İklim krizinin büyüttüğü don, dolu ve kuraklık riski tarımsal üretimi tehdit ederken, dinamik sigorta modellerinin önemini artırıyor.
İklim değişikliği; don, dolu, kuraklık, aşırı yağış ve sıcak hava dalgalarının tarımsal üretim üzerindeki etkisini artırırken, geçmiş veriler üzerine kurulan geleneksel risk haritalarının yeterliliğini de tartışmaya açıyor.
Tarım ve Orman Bakanlığı verilerine göre 2025 yılında meydana gelen zirai don, 65 ilde 16 ürünü etkiledi. Tarım Sigortaları Havuzu (TARSİM) ise aynı yıl don, dolu ve kuraklık başta olmak üzere çeşitli afetler nedeniyle üreticilere toplam 35 milyar TL hasar ödemesi gerçekleştirdi.
Meteoroloji Genel Müdürlüğünün 2025 yılı meteorolojik kuraklık değerlendirmesi de tehlikenin genişleyen coğrafi boyutunu ortaya koydu. Analize göre kuraklık, Marmara Bölgesi’nin tamamı ile Ege, Akdeniz ve İç Anadolu bölgelerinin büyük bölümünde etkili oldu.
İklim krizinin tarımsal üretime etkisi yalnızca kısa sürede hasara yol açan don, dolu ve aşırı yağışla sınırlı kalmıyor. Kuraklık, uzun süreli yüksek sıcaklıklar ve değişen yağış düzeni; üretim planlaması, ürün verimliliği, finansman ve tedarik zinciri üzerinde daha geniş bir risk alanı oluşturuyor.
Tarımsal risk haritası dinamik hale geliyor
İklim değişikliğinin yalnızca hasar miktarını değil, risklerin ortaya çıkış biçimini de değiştirdiğini belirten IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği CEO’su Murat Çiftçi, geçmişte belirli dönemler veya bölgelerle ilişkilendirilen tehlikelerin artık daha değişken bir yapıda değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
“Tarım, doğası gereği iklim koşullarına son derece duyarlı bir sektör. Ancak bugün karşı karşıya olduğumuz tablo, alışılmış mevsimsel dalgalanmaların ötesine geçiyor. Üreticinin aynı üretim döneminde don, ardından kuraklık veya aşırı sıcaklık gibi farklı risklerle karşılaşması mümkün hale geliyor. Bu nedenle tarımsal risk haritasını sabit kabuller üzerinden değil, değişen iklim koşullarını dikkate alan daha dinamik bir anlayışla değerlendirmemiz gerekiyor.”
Risklerin ürüne, coğrafyaya, üretim dönemine ve iklim koşullarına göre farklılaştığına dikkat çeken Çiftçi, geleceğin tarımsal risk yönetiminde ürün, lokasyon ve iklim verilerinin birlikte değerlendirilmesinin önem kazanacağını vurguladı.
“Aynı hava olayı her ürün üzerinde aynı sonucu yaratmıyor” diyen Çiftçi şu ifaedeleri kullandı:
“Bir bölgede yağışın azalması temel risk olurken, başka bir bölgede ani ve yoğun yağış, dolu veya beklenmeyen sıcaklık değişimleri üretimi tehdit edebilir. Bu nedenle ürün, lokasyon ve iklim verisini birlikte okuyabilmek çok daha önemli olacak.”
Tarım sigortası finansal dayanıklılığı destekliyor
İklim kaynaklı hasarların artması, tarım sigortasının üretici ve tarım işletmeleri açısından önemini de büyütüyor. Çiftçi’ye göre sigorta, yalnızca gerçekleşen zararın finansal karşılığını sağlayan bir araç olarak değerlendirilmemeli.
Bir doğal afetin üretici açısından yalnızca o yılın ürün kaybı anlamına gelmediğini belirten Çiftçi, gelir kaybı, işletme sermayesinin zayıflaması, yeni üretim dönemi için ortaya çıkan finansman ihtiyacı ve tedarik zincirindeki aksaklıkların birbirini takip edebileceğini söyledi.
Çiftçi, “Tarım sigortasının temel işlevlerinden biri, üreticilerin ve tarım şirketlerinin hasarın ardından faaliyetlerini sürdürebilecek finansal dayanıklılığa sahip olmasına katkı sağlamak” değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye’de tarım sigortalarının değişen risk ortamına uyum sağlamaya başladığını ifade eden Çiftçi, 2026 döneminde meyve ve sebzelerde don riskine yönelik kapsamın genişletildiğini, bazı narenciye ürünlerinde güneş yanıklığının teminata alındığını ve belirli ürünlerde kış donuna karşı korumanın artırıldığını hatırlattı.
Parametrik sigorta iklim risklerinde öne çıkabilir
İklim değişikliği, tarım sigortacılığında yeni nesil çözümleri de gündeme taşıyor. Bunlardan biri olan parametrik sigorta, fiziksel hasarın tek tek tespit edilmesi yerine önceden belirlenen ve ölçülebilen bir göstergenin belirli eşiği aşmasına veya bu eşiğin altında kalmasına göre çalışan bir yapı sunuyor.
Yağış miktarı ve sıcaklık gibi ölçülebilir iklim verileriyle doğrudan bağlantılı risklerde parametrik sigortaların tamamlayıcı bir çözüm olabileceğini belirten Çiftçi, bu modellerin geleneksel tarım sigortalarının alternatifi olarak görülmemesi gerektiğini anlattı:
“İklim riskleri çeşitlendikçe tek bir sigorta modelinin bütün ihtiyaçlara cevap vermesini beklemek gerçekçi olmayabilir. Geleneksel teminatlar, parametrik çözümler, farklı risk paylaşım mekanizmaları ve gerektiğinde uluslararası reasürans kapasitesi birlikte değerlendirilmeli. Daha esnek modellerin önümüzdeki dönemde daha fazla konuşulacağını düşünüyoruz."
Tarımsal risk yönetimi poliçeden önce başlıyor
Tarım sektöründe iklim kaynaklı risklere karşı alınacak önlemlerin yalnızca sigorta poliçesi satın almakla sınırlı olmadığını vurgulayan Çiftçi, işletmelerin öncelikle kendi risk profillerini doğru şekilde ortaya koyması gerektiğini belirtti.
Üretim bölgesinin iklim verileri, yetiştirilen ürünün hassasiyeti, sulama imkânları, üretim dönemleri, depolama ve lojistik süreçlerinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen Çiftçi, şöyle devam etti:
“Ardından hangi risklerin önleyici tedbirlerle azaltılabileceği, hangilerinin işletme tarafından taşınabileceği ve hangilerinin sigorta veya farklı finansal araçlarla transfer edilmesi gerektiği belirlenmeli. Doğru tarımsal risk yönetimi, poliçeden önce riskin doğru tanımlanmasıyla başlıyor.”
Tarım şirketlerinin risk yönetimini yalnızca üretim sahasındaki fiziksel hasarla sınırlamaması gerektiğini kaydeden Çiftçi; iklim kaynaklı üretim kayıplarının tedarik zinciri, iş sürekliliği, finansman ve sözleşmesel yükümlülükler üzerindeki etkilerinin de bütüncül olarak ele alınması gerektiğini ifade etti.
Tarım sigortacılığında odak dayanıklılık olacak
Önümüzdeki dönemde veri kullanımı, iklim modellemeleri, yeni teminatlar ve alternatif risk transferi çözümlerinin tarım sigortacılığındaki öneminin artması bekleniyor. Geçmiş hasar istatistiklerinin ise gelecekte karşılaşılacak riskleri açıklamakta tek başına yetersiz kalabileceği değerlendiriliyor.
Çiftçi, sözlerini şöyle tamamladı:
“İklim değişikliği bize geçmişin her zaman geleceğin doğru göstergesi olmayabileceğini gösteriyor. Tarım sigortacılığında yaklaşım yalnızca ‘Hasar gerçekleşirse ne kadar öderiz?’ sorusu üzerine kurulamaz. Asıl soru, ‘Bu risk gerçekleşmeden önce nasıl ölçülür, nasıl azaltılır ve gerçekleştiğinde üreticinin faaliyetini sürdürebilmesi nasıl sağlanır?’ olmalı.”
“İklim riskini ortadan kaldırmamız mümkün değil; ancak onu daha iyi ölçebilir, yönetebilir ve finansal etkisini azaltabiliriz. Geleceğin tarım sigortası yalnızca ürünü değil, üretimin devamlılığını ve işletmenin dayanıklılığını koruyan daha bütüncül bir risk yönetimi yaklaşımının parçası olmak zorunda.”