6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş merkezli depremlerin üçüncü yılında, afetin merkezinden verilen mesajlar yalnızca geçmişin muhasebesi değil, geleceğe dair güçlü bir uyarı niteliği de taşıdı. NTV’de yayımlanan Bakış programı, 6 Şubat depremlerinin yıl dönümü dolayısıyla Kahramanmaraş’tan yayınlandı.
Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (SEDDK) Davut Menteş, Türkiye Sigorta Birliği Başkan Yardımcısı ve Maher Holding Sigorta Grup Başkanı Ahmet Yaşar ve TSB Yönetim Kurulu Üyesi ve HDI Fiba Emeklilik ve Hayat A.Ş. & Fiba Sigorta A.Ş. Genel Müdürü Erol Öztürkoğlu, gazeteci Noyan Doğan'ın sorularını yanıtladı. Sigorta liderleri sigorta sektörünün deprem sonrası üstlendiği rolü, eksikleri ve yeni döneme ilişkin hazırlıkları değerlendirdi.
“Bu sadece bir afet değil, dünya ölçeğinde bir stres testiydi”
Davut Menteş, 6 Şubat depremlerinin hem fiziksel hem de ekonomik açıdan dünya tarihinin sayılı afetlerinden biri olduğunu vurguladı.
“11 ilde, 125 ilçede, 14 milyondan fazla insanı etkileyen, tek seferde ve çok geniş bir coğrafyada oluşan bir hasardan söz ediyoruz. Buna rağmen sigorta sistemi, operasyonel bir kopuş yaşamadan süreci yönetebildi.”
Menteş, depremin ardından başlatılan yeniden inşa sürecinin ölçeğine de dikkat çekti. Depremin 15’inci gününde temellerin atıldığını, 45’inci günde ilk teslimlerin yapıldığını hatırlatan Menteş, bugün itibarıyla 550 binin üzerinde konut ve iş yerinin depremzedelere teslim edildiğini söyledi.
Ekonomik kaybın ise yaklaşık 100 milyar doların üzerinde olduğunu, bunun da milli gelirin yaklaşık yüzde 9’una karşılık geldiğini ifade etti.
Sigortanın payı yüzde 5 ama tablo bu kadar basit değil
Programda en çok tartışılan başlıklardan biri, sigorta sektörünün toplam ekonomik hasar içindeki payı oldu. Davut Menteş, bu oranın yaklaşık yüzde 5 seviyesinde kaldığını hatırlatarak, rakamların yanıltıcı okunmaması gerektiğini vurguladı.
“Parasal oranlara bakıldığında düşük görünebilir. Ancak önemli olan, böylesi bir yıkımda sistemin çalışıp çalışmadığıdır. Sigorta sektörü bu sınavdan geçti.”
Bu noktada sözü alan ı Ahmet Yaşar, sorunun sektörün kapasitesinden değil, sigortalılık oranlarının düşüklüğünden kaynaklandığını söyledi.
“DASK ve sigorta şirketleri olarak toplam ekonomik hasarın yaklaşık 5–6 milyar dolarlık kısmını ilk bir ay içinde ödedik. Ancak dünyadaki benzer afetlerde sigortalı hasar oranı yüzde 30–40 seviyelerinde. Türkiye’de bu oran düşük kaldı çünkü sigortalılık oranı düşüktü.”
Yaşar’a göre Türk sigorta sektörü, reasürans altyapısı ve finansal gücüyle çok daha yüksek tutarları karşılayabilecek kapasiteye sahip.
Hayat sigortaları: Görünmeyen ama hayati bir güvence
Programda, çoğu zaman deprem gündeminin gerisinde kalan hayat sigortaları da ayrı bir başlık olarak ele alındı. Erol Öztürkoğlu, afetin ardından bu alanda yapılan ödemelerin sessiz ama kritik bir rol oynadığını vurguladı.
“Yaklaşık 14–15 bin sigortalımız için 1 milyar TL civarında hayat sigortası tazminatı ödedik. Bu ödemelerin yaklaşık yüzde 80’i kredi bağlantılı hayat sigortalarından kaynaklandı.”
Öztürkoğlu, bu ödemelerin yalnızca bir tazminat kalemi olmadığını, aynı zamanda geride kalan ailelerin finansal yükünü hafifleten önemli bir mekanizma olduğunu ifade etti. Kredi bağlantılı hayat sigortaları sayesinde, vefat eden sigortalıların borçlarının kapatıldığını ve ailelerin yeni bir ekonomik yükle karşı karşıya kalmadığını belirtti.
“Yıkılan binalar yeniden yapılabiliyor ancak kaybedilen canların yerini hiçbir şey doldurmuyor. Hayat sigortası, en azından geride kalanların ekonomik olarak ayakta kalabilmesini sağlıyor.”
Öztürkoğlu, buna rağmen hayat sigortalarında sigortalılık oranının deprem bölgesinde hâlâ çok düşük seviyelerde olduğuna dikkat çekerek, bu alanda ciddi bir farkındalık açığı bulunduğunu dile getirdi.
“50 milyar dolarlık hasar da karşılanabilirdi”
Programın en çarpıcı değerlendirmelerinden biri, “Ya sigortalılık oranı daha yüksek olsaydı?” sorusuyla geldi. Ahmet Yaşar, bu soruya net bir yanıt verdi:
“Evet, 50 milyar dolarlık bir hasar da karşılanabilirdi. Çünkü sigorta sistemi, riskleri reasürans yoluyla küresel ölçekte dağıtıyor. En pahalı poliçe, poliçesizliktir.”
Bu değerlendirmeyi destekleyen Erol Öztürkoğlu ise, sigorta tazminatlarının önemli bir bölümünün yurt dışı reasürans kaynaklarından karşılandığını, dolayısıyla sigortanın kamu bütçesi üzerindeki yükü de azalttığını hatırlattı.
Yeni dönem: Daha geniş kapsamlı afet sigortası
Davut Menteş, 6 Şubat depremlerinin ardından yalnızca deprem riskine değil, sel, dolu, fırtına ve orman yangını gibi afetlere karşı da daha bütüncül bir yaklaşım benimsendiğini söyledi.
Bu kapsamda, mevcut zorunlu deprem sigortasının zorunlu afet sigortası çatısı altında genişletilmesine yönelik çalışmaların yasama takvimine girdiğini ve Orta Vadeli Program’da yer aldığını ifade etti.
“Sigortalılık oranı arttıkça, büyük sayılar kanunu daha sağlıklı çalışır. Bu da hem fiyatlamayı iyileştirir hem de sistemi daha öngörülebilir hale getirir.”
“Depremle yaşamayı öğrenmek zorundayız”
Programın sonunda Davut Menteş’in sözleri, üç yılın ardından gelinen noktayı özetledi:
“Türkiye bir deprem ülkesi. Depremle yaşamayı öğrenmek zorundayız. Bunun en önemli ayaklarından biri sigortadır. Bilinci yükseltmek kadar, onu kalıcı hale getirmek de bizim sorumluluğumuz.”
Kahramanmaraş’tan verilen bu mesaj, 6 Şubat depremlerinin üçüncü yılında açık bir gerçeği bir kez daha hatırlattı:
Afet kaçınılmaz olabilir; ancak hazırlıksızlık kader değildir.