arsh Sigorta ve Reasürans Brokerliği Analitik Lideri Etkin Hasgül veri temelli risk analitiğinden optimum poliçe tasarımına, parametrik sigortalardan yapay zekâ destekli sigortacılığın geleceğine kadar birçok başlıkta açıklamalarda bulundu.
Sigortacılıkta veri, modelleme ve analitik kapasitenin giderek daha belirleyici hale geldiği bir dönemde, Uğur Gülen ile Zeynep Türker’in hazırlayıp sunduğu Sigortacı Kafası programında bu kez sektörün en kritik dönüşüm alanlarından biri masaya yatırıldı.
Marsh Sigorta ve Reasürans Brokerliği Analitik Lideri Etkin Hasgül, büyük ölçekli şirketlerin sigorta programlarını artık yalnızca fiyat ya da geleneksel alışkanlıklarla değil; risk profili, finansal dayanıklılık, risk iştahı ve senaryo analizleriyle şekillendirmesi gerektiğini anlattı.
Hasgül, şirketlerin sigorta alım sürecinde “doğru alım yapmasının” önemine dikkat çekerek, bunun yalnızca prim ödemekle ilgili değil, doğru limit, doğru muafiyet ve doğru kapsam tercihiyle ilgili olduğunu anlattı.
“İlk önce bir risk profili oluşturuyoruz”
EHasgül, sigortalanma sürecinde nasıl çalıştıklarını anlatırken ilk adımın şirketin risk profilini ortaya koymak olduğunu söyledi:
“İlk önce bir risk profili oluşturuyoruz. Çalıştığımız şirketlerde nerelerden hasarlar olabilir? Bu hasarların boyutları neler olabilir? Bunu yaparken şirketleri ziyaret ediyoruz. Risk mühendislerimiz var. Risk mühendisleri oldukça detaylı raporlar çıkartıyorlar.”
Hasgül, özellikle yangın poliçeleri özelinde saha ziyaretleri sonrasında tesisin dayanıklılığının ölçüldüğünü, benzer tesislerin geçmiş hasarlarının incelendiğini ve sektörel verilerin kullanıldığını anlattı.
Bu analizlerin ardından çeşitli modelleme araçlarını kullandıklarını belirten Hasgül, özellikle deprem ve sel tarafında bu çalışmaların yoğun şekilde talep gördüğünü belirtti:
“Bu modellemelere ek olarak geçmiş hasarları inceliyoruz. Mesela bu şirket daha önce neler yaşamış? Yaşamış olabilir, yaşamamış olabilir; ramak kalaları nelerdir? Bunların hepsi bizim için risk profili çıkarmakta çok faydalı.”
“bu primi veriyorum ama karşılığında ne beklemeliyim?”
Hasgül, yapılan simülasyonlarla şirketin risk profilinin bilgisayara tanımlandığını ve mevcut ya da alternatif sigorta programlarının bu profile nasıl cevap verdiğinin analiz edildiğini açıkladı:
“Ben bu primi veriyorum ama karşılığında ne beklemeliyim? Kötü durumlarda bana nasıl cevap verecek? Aslında bu soruların cevabını bulmaya çalışıyoruz.”
"Bu çalışmalar şirket yönetimleri açısından da önemli. Sigorta kararları çoğu zaman sadece satın alma biriminin değil, yönetim kurulunun da onayını gerektiriyor. Neden bu limitleri alıyoruz? Veyahut da bu kapsamı neden genişlettik, neden daralttık? Bunun kararını vermemiz gerekiyor.”
“Her şirketin risk toleransı aynı değil”
Rrisk toleransına da değinen Hasgül, aynı risk profiline sahip görünen şirketlerin bile aynı sigorta programına ihtiyaç duymayabileceğini söyledi. Bunun temel nedeninin şirketlerin finansal güçleri ve beklenmedik hasarlara verecekleri tepkinin farklı olması olduğunu ifade etti. Hasgül, bu noktada şu değerlendirmeyi yaptı:
“Bir risk profilimiz var ama diğer tarafta risk toleransımız var. Her şirketin risk toleransı aynı değil. Bazı şirketler bazı şirketlerden finansal olarak daha kuvvetli. Ve beklenmedik bir hasara finansal olarak verecekleri tepki öbürlerinden daha iyi olabilir. Dolayısıyla bir risk transfer aracını satın alırken de ben kendi risk toleransımı da hesaba katmam gerekiyor.”
Bu hesabı yaparken şirketlerin finansallarını da incelediklerini anlatan Hasgül, finans departmanlarıyla birlikte çalıştıklarını söyledi.
“Önemli olan ilk önce bilmek”
Hasgül, analitik çalışmaların temel amacının müşteriye mevcut şartlarda en uygun sigorta yapısını göstermek olduğunu söyledi. Bu noktada hedefin her zaman daha yüksek limit almak olmadığını belirten Hasgül, bazı şirketlerin ihtiyaç duymadığı kapasite için fazla ödeme yapabildiğini ifade etti.
"Riskin tamamen ortadan kaldırılmasından çok, neyin alındığını bilmek önemli. Önemli olan ilk önce bilmek. Sonrasında da önlemini almak. Dediğim gibi faydası optimum poliçeyi aldırmaya çalışıyoruz. Kendi risk profillerine ve risk toleranslarına uygun poliçeyi almak müşteriler için en doğru olanı.”
Uğur Gülen: “Veriye dayalı çalışma gerekir”
Hasgül’ün değerlendirmelerine destek veren Uğur Gülen de özellikle büyük risklerde veriye dayalı analiz yapılmasının önemine dikkat çekti:
“Bence özellikle büyük risklerde bu tip bir analizin mutlaka yapılması gerekir. Bakkal hesabı, çala kalem yapılan bir çalışma yerine gerçekten veriye dayalı, rakamlara dayalı bir çalışma gerekir.”
"Sigortaya başlamadan önce bir fotoğraf çekmek gerekli. Hangi riski nasıl alacağını bilen bir sigortalıyla çalışmak aslında risk yönetiminin bence bir numaralı ölçütü."
“Parametrik sigortalara neden ihtiyaç duyuluyor?”
Hasgül, parametrik sigortaların neden gündemde olduğunu anlatırken geleneksel sigortaların bazı zarar türlerini kapsamakta yetersiz kalabildiğini söyledi:
“Risklerimizin hepsini kapsamayabiliyor mevcut geleneksel sigortalar. Sonuç olarak da yer yer kapasite problemleriyle ilgili de bu çalışmalar yapıldı. Fakat bizim uzun vadede parametrik sigortaları alternatif bir risk transfer aracı olarak konumlandırmamız gerekiyor.”
Hasgül, deprem örneği üzerinden parametrik sigortaların işleyişini ise şöyle anlattı.
“Bir deprem olduğu zaman bölgede hem fiziksel hasarlar meydana geliyor hem de kâr kaybı meydana geliyor. Bazı durumlarda biz gördük ki fiziksel hasar olmadan da kâr kaybı meydana gelebiliyor. Ve bu durumda fiziksel hasar olmadan mevcut yangın poliçeleri içinde deprem teminatı barındıran yapı tetiklenmiyor ve ödeme yapmıyor.”
Bu durumda parametrik sigortaların devreye girdiğini belirten Hasgül, “Benim sabit kıymetimde hasar olmayabilir, fakat kâr kaybını karşılıyor. Benim ihtiyacımı görüyor aslında. Yani doğrudan geleneksel sigortacılıkla sigortalayamadığım bir kavramı parametrik sigortalarla teminat altına almış oluyorum” ifadelerini kullandı.
“Parametreler konusunda sigortacı ve sigortalı anlaşıyor”
Zeynep Türker de sigortalı ile sigorta şirketinin deprem, sel ya da fırtına gibi bir riskte belirli bir parametre üzerinde anlaştığını; deprem büyüklüğü, rüzgâr hızı ya da yağış miktarı gibi eşiklerin aşılması halinde tazminatın çalıştığını söyledi. Gülen de geleneksel sigorta ile parametrik ürün arasındaki farkın tam bu noktada ortaya çıktığını vurguladı.
Hasgül ise sürecin bağımsız veri kaynaklarıyla ilerlediğini belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Parametreler konusunda hem sigortacı hem de sigortalı anlaşıyor. Ve bağımsız veri kaynakları üzerinden ilerliyor konu. Tetikleyici parametreler belli bir eşik aşıldıktan sonra sigorta devreye giriyor, çalışmaya başlıyor. Ve hasar tespiti noktasında aslında bir hasar tespiti süreci yok.”
Hasgül, bazı poliçelerde ödemenin otomatik çalıştığını, bazılarında ise beyan usulünün kullanılabildiğini söyledi. Ancak her durumda yapının sözleşmeye bağlı olduğunu vurguladı.
Rüzgâr santralleri örneği
Hasgül, parametrik sigortaların en çok konuşulduğu alanlardan birinin enerji üretimi olduğunu anlattı. Özellikle rüzgâr enerji santrallerinde yeterli rüzgâr oluşmadığında gelir kaybı yaşandığını, ancak bunun geleneksel sigortalarla karşılanamadığını şöyle açıkladı:
“Rüzgâr az olduğu zaman, belli eşiklerin altında kaldığı zaman enerji üretilmiyor. Ve sonuçta yatırım yapıyor insanlar. 20 senelik belki 30 senelik veri alıyorlar ve bakıyorlar burada rüzgâr var, buraya kurulabilir. Ama rüzgâr olmadığı zaman taahhütlerini gerçekleştiremeyecek, şirket zarar etmeye başlayacak. Bunun önüne geçebilmek için parametrik sigorta tasarlanıyor.”
Hasgül, bu poliçelerde sözleşmeye doğrudan fonksiyonlar yazıldığını ve gerekli şartlar gerçekleşmediğinde sigorta şirketinin otomatik olarak ödeme yaptığını söyledi.
“Basis risk” uyarısı
Parametrik sigortalarda önemli bir başlığın da “basis risk” olduğunu söyleyen Hasgül, ödenen tutarın her zaman gerçekleşen zararla birebir örtüşmeyebileceğini ifade etti:
“Bir hasar tespit çalışması olmadığı için bu tip poliçelerde doğrudan neyse oldu, bu seviyede oldu, hesapladık, çarpanlar budur, bunu ödedik deniyor. Hasar aynı olmayabilir. Bunun ismi de basis risk olarak tanımlanıyor.”
Hasgül, bazen ödenen miktarın zarardan daha düşük, bazen de daha yüksek olabileceğini belirterek, bu nedenle analitik çalışmaların bu ürünlerde de çok önemli olduğunu söyledi.
“Bu hesaplamaları ne kadar doğru yaparsak boşlukları o kadar doldurabiliriz”.
“Sigortacılık faaliyetleri bireylere daha iyi nüfuz edecek”
Hasgül, sigortacılığın geleceğine ilişkin ise şu görüşlerini paylaştı:
"Önümüzdeki 10 yıl çok hızlı değişecek. Bireysel tarafta ben sigortacılık faaliyetlerinin bireylere çok daha iyi nüfuz edebileceğini düşünüyorum. Çünkü artık insanlar teknolojiyi kullanma konusunda hiçbir rahatsızlık yaşamıyorlar. Herhangi bir çözüm üretme konusunda problem yaşadıkları zaman yapay zekâya başvuruyorlar.”
"İleride bireylerin hangi poliçeye ihtiyaç duyduğunu sistemler otomatik olarak anlayabilecek. Ben örneğin buradan kalktım Almanya’ya gidiyorum. Ne gibi risklerim var, bunlarla ilgili çözümlerim neler, sigorta tarafı nedir; ben hiçbir şeyle uğraşmadan 10 sene sonra bunları alabileceğimi hayal ediyorum. Uçak biletini book ederken o da senin yanında çıkacak zaten.”
“Ne alıyorsak onu ödediğimiz sistemler yaygınlaşacak”
Kurumsal tarafta da süreçlerin otomatikleşeceğini söyleyen Hasgül, risklerin daha hızlı ölçüleceğini, tazminat süreçlerinin kısalacağını ve bunun bilançolara daha az yansıyacağını dile getirdi:
“Bir risk meydana gelecek, anında kompansiye edilecek, bilançosunun etkilenmemesi sağlanacak. Sigortacılıkta fiyatlama tarafında da önemli gelişmeler bekliyorum. Ne alıyorsak onu ödediğimiz, ne kadar kullandıysak onu ödediğimiz, iyi kullananın ödüllendirildiği, kötü kullananın ödüllendirilmediği sistemlerin çok daha yaygınlaştığını ve olgunluğa ulaştığını göreceğimizi düşünüyorum.”
“Bir sigortacının hissiyatı var”
Yapay zekâ ve modelleme araçlarının önemine dikkat çekmekle birlikte, deneyimin ve sektör bilgisinin yerini hiçbir teknolojinin tamamen dolduramayacağını da vurgulayan Hasgül, sigortacılıktaki uzman öngörüsünün değerine işaret etti:
“Deneyimli insanlardan alınan öngörülerin de kıymetli olduğunu düşünüyorum. Her ne kadar biz verileri kullansak, yapay zekâları da kullansak, bazı yönlendirmelerin yine yapılması gerektiğini düşünüyorum. Bir sigortacının hissiyatı var biliyorsunuz. Birisiyle ilgili bir hissiyatı var. Bunlar, deneyimli insanların hissiyatları doğru. Bundan bahsediyorum aslında. Bunlardan faydalanmak lazım.”
