TSB’nin COP31 öncesi buluşmasına katılan Prof. Dr. Levent Kurnaz, sigorta sektörüne iklim projeksiyonlarına dayalı risk modeli çağrısı yaptı.
Türkiye Sigorta Birliği (TSB) Yönetim Kurulu, bu yıl 9-20 Kasım tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek COP31 öncesinde Türk sigorta sektörünün hazırlıklarını, önceliklerini ve uluslararası gündeme taşımayı hedeflediği başlıkları basın mensuplarıyla paylaştı.
TSB Yönetim Kurulu basın mensuplarıyla buluştu
TSB Başkanı Ahmet Yaşar’ın başkanlığında gerçekleştirilen buluşmaya, TSB Başkan Yardımcıları Fahri Uğur ve Ayhan Sincek ile Yönetim Kurulu Üyesi Neslihan Neciboğlu katıldı. Genel Sekreter Özgür Obalı liderliğindeki TSB üst yönetimi de toplantıda hazır bulundu.
Buluşmanın özel konuğu ise Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi ve iklim bilimci Prof. Dr. Levent Kurnaz oldu. Kurnaz; iklim değişikliğinin Türkiye ve dünya açısından oluşturduğu riskleri, bu risklerin ekonomik ve toplumsal etkilerini ve sigorta sektörünün mücadelede üstlenebileceği stratejik rolü değerlendirdi.
“Hangi ülke olduğunuz, karşı karşıya kalınan risk açısından çok önemli” diyen Kurnaz, ülkelerin iklim değişikliğine karşı aynı ölçüde kırılgan olmadığını söyledi. Türkiye’nin coğrafi konumu, altyapısı, tarımsal üretim yapısı ve göç yolları üzerindeki yeri nedeniyle birçok riski aynı anda taşıdığını belirten Kurnaz, geçmişte yaşanmayan bir olayın gelecekte de yaşanmayacağı düşüncesinin ciddi kayıplara yol açabileceğini vurguladı.
İklim değişikliğinin etkilerini sigortacılık, sanayi tesisleri, tarım, çalışma hayatı, göç ve afet yönetimi üzerinden ele alan Kurnaz, sigorta şirketlerine geleceğe yönelik iklim projeksiyonlarını esas alan yeni modeller geliştirme çağrısı yaptı.
“yeni bir planlama anlayışı geliştirmeliyiz”
Sigorta sektörünün risk hesabında çoğunlukla geçmiş yılların hasar verilerini ve uzun dönemli ortalamaları kullandığını hatırlatan Kurnaz, değişen iklim koşullarında bu yaklaşımın tek başına yeterli olmadığını söyledi.
“Sigorta sistemi genel olarak geçmiş 30 yılın ortalamasına bakarak risk hesabı yapıyor. Ancak iklim değişikliği bize geçmiş 30 yılın artık geleceği göstermediğini söylüyor. Bu nedenle yeni bir planlama anlayışı geliştirmemiz gerekiyor.”
Geçmiş verilerin önemini koruduğunu ancak gelecekteki riskin yalnızca bu veriler üzerinden hesaplanamayacağını belirten Kurnaz; sıcaklık artışı, aşırı yağış, sel, orman yangını, kuraklık ve deniz seviyesindeki yükselme gibi tehlikelerin iklim modelleriyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Bu değişimin sigorta şirketlerinin fiyatlama, teminat, risk kabulü ve hasar tahmini süreçlerini doğrudan etkileyeceğine işaret eden Kurnaz, “Geçmişte bir olayın yaşanmamış olması, gelecekte de yaşanmayacağı anlamına gelmiyor” değerlendirmesinde bulundu.
Güneş altında bekleyen bir tonluk ilaç tankı
Risk değerlendirmelerinde karşılaştığı örnekleri paylaşan Kurnaz, Şanlıurfa’daki büyük bir entegre tesiste yaptığı incelemeyi anlattı.
Tesiste çok sayıda hayvan bulunmasına rağmen çevrede hiç sinek görmediğini belirten Kurnaz, bunun üzerine yetkililere sineklerle nasıl mücadele ettiklerini sorduğunu söyledi. İlaçlama yapıldığı bilgisini alan Kurnaz, kullanılan ilacın güneş altında duran yaklaşık bir tonluk tankta saklandığını gördüğünü aktardı.
Tankta yaşanabilecek bir sızıntı, yangın veya patlamanın yalnızca tesis çalışanlarını ve hayvanları değil, üretimin tamamını etkileyebileceğine dikkat çeken Kurnaz, böyle bir olayın ürünlerin kullanılamaz hâle gelmesine ve büyük bir ekonomik kayba neden olabileceğini kaydetti.
Kurnaz, tesis yetkililerine tankın patlama riskini sorduğunda “Bugüne kadar patlamadı” yaklaşımıyla karşılaştığını belirterek bu düşüncenin iklim çağındaki en önemli risklerden biri olduğunu söyledi.
LPG tesisinde zincirleme hasar ihtimali
Kurnaz’ın verdiği ikinci örnek ise büyük bir LPG dolum tesisi oldu. Tesisteki tankların ısınma, basınç ve metal dayanımı açısından değerlendirilmesi gerektiğini belirten Kurnaz, yalnızca tankların patlama ihtimaline odaklanmanın yeterli olmadığını vurguladı.
Basınç yükseldiğinde gazın dışarı salınmasının tek başına güvenli bir çözüm oluşturmadığını ifade eden Kurnaz, tesisin yakınından geçen araçlardan çıkabilecek bir kıvılcımın gazı tutuşturabileceğini ve olayın diğer tanklara sıçrayarak zincirleme hasara dönüşebileceğini söyledi.
Sanayi tesislerinde risk analizinin yalnızca üretim ekipmanlarıyla sınırlandırılamayacağını kaydeden Kurnaz; elektrik sistemlerinin konumu, su baskını, fırtına, deniz seviyesindeki yükselme, ulaşım yolları ve çevredeki yerleşimlerin de aynı tabloda değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
Kurnaz, bazen elektrik sistemini birkaç metre daha yükseğe taşımak gibi basit bir önlemin büyük bir kaybı engelleyebileceğini ancak geçmişte sorun yaşanmadığı gerekçesiyle bu tür yatırımların ertelendiğini dile getirdi.
Libya felaketi kritik altyapı riskini gösterdi
Libya’da şiddetli yağışların ardından iki barajın yıkılmasını hatırlatan Kurnaz, afetin binlerce kişinin ölümüne ve geniş bir bölgenin ağır hasar görmesine yol açtığını söyledi.
Bu felaketin barajlar, enerji hatları, elektrik sistemleri, yollar ve sanayi tesisleri gibi kritik altyapıların yeni iklim koşullarına göre yeniden değerlendirilmesi gerektiğini gösterdiğini belirten Kurnaz, hava olaylarının ülke sınırları içinde kalmadığına dikkat çekti.
Akdeniz üzerinde hareket eden güçlü hava sistemlerinin kısa süre içinde farklı ülkeleri ve kıyı bölgelerini etkileyebildiğini ifade eden Kurnaz, tesislerin yalnızca bulundukları yerdeki tarihsel verilere göre tasarlanmasının artık yeterli olmadığını söyledi.
Görünmeyen tehlike: Islak termometre sıcaklığı
Kurnaz’ın üzerinde durduğu önemli başlıklardan biri de “ıslak termometre sıcaklığı” oldu. Hava sıcaklığı ile nemi birlikte gösteren bu değerin insan sağlığı açısından hayati önem taşıdığını belirten Kurnaz, yalnızca termometrede görülen sıcaklığa bakmanın yanıltıcı olabileceğini söyledi.
İnsan vücudunun kendisini terleyerek soğuttuğunu hatırlatan Kurnaz, hava hem sıcak hem de çok nemli olduğunda terin buharlaşamadığını, vücudun ısı kaybedemediğini ve iç sıcaklığın yükselmeye başladığını anlattı.
Islak termometre sıcaklığında 35 derecenin uzun yıllar ölümcül sınır kabul edildiğini belirten Kurnaz, yeni araştırmaların sağlıklı bireylerin bile 32-33 derece civarında ciddi fizyolojik stres yaşayabildiğini ortaya koyduğunu söyledi.
Riskin daha düşük değerlerde yaşlılar, bebekler, kalp ve dolaşım sistemi hastaları açısından artmaya başladığını ifade eden Kurnaz, Türkiye’de sıcaklık uyarılarının ıslak termometre değerini de içermesi gerektiğini savundu.
“Telefonlarımıza fırtına ve kuvvetli yağış uyarıları geliyor. Benzer bir uyarı sisteminin ıslak termometre sıcaklığı için de kurulması gerekiyor. Çünkü terleyemediğiniz zaman vücut sıcaklığınız yükselir ve hayatınız tehlikeye girer.”
Çalışma saatleri iklim koşullarına göre değişebilir
Yüksek sıcaklık ve nemin iş hayatı açısından da yeni düzenlemeleri zorunlu hâle getirebileceğini belirten Kurnaz, açık havada çalışanların maruz kaldığı risklere dikkat çekti.
İspanya ve İtalya gibi ülkelerde günün en sıcak saatlerinde çalışmaya ara verilmesinin arkasında insan sağlığını koruma amacı bulunduğunu ifade eden Kurnaz, Türkiye’de de çalışma saatleri ile iş sağlığı ve güvenliği kurallarının bölgesel iklim koşullarına göre yeniden ele alınması gerektiğini söyledi.
Sıcaklık riskinin yalnızca sağlık sigortalarını değil; işveren sorumluluk, ferdi kaza, hayat, tarım ve iş durması sigortalarını da etkileyebileceği değerlendiriliyor. Üretimin sıcaklık nedeniyle yavaşlaması veya geçici olarak durması, şirketlerin operasyonel kayıpları açısından yeni bir risk alanı oluşturuyor.
Her 1 derecelik artış daha fazla nem anlamına geliyor
Atmosferin sıcaklıktaki her 1 derecelik artışla yaklaşık yüzde 7 daha fazla su buharı taşıyabildiğini belirten Kurnaz, sıcaklık ve nemin birlikte yükselmesinin aşırı yağışları ve tehlikeli sıcaklık koşullarını ağırlaştırdığını söyledi.
Bu durumun özellikle Hindistan, Pakistan ve Bangladeş gibi yoğun nüfuslu ülkelerde büyük bir insani krize dönüşebileceğini ifade eden Kurnaz, yaşanabilirlik koşullarının bozulmasının kitlesel göç hareketlerini tetikleyebileceğini kaydetti.
Türkiye’nin önemli göç yolları üzerinde bulunduğunu hatırlatan Kurnaz, Güney Asya’da ortaya çıkabilecek iklim kaynaklı bir hareketliliğin Türkiye açısından da ekonomik, toplumsal ve siyasi sonuçlar doğuracağını belirtti.
“Bunun olup olmayacağını değil, ne zaman ve ne ölçüde olacağını tartışıyoruz. Tarih boyunca kuraklık ve sıcaklık artışları toplumları göçe zorladı. Aynı süreç bugün çok daha büyük nüfusları etkileyebilir.”
Türkiye’de öncelik iklime uyum olmalı
İklim değişikliğiyle mücadelede sera gazı salımlarının azaltılması ile değişen koşullara uyum sağlanmasının birlikte yürütülmesi gerektiğini belirten Kurnaz, Türkiye’nin uyum yatırımlarına daha fazla ağırlık vermesi gerektiğini söyledi.
Altyapı, tarım, su yönetimi, kentleşme ve afetlere hazırlık alanlarında ciddi açıklar bulunduğunu ifade eden Kurnaz, kaynakların önemli bölümünün riskleri gerçekleşmeden azaltacak yatırımlara yönlendirilmesi gerektiğini belirtti.
Kurnaz’a göre sel yatağındaki yapılaşmanın önlenmesi, elektrik ve haberleşme altyapısının korunması, kritik tesislerin su baskınına karşı yükseltilmesi, tarımsal ürün deseninin su kaynaklarına göre belirlenmesi ve erken uyarı sistemlerinin geliştirilmesi öncelikli adımlar arasında yer alıyor.
Konya’da su isteyen ürünlere dikkat çekti
Tarımı Türkiye’nin en önemli iklim riski alanlarından biri olarak gösteren Kurnaz, tarım politikalarının kısa vadeli siyasi tercihler yerine uzun vadeli bir devlet politikası hâline getirilmesi gerektiğini söyledi.
Konya Kapalı Havzası’nda mısır ve şeker pancarı gibi yüksek miktarda su isteyen ürünlerin yaygın biçimde yetiştirilmesini eleştiren Kurnaz, destekleme politikalarının çiftçiyi bölgenin su kaynaklarıyla uyumlu olmayan üretime yönelttiğini belirtti.
Geçmişte daha düşük derinliklerden çıkarılabilen yer altı suyuna bugün bazı bölgelerde yüzlerce metre aşağıda ulaşılabildiğini ifade eden Kurnaz, obruk sayısındaki artışın da su kaynakları üzerindeki baskıyı gösterdiğini söyledi.
Su kaynaklarının tükenmesinin yalnızca çiftçiyi etkilemeyeceğini vurgulayan Kurnaz; gıda güvenliği, iç göç, sanayi üretimi, varlık değerleri ve sigorta hasarları üzerinde zincirleme sonuçlar ortaya çıkabileceğine dikkat çekti.
“Kanun var ancak uygulama yetersiz”
Türkiye’de afet risklerinin azaltılması için çok sayıda kanun ve yönetmelik bulunduğunu hatırlatan Kurnaz, temel sorunun her zaman yeni düzenleme eksikliği olmadığını söyledi.
Bozkurt’ta yaşanan sel felaketini örnek gösteren Kurnaz, binaların giriş seviyesinin altında kalan bölümlerinde insanların yaşamasına izin verilmemesi gibi kuralların uygulanmasının can kayıplarını azaltabileceğini belirtti.
“Kanunlarımız ve yönetmeliklerimiz var. Ancak uygulama problemimiz bulunuyor” diyen Kurnaz, merkezi yönetim, yerel yönetimler, iş dünyası ve vatandaşlar arasında risk azaltmaya yönelik ortak bir irade oluşturulması gerektiğini ifade etti.
Yangınların önemli bölümü orman dışında başlıyor
Bu yıl Türkiye’de geniş alanları etkileyen orman yangınlarına da değinen Kurnaz, yangınların önemli bir bölümünün ormanlık alanların dışında başlayarak ormana sıçradığını söyledi.
Gömeç’te yaşanan bir yangının kaynak çalışması sırasında çıktığını aktaran Kurnaz, tarım alanları, yerleşim yerleri, sanayi tesisleri ve yol kenarlarındaki dikkatsiz faaliyetlerin büyük afetlere dönüşebildiğini kaydetti.
Kurnaz, orman yangını riskinin yalnızca orman teşkilatının sorumluluğu olarak görülemeyeceğini; yerel yönetimlerden işletmelere, enerji şirketlerinden arazi sahiplerine kadar çok sayıda tarafın önleyici tedbir alması gerektiğini belirtti.
Sigortacılara iklim projeksiyonu çağrısı
Sigorta sektörü ile iklim bilimcilerin aynı risk dilini konuştuğunu belirten Kurnaz, belirli bir tarihte hangi noktayı sel basacağını söylemenin mümkün olmadığını ancak riskin hangi bölgelerde ve dönemlerde artacağının bilimsel modellerle öngörülebileceğini söyledi.
“Sigortacıların ihtiyacı yalnızca gelecek hafta nerede sel olacağını bilmek değil. Sel, sıcaklık, yangın ve fırtına riskinin gelecekte hangi aylarda, hangi bölgelerde ve ne kadar artacağını görebilmeleri gerekiyor.”
İklim projeksiyonlarının sigorta şirketlerinin risk haritaları, fiyatlama modelleri, reasürans ihtiyacı, sermaye planlaması ve hasar önleme çalışmaları açısından kullanılabileceğini belirten Kurnaz, sektörün geçmiş hasarı ödeyen yapıdan gelecekteki hasarı önleyen yapıya doğru dönüşmesi gerektiğini vurguladı.
İklim toplantılarının 31’incisinin düzenleneceğine dikkat çeken Kurnaz, "Artık geçmiş riskleri anlatmanın ötesine geçip gelecekte karşılaşacağımız tehlikelere göre somut önlemler almak zorundayız” ifadelerini kullandı.