Advertisement
06.09.2026
weather
22°
Sigorta Kulisi Sektör İklim risklerine karşı üç aşamalı reçete: Riski anla, azalt ve paylaş

İklim risklerine karşı üç aşamalı reçete: Riski anla, azalt ve paylaş

İstanbul İklim Finansmanı Zirvesi’nde uzmanlar, iklim risklerine karşı sigorta, risk mühendisliği ve parametrik ürünleri değerlendirdi

İstanbul İklim Finansmanı Zirvesi’nde uzmanlar, iklim risklerine karşı finansal dayanıklılık için üç aşamalı yol haritasını değerlendirdi.

Türkiye Sigorta Birliği tarafından İstanbul İklim Finansmanı Zirvesi kapsamında düzenlenen “Uyum Finansmanı Perspektifinden: İklim Riskleri ve Yeni Stratejiler” başlıklı oturumda, iklim kaynaklı kayıpların ekonomik etkileri, koruma açığı ve sigorta sektörünün finansal dayanıklılığın güçlendirilmesindeki rolü ele alındı.

Türkiye Sigorta Birliği Genel Sekreteri Özgür Obalı’nın moderatörlüğünü üstlendiği panelde; Munich Re Chief Climate Officer’ı Caoimhe Adams, Insurance Europe Hayat Dışı ve Bireysel Sigortalar Bölüm Başkanı Nicolas Jeanmart, Arcarius Consulting Kurucu ve Yönetici Ortağı Nilşen Kalkan, Allianz Türkiye Teknik, Risk Mühendisliği, İklim ve Sürdürülebilirlik Direktörü Dr. Ceyhun Eren ile Lockton Lead Data Scientist’i Henry Bellwood değerlendirmelerde bulundu.

Obalı: İklim değişikliği artık bir bilanço ve bütçe riski

Panelin açılışında konuşan Özgür Obalı, iklim risklerinin yalnızca çevresel bir gündem olarak değerlendirilemeyeceğini belirtti. Şehirlerin, enerji sistemlerinin, tarım alanlarının, gıda ve tedarik zincirlerinin yanı sıra doğal varlıkların da giderek büyüyen iklim risklerinin tehdidi altında bulunduğunu söyledi.

Bu varlıkların önemli bir bölümünün hâlâ sigortasız veya eksik sigortalı olduğuna dikkat çeken Obalı, iklim değişikliğinin şirketler açısından bilanço ve yatırım riski, ülkeler açısından ise ciddi bir bütçe riski haline geldiğini vurguladı.

Risklerin doğru biçimde öngörülmesi, modellenmesi, fiyatlanması ve sistem içinde paylaşılmasının kritik önem taşıdığını belirten Obalı, sigorta sektörünün bu sürecin merkezinde yer aldığını ifade etti.

Türkiye’de düzenlenecek COP31 sürecine de değinen Obalı, sigortanın iklim riskleriyle mücadeledeki rolünü ulusal ve uluslararası platformlarda daha görünür hale getirmeyi amaçladıklarını söyledi.

Adams: Daha sıcak bir dünya, daha riskli bir dünya

Munich Re Chief Climate Officer’ı Caoimhe Adams, küresel sıcaklıklardaki artışın daha riskli bir dünya anlamına geldiğini ancak bunun kayıpların kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediğini belirtti.

İklim riskinin yalnızca doğal tehlikenin büyüklüğüyle açıklanamayacağını vurgulayan Adams; insanların nerede ve nasıl yaşadığı, yapıların dayanıklılığı ve riskli bölgelerdeki varlık yoğunluğunun da kayıpların boyutunu belirlediğini söyledi.

Bu alanlarda alınacak kararların riskin azaltılmasında önemli bir hareket alanı sunduğuna dikkat çeken Adams, önleme ve uyum yatırımlarının afetlerden sonra ortaya çıkacak maliyetlerin düşürülmesine katkı sağladığını kaydetti.

Adams, iklim risklerinin yönetimi için üç aşamalı bir yaklaşım önererek şu mesajı verdi:

“Önce riski anlamamız, ardından azaltmamız ve son olarak paylaşmamız gerekiyor.”

Riskin anlaşılabilmesi için yüksek ve düşük riskli bölgelerin güvenilir verilerle belirlenmesi gerektiğini söyleyen Adams, yatırımların öncelikle riskin yoğunlaştığı alanlara yönlendirilmesini önerdi.

Önleme çalışmalarının zaman alabileceğini belirten Adams, kalan riskin sigorta ve reasürans yoluyla paylaşılması gerektiğini; yüksek riskli bölgelerde teminatların erişilebilirliğinin korunması için kamu-özel sektör iş birliklerine ihtiyaç duyulabileceğini ifade etti.

Jeanmart: Dayanıklılık üç temel unsur üzerine kurulmalı

Insurance Europe Hayat Dışı ve Bireysel Sigortalar Bölüm Başkanı Nicolas Jeanmart, iklim değişikliğine karşı dayanıklılığın önleme, hazırlık ve risk transferi olmak üzere üç temel unsur üzerine kurulması gerektiğini söyledi.

Sigortanın yalnızca hasar gerçekleştikten sonra ödeme yapan bir sistem olarak görülmemesi gerektiğine dikkat çeken Jeanmart, sektörün sahip olduğu veri, risk bilgisi ve uzmanlık sayesinde hasarların azaltılmasına da katkıda bulunduğunu belirtti.

Sigorta şirketlerinin müşterilerini karşılaşabilecekleri riskler ve alabilecekleri önlemler konusunda yönlendirebileceğini ifade eden Jeanmart, verinin risklerin doğru anlaşılması ve fiyatlanmasında merkezi bir rol üstlendiğini söyledi.

Koruma açığının azaltılabilmesi için sigortanın erişilebilir ve ödenebilir kalması gerektiğini vurgulayan Jeanmart, ülkelerin karşı karşıya bulunduğu risklerin ve sigorta sistemlerinin birbirinden farklı olduğuna işaret etti. Bu nedenle tek bir modelin bütün ülkelere uygulanamayacağını, çözümlerin yerel koşullara göre tasarlanması gerektiğini kaydetti.

Jeanmart’a göre etkili bir iklim dayanıklılığı modeli; özel sektör, kamu kurumları, düzenleyici otoriteler ve sigorta sektörü arasında güçlü bir iş birliğini gerektiriyor.

Özgür Obalı, Caoimhe Adams, Nicolas Jeanmart, Henry Bellwood, Dr. Ceyhun Eren, Nilşen Kalkan, Balkır Demirkan (soldan sağa).

Kalkan: İklim riski şirket stratejisinin parçası olmalı

Arcarius Consulting Kurucu ve Yönetici Ortağı Nilşen Kalkan, iklim risklerinin yalnızca sürdürülebilirlik raporlarında ele alınacak bir başlık olmadığını, şirketlerin temel stratejilerine dahil edilmesi gerektiğini söyledi.

Avrupa’da bu yıl 1.500’ün üzerinde sel ve su baskını olayı yaşandığına dikkat çeken Kalkan, küçük ölçekli bir afetin bile şirketlerin nakit akışını önemli ölçüde bozabildiğini, büyük olayların ise güçlü şirketler ve ülkeler açısından dahi yönetilmesi zor finansal sonuçlar yaratabildiğini belirtti.

Şirketlerin öncelikle iklim riskinin artık doğrudan kendi faaliyetlerini etkileyen bir gerçek olduğunu kabul etmesi gerektiğini söyleyen Kalkan, ardından farklı senaryoların oluşturulması ve risklerin finansal etkilerinin ölçülmesi gerektiğini ifade etti.

İklim risklerinin bölgelere ve faaliyet alanlarına göre farklılaştığına dikkat çeken Kalkan, İstanbul, Karadeniz ve Akdeniz için aynı risk senaryosunun kullanılamayacağını söyledi. Şirketlerin kendileri için geçerli senaryoları belirlemesi, daha kötü koşullarda karşılaşabilecekleri kayıpları hesaplaması ve sermaye yeterliliğini buna göre değerlendirmesi gerektiğini kaydetti.

Kalkan, riskin ne kadarının önleyici yatırımlarla azaltılabileceği, ne kadarının şirket bünyesinde tutulacağı ve ne kadarının sigorta veya reasürans yoluyla devredileceği konusunda üst yönetim seviyesinde karar alınması gerektiğini belirtti.

İklim hedefleri performans göstergelerine girmeli

İklim risklerinin yalnızca ayrı bir ekip tarafından takip edilmesinin yeterli olmayacağını vurgulayan Kalkan, yönetim kurulu, üst yönetim, finans, sürdürülebilirlik ve risk yönetimi ekiplerinin ortak hareket etmesi gerektiğini söyledi.

Şirketlerin iklim risklerini mevcut performans göstergelerine dahil etmesini öneren Kalkan; fiziksel risklerin, geçiş risklerinin ve uyum risklerinin oluşturabileceği finansal etkilerin düzenli olarak raporlanması gerektiğini ifade etti.

Türkiye’nin 2053 net sıfır emisyon hedefini hatırlatan Kalkan, şirketlerin kendi operasyonlarının yanı sıra tedarikçileri, müşterileri ve değer zincirleri için de emisyon azaltım planları oluşturması gerektiğini söyledi.

Yeni yatırımların hangi bölgelerde yapılacağına karar verilirken yalnızca bugünün koşullarına bakılmaması gerektiğine dikkat çeken Kalkan, gelecekteki iklim riskleri ile düzenleyici değişikliklerin de yatırım kararlarına dahil edilmesi gerektiğini belirtti.

Sigorta şirketlerinin risk mühendisliği çalışmalarıyla işletmelere yalnızca teminat sunmadığını kaydeden Kalkan, hazırlanan raporların şirketlere hangi önlemleri almaları halinde daha güvenli ve sigortalanabilir hale gelebileceklerini gösterdiğini ifade etti.

Eren: Risk yönetimi yer seçiminden önce başlamalı

Allianz Türkiye Teknik, Risk Mühendisliği, İklim ve Sürdürülebilirlik Direktörü Dr. Ceyhun Eren, iklim değişikliğinin yol açtığı kayıplardan en fazla etkilenen sektörlerden birinin sigortacılık olduğunu söyledi.

Allianz’ın çalışmalarına göre sellerin son 25 yılda yaklaşık 226 milyar euroluk kayba neden olduğunu aktaran Eren, 2100 yılına doğru yıllık kayıpların 50 milyar euro düzeyine ulaşabileceğine ilişkin projeksiyonlar bulunduğunu belirtti.

Kayıpların yalnızca ekonomik boyutuyla değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Eren, afetlerin insanların hayatlarını, evlerini, işlerini ve geleceklerini de etkilediğini söyledi.

Sigorta sektörünün en güçlü olduğu alanlardan birinin risk yönetimi olduğunu kaydeden Eren, hasar gerçekleştikten sonra ödeme yapmanın yanında hasarın oluşmasını önleyecek çalışmaların da önem taşıdığını ifade etti.

Risk farkındalığını artırmak amacıyla 2019 yılında Allianz Teknik Test ve Eğitim Merkezi’ni kurduklarını belirten Eren, merkezde deprem ve yangın başta olmak üzere farklı risklere yönelik uygulamalı eğitim ve test hizmetleri verildiğini söyledi.

Bir işletme yüzlerce riskle karşı karşıya

Standart bir işletmenin faaliyetlerini sürdürürken yaklaşık 400 farklı riskle karşı karşıya kalabileceğini belirten Eren, bütün risklerin aynı anda yönetilemeyeceğini ve önceliklendirme yapılması gerektiğini söyledi.

Bu süreçte etkinin ve gerçekleşme olasılığının temel ölçütler olduğunu belirten Eren, her işletmenin kendi risk yönetimi ekibine ve risk kabul politikasına sahip olması gerektiğini ifade etti.

Riske uygun fiyatlamanın müşteri açısından daha adil bir sigortacılık modeli sunduğunu söyleyen Eren, sel riskinin artık yalnızca bir tesisin dereye veya su kaynağına yakınlığına bakılarak değerlendirilemeyeceğini kaydetti.

Yükseklik farkı, yağış rejimi, geleceğe yönelik iklim projeksiyonları, binanın yapısal özellikleri, alınan önlemler ve faaliyet alanı gibi çok sayıda unsurun birlikte analiz edildiğini belirten Eren, önümüzdeki 50 yıla ilişkin yağış tahminlerinin dahi risk haritalarında kullanılabildiğini söyledi.

1 milyonluk yatırım 4 milyonluk hasarı önleyebilir

Risk azaltıcı yatırımların önemli bir ekonomik karşılık yarattığını vurgulayan Eren, sel riskine yönelik bazı çalışmalarda 1 birimlik yatırımın 4 birime kadar hasarı önleyebildiğini ifade etti.

Risk yönetiminin çoğu zaman yer seçimi tamamlandıktan, tesis kurulduktan ve faaliyete geçildikten sonra başladığına dikkat çeken Eren, bu aşamada bazı riskler için önlem almakta geç kalınabileceğini söyledi.

“Risk yönetimine proje aşamasında, hatta yer seçimi yapılmadan önce başlanmalı” diyen Eren, yanlış bir yer seçiminin veya zamanında alınmayan bir önlemin aylarca sürebilecek iş kesintilerine ve yüksek finansal kayıplara yol açabileceğini belirtti.

Teknoloji ve yapay zekâ destekli erken uyarı sistemlerinin önemine de değinen Eren, titreşim analizleriyle ekipman hasarlarının önceden tahmin edilebildiğini, robotik sistemlerle rüzgâr türbini kanatlarındaki mikro çatlakların tespit edilebildiğini aktardı.

Bellwood: Parametrik sigorta hızlı ödeme imkânı sunuyor

Lockton Lead Data Scientist’i Henry Bellwood, parametrik sigortaların geleneksel sigortalardan farklı olarak gerçekleşen hasarın tek tek hesaplanması yerine önceden belirlenen bir göstergenin veya eşik değerin gerçekleşmesine bağlı olarak ödeme yaptığını anlattı.

Yağış miktarı, su seviyesi, rüzgâr hızı veya sıcaklık gibi ölçülebilir parametrelerin poliçede açık biçimde tanımlanabildiğini belirten Bellwood, eşik değerin aşılması halinde ödeme sürecinin hızla başlatılabildiğini söyledi.

Geleneksel sigortalarda hasarın incelenmesi, belgelenmesi ve tarafların kayıp tutarı üzerinde anlaşmasının zaman alabildiğine dikkat çeken Bellwood, parametrik çözümlerin açık sözleşme koşulları sayesinde afet sonrasında hızlı likidite sağlayabildiğini ifade etti.

Bu özelliğin işletmelerin faaliyetlerine daha erken dönmesi, iş sürekliliğinin korunması ve acil finansman ihtiyacının karşılanması açısından değer taşıdığını belirten Bellwood, parametrik sigortaların şirketlerin yanı sıra hükümetler ve insani yardım kuruluşları tarafından da kullanılabildiğini söyledi.

Parametrik sigortalarda belirlenen gösterge ile gerçekleşen gerçek kayıp arasında fark oluşabileceğine dikkat çeken Bellwood, ürünlerin uzman risk analizi ve doğru yapılandırmayla hazırlanmasının kritik olduğunu vurguladı.

Uydu teknolojileri ve veri analizindeki gelişmelerin daha önce ölçülmesi zor olan risklerin izlenmesini kolaylaştırdığını kaydeden Bellwood, bunun parametrik sigortaların kullanım alanını genişlettiğini ifade etti.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *