya göre 2050’ye kadar 65 milyon kişi su stresi, 23 milyon kişi ise ısı stresi riskiyle karşılaşabilir

AXA Climate tarafından hazırlanan AXA Türkiye İklim Raporu 2026’ya göre, 2050’ye kadar yaklaşık 65 milyon kişi yüksek veya çok yüksek su stresi, 23 milyon kişi ise ısı stresi riskiyle karşı karşıya kalabilir.

Türkiye’nin kasım ayında Antalya’da düzenlenecek COP31’e ev sahipliği yapmaya hazırlandığı dönemde yayımlanan AXA Türkiye İklim Raporu 2026, iklim değişikliğinin önümüzdeki 25 yılda Türkiye’nin risk haritasını nasıl değiştirebileceğini ortaya koydu.

AXA Climate ve AXA Türkiye ekipleri tarafından hazırlanan, AXA Türkiye CEO’su Yavuz Ölken ve Yekta Kopan anlatımıyla Sigorta Haftası kapsamında lansmanı gerçekleştirilen rapor, 7 küresel iklim modelinin projeksiyonları ile yerel verilere dayanıyor.

Raporda su kıtlığı, aşırı sıcaklar, orman yangınları, sel ve heyelan Türkiye açısından öne çıkan iklim riskleri arasında gösteriliyor. İklim değişikliğinin şehirler, tarımsal üretim, enerji ve ulaşım altyapısı, tedarik zincirleri ve yerel ekonomiler üzerindeki olası etkileri de değerlendiriliyor.

65 milyon kişi su stresi riskiyle karşı karşıya kalabilir

Raporun en dikkat çekici sonuçlarından biri su kaynaklarına ilişkin projeksiyonlar oldu. Buna göre 2050’ye kadar yaklaşık 65 milyon kişi yüksek veya çok yüksek düzeyde su stresi riskiyle karşı karşıya kalabilir.

Bu rakam Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde 74’üne karşılık geliyor. Ülke topraklarının yaklaşık yüzde 66’sının da yükselen sıcaklıklar, değişen yağış düzenleri ve artan su talebi nedeniyle önemli düzeyde su kıtlığı yaşayabileceği öngörülüyor.

Su kaynaklarında yaşanabilecek değişimin şehirlerin su ihtiyacının yanı sıra tarımsal üretim, sanayi ve enerji üretimini de doğrudan etkileyebileceğine dikkat çekiliyor.

23 milyon kişi ısı stresinden etkilenebilir

AXA Türkiye İklim Raporu’na göre Türkiye genelindeki ortalama sıcaklıklar yaklaşık 4°C yükselebilir.

Türkiye’nin dörtte birinde sıcaklığın 40°C’yi aştığı yılda en az beş gün yaşanabileceği tahmin edilirken, yaklaşık 23 milyon kişinin ısı stresinden etkilenebileceği öngörülüyor. Bu nüfusun yaklaşık 11 milyonunun ise büyük şehirlerde yaşayacağı belirtiliyor.

Aşırı sıcakların sağlık üzerindeki etkilerinin yanı sıra enerji tüketimi ve çalışma hayatı üzerinde de baskı oluşturabileceği değerlendiriliyor. Özellikle artan soğutma ihtiyacının enerji sistemlerine ek yük getirebileceği, açık havada çalışma koşulları ile verimliliğin de sıcaklık artışından etkilenebileceği belirtiliyor.

10 milyon kişi yüksek orman yangını riskiyle karşılaşabilir

İklim değişikliğinin etkilerinin Türkiye'nin her bölgesinde aynı olmayacağına dikkat çekilen raporda, yangın, sel ve heyelan risklerine ilişkin projeksiyonlara da yer verildi.

2050’ye kadar yaklaşık 10 milyon kişinin yüksek düzeyde orman yangını riskiyle karşı karşıya kalabileceği tahmin ediliyor.

Yaklaşık 14 milyon kişinin yüksek veya çok yüksek heyelan riski bulunan bölgelerde yaşayabileceği, 4,5 milyon kişinin ise sele yatkın bölgelerde bulunabileceği öngörülüyor.

Türkiye nüfusunun yaklaşık yarısının da gelecekte daha sık şiddetli yağışlarla karşılaşabileceği değerlendiriliyor.

Raporda aşırı yağışların ulaşım altyapısında oluşturabileceği hasarın tedarik zincirlerini etkileyebileceği, uzun süreli sıcaklık ve kuraklık dönemlerinin ise hem yangın riskini hem de su kaynakları üzerindeki baskıyı artırabileceğine dikkat çekiliyor.

Tarım bölgelerinin yarısından fazlasında su stresi riski

İklim değişikliğinin Türkiye'nin tarımsal üretimi üzerindeki olası etkileri de raporun önemli başlıklarından birini oluşturuyor.

Türkiye'nin 2025 yılında 6 milyar doları aşan meyve ve sert kabuklu meyve ihracatı gerçekleştirdiğine dikkat çekilen raporda, 2050’ye kadar ülkenin tarım bölgelerinin yarısından fazlasının çok yüksek düzeyde su stresi yaşayabileceği belirtiliyor.

Üzüm, zeytin, narenciye, Antep fıstığı, incir ve kayısı gibi ürünlerin azalan su mevcudiyeti ve aşırı sıcaklardan kaynaklanan baskılarla karşı karşıya kalabileceği öngörülüyor.

Güneydoğu Anadolu’nun bazı kesimlerinde maksimum sıcaklıkların 50°C’ye yaklaşabileceği ve bunun tarımsal üretim ile gıda güvenliği açısından yeni riskler yaratabileceği belirtiliyor.

Antalya’da 40°C üzerindeki günlerin sayısı artabilir

COP31’e ev sahipliği yapacak Antalya da raporda özel olarak ele alındı.

Projeksiyonlara göre Antalya, 2050’ye kadar yılda sıcaklığın 40°C’nin üzerine çıktığı 30’dan fazla ek gün yaşayabilir. Daha yüksek sıcaklıklar ve uzayan kurak dönemlerle birlikte kentin çevresindeki orman yangını riskinin de önemli ölçüde artabileceği öngörülüyor.

İstanbul’da sel ve heyelan riski

İstanbul için ise sel ve heyelan riskleri öne çıkıyor.

Rapora göre 2050’ye kadar İstanbul’da yaklaşık 322 bin kişi sel riski bulunan alanlarda yaşayabilir. Yaklaşık 1,5 milyon kişinin ise yüksek heyelan riski taşıyan bölgelerde yaşayabileceği tahmin ediliyor.

15 milyondan fazla kişinin yaşadığı İstanbul’da nüfus yoğunluğu, ekonomik faaliyetler ve kritik altyapının aynı coğrafyada yoğunlaşmasının iklim kaynaklı risklerin etkisini artırabileceğine dikkat çekiliyor.

Ulaşım koridorları ve kritik altyapı varlıklarının da iklim kaynaklı olaylardan etkilenebileceği belirtiliyor.

Ölken: “İklim değişikliği artık geleceğin bir senaryosu değil”

AXA Türkiye CEO’su Yavuz Ölken, raporun Türkiye’nin farklı bölgelerinde ortaya çıkabilecek riskleri görünür hale getirdiğini belirterek şunları söyledi:

“AXA Türkiye İklim Raporu 2026’nın ortaya koyduğu tablo, iklim risklerinin Türkiye’nin farklı bölgelerinde nasıl farklılaştığını ve hayatımızdan ekonomiye uzanan geniş bir alanda nasıl etkiler yaratabileceğini açıkça gösteriyor. İklim değişikliği artık geleceğin bir senaryosu değil; bugün ekonomik, sosyal ve sigortacılık açısından doğrudan etkileri hissedilen bir risk alanı. İklim değişikliği, sigortacılığın çalışma biçimini de dönüştüren yeni bir gerçeklik olarak karşımızda duruyor.”

Risklerin daha iyi anlaşılması ve veriye dayalı öngörülerin geliştirilmesi gerektiğini vurgulayan Ölken, sigortacılığın rolünün de hasarların karşılanmasının ötesine taşınması gerektiğini söyledi:

“Bu nedenle riskleri daha iyi anlamak, veriyi kullanarak daha erken öngörüler geliştirmek ve risklerin azaltılmasına katkı sunmak büyük önem taşıyor. Sigortacılığın rolünü de gerçekleşen hasarları karşılamanın ötesine taşıyarak, müşterilerimizin ve toplumun daha iyi korunmasına katkı sağlayan bir anlayışla ele almamız gerekiyor.”

Ölken, kamu kurumlarının iklim risklerine yönelik çalışmalarına da değinerek şöyle devam etti:

“AXA Türkiye olarak; riskleri öngörmek, farkındalığı artırmak, kayıpların önlenmesine katkı sunmak ve toplumun değişen koşullara uyum kapasitesini güçlendirmek için çalışıyoruz. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile AFAD başta olmak üzere kamu kurumlarının bu alandaki çalışmalarını son derece değerli buluyor ve destekliyoruz. Biz de sigortacılığın sahip olduğu bilgi, deneyim ve risk yönetimi perspektifiyle ülkemizin geleceğine katkı sağlamaya kararlılıkla devam edeceğiz.”

İklim risklerine karşı dayanıklılık vurgusu

Raporda iklim risklerinin etkilerini azaltmaya yönelik alınabilecek önlemler de sıralandı. Daha ayrıntılı risk haritalarının hazırlanması, erken uyarı sistemlerinin güçlendirilmesi, dayanıklı altyapı yatırımları, su yönetiminin iyileştirilmesi ve iklim projeksiyonlarının şehir planlaması ile yatırım kararlarına dahil edilmesi öne çıkan başlıklar arasında gösterildi.

AXA Türkiye İklim Raporu 2026, iklim risklerinin yalnızca geleceğe ilişkin bir senaryo olmadığını, Türkiye'nin bugünden hazırlık yapması gereken ekonomik ve toplumsal riskler arasında bulunduğunu ortaya koyuyor.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *