Advertisement
04.11.2026
weather
16°
Sigorta Kulisi Sektör COP31 öncesi sanayiye yangın uyarısı: Sigortalanamama riski artıyor

COP31 öncesi sanayiye yangın uyarısı: Sigortalanamama riski artıyor

COP31 öncesi sanayide yangın riskleri gündemde. Falckon Türkiye, önleyici sigortacılık ve artan yangın risklerinin sigortalanabilirliğe etkisini değerlendirdi

COP31 öncesi sanayide yangın riskleri gündemde. Falckon Türkiye, önleyici sigortacılığın önemini ortaya koyan sigortalanamama riski uyarısında bulundu.

Antalya'da düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP31) öncesinde, iklim değişikliğinin sanayi tesislerinde oluşturduğu yangın ve patlama riskleri gündeme geldi. Artan sıcaklıklar, uzun süreli kuraklık ve aşırı hava olayları; petrokimya, kimya, plastik, enerji ve batarya tesislerinde yangın güvenliğinin önemini artırırken, sanayi kuruluşlarının sigortalanabilirliğini de etkileyebiliyor. 

Sigorta sektörünün giderek daha fazla önem verdiği önleyici sigortacılık yaklaşımı kapsamında risk mühendisliği, hasar önleme ve erken müdahale uygulamaları öne çıkıyor. Falckon Türkiye Genel Müdürü Anıl Yamaner, yangın risklerini etkin biçimde yönetemeyen tesislerin yüksek sigorta primleri, ağır muafiyetler ve sigortalanamama riskiyle karşı karşıya kalabileceğini belirtti.

COP31 gündeminde sanayi tesislerinin iklim riskleri

Antalya'da düzenlenecek COP31 öncesinde, iklim değişikliğine karşı sanayi tesislerinin ve kritik altyapıların dayanıklılığı önem kazanıyor.

İklim değişikliğiyle mücadelede öne çıkan dirençli sanayi, kritik altyapılar ve yeşil enerji dönüşümü başlıkları, üretim tesislerinin aşırı hava olaylarına karşı korunmasını da gündeme taşıyor.

Sıcak hava dalgaları, kuraklık ve öngörülemeyen hava olayları, özellikle yanıcı ve tehlikeli maddelerin bulunduğu sanayi tesislerinde mevcut riskleri artırabiliyor.

Petrokimya tesisleri, rafineriler, plastik fabrikaları, kimyasal depolama alanları ve enerji santralleri bu risklerin öne çıktığı alanlar arasında bulunuyor.

Yeşil enerji dönüşümü kapsamında yaygınlaşan lityum-iyon batarya sistemleri ve hidrojen teknolojileri ise farklı yangın ve acil müdahale ihtiyaçlarını beraberinde getiriyor.

Sıcak hava dalgaları ve kuraklık yangın risklerini artırıyor

İklim değişikliğiyle birlikte artan aşırı sıcaklıklar ve uzun süreli kuraklık, sanayi tesislerinin yangın güvenliği açısından yeni değerlendirmeler yapılmasını gerektiriyor.

Yüksek sıcaklıklar, düşük nem ve uygun olmayan çalışma koşulları, bazı endüstriyel ortamlarda yanıcı buhar oluşumu ve statik elektrik kaynaklı tutuşma risklerini artırabiliyor.

Sanayi tesislerinin yakın çevresinde meydana gelen orman yangınları da üretim alanları, depolama tesisleri ve kritik altyapılar için ek tehdit oluşturuyor.

Bu nedenle endüstriyel yangın güvenliğinde yalnızca tesis içindeki teknik risklerin değil, iklim koşullarının ve çevresel tehlikelerin de değerlendirilmesi önem taşıyor.

Önleyici sigortacılıkta sanayi tesislerinin yangın güvenliği öne çıkıyor

Sigorta sektörünün üzerinde durduğu önleyici sigortacılık anlayışı, hasar meydana geldikten sonra tazminat ödenmesinin yanı sıra risklerin önceden belirlenmesini ve olası zararların azaltılmasını esas alıyor.

Bu yaklaşım, özellikle yüksek yangın ve patlama riski taşıyan sanayi tesislerinde önem kazanıyor. Risk mühendisliği çalışmaları, yangın güvenliği denetimleri, erken uyarı sistemleri ve profesyonel acil müdahale ekipleri, büyük ölçekli hasarların önlenmesinde rol oynuyor.

İklim değişikliğinin oluşturduğu fiziksel riskler de bu çalışmaların kapsamını genişletiyor. Aşırı sıcaklık, kuraklık ve çevredeki orman yangınları gibi tehditlerin tesislerin risk değerlendirmelerine dahil edilmesi, önleyici tedbirlerin daha etkin planlanmasına katkı sağlayabiliyor.

Sanayi kuruluşlarının yangın güvenliğine yönelik yatırımları, yalnızca üretim sürekliliği ve çalışan güvenliği açısından değil, sigorta şirketlerinin risk değerlendirmeleri bakımından da önem taşıyor.

Risklerin azaltılması, tesislerin sigortalanabilirliğini destekleyebilirken sigorta primleri, muafiyetler ve teminat koşullarının belirlenmesinde de olumlu bir unsur olabiliyor.

Bu yönüyle Falckon Türkiye'nin gündeme taşıdığı yangın güvenliği ve proaktif risk yönetimi yaklaşımı, önleyici sigortacılığın sanayi tesislerindeki uygulamalarıyla örtüşüyor.

Büyük sanayi yangınları çevresel riskleri de büyütüyor

Büyük ölçekli endüstriyel yangınlar, can ve mal kayıplarının yanı sıra hava, su ve toprak kirliliğine de neden olabiliyor.

Özellikle kimya ve petrokimya tesislerinde meydana gelen yangınlarda atmosfere sera gazları, siyah karbon ve çeşitli zararlı kirleticiler salınabiliyor.

Yangınların çevresel etkileri ise söndürme çalışmalarının tamamlanmasıyla sona ermeyebiliyor.

Söndürme sırasında kullanılan su ve köpüğün kimyasal maddelerle karışarak çevredeki su kaynaklarına ulaşması, uzun süreli kirlilik risklerini beraberinde getiriyor.

Bu durum, endüstriyel yangınların yalnızca tesis güvenliği ve üretim sürekliliği açısından değil, çevresel sürdürülebilirlik hedefleri bakımından da değerlendirilmesini gerektiriyor.

Fransa'daki Lubrizol yangını 200'den fazla yerleşimi etkiledi

Endüstriyel yangınların çevresel ve ekonomik sonuçlarına ilişkin örneklerden biri, 26 Eylül 2019 tarihinde Fransa'nın Rouen kentindeki Lubrizol kimya tesisinde yaşandı.

Anıl Yamaner

Lubrizol tesisi ve komşu depolama alanında meydana gelen yangında yaklaşık 9 bin 500 ton kimyasal ve yanıcı madde etkilendi.

Yangın sırasında oluşan yoğun siyah duman bölgeye yayılırken çevredeki okullar geçici olarak kapatıldı. Bölge sakinlerine dumanla temastan kaçınmaları yönünde uyarılar yapıldı.

Yangının ardından 200'den fazla belediyeyi kapsayan bölgede tarımsal üretim ve gıda ürünlerinin piyasaya sunulmasına yönelik geçici kısıtlamalar uygulandı.

Süt, yumurta ve çeşitli tarım ürünleri kontrole tabi tutulurken üreticiler ve yerel işletmeler ekonomik kayıplarla karşılaştı.

Lubrizol tarafından yangından etkilenen üreticilerin zararlarının karşılanmasına yönelik tazminat mekanizmaları oluşturuldu.

ABD'deki petrokimya yangını su kaynaklarını da etkiledi

2019 yılında ABD'nin Teksas eyaletindeki Deer Park bölgesinde bulunan Intercontinental Terminals Company (ITC) kimyasal depolama terminalinde meydana gelen yangın da endüstriyel kazaların çevresel sonuçlarını ortaya koydu.

Yangın sırasında oluşan yoğun duman Houston bölgesine yayılırken benzen kaynaklı hava kirliliği endişeleri nedeniyle bölge sakinlerine kapalı alanlarda kalmaları yönünde uyarılar yapıldı.

Yangın söndürme çalışmalarında kullanılan su ve köpüğün depolanan kimyasallarla karışması sonucunda oluşan kirli sıvının bir bölümü çevredeki su yollarına ulaştı.

Tucker Bayou ve Houston Gemi Kanalı'na ulaşan kirlilik nedeniyle gemi trafiği ve bazı ulaşım faaliyetleri geçici olarak durduruldu.

Falckon Türkiye'nin paylaştığı bilgilere göre yangın, 150 milyon doların üzerinde doğrudan maddi hasara neden oldu.

Her iki olay da büyük endüstriyel yangınların tesis sınırlarını aşarak çevre, ekonomi ve üretim faaliyetleri üzerinde geniş çaplı etkiler oluşturabileceğini gösteren örnekler arasında yer alıyor.

Anıl Yamaner: “Sanayide proaktif risk yönetimi hayati önem taşıyor”

Falckon Türkiye Genel Müdürü Anıl Yamaner, iklim değişikliğiyle sanayi güvenliği arasındaki ilişkiye dikkat çekerek aşırı hava olaylarının endüstriyel tesislerdeki riskleri büyüttüğünü belirtti.

Yamaner, COP31 öncesinde sanayi tesislerinin yangın güvenliğini yeniden değerlendirmesi gerektiğine işaret ederek şu ifadeleri kullandı:

“İklim değişikliğiyle birlikte artan sıcaklıklar, uzun süreli kuraklık ve öngörülemeyen aşırı hava olayları, sanayi tesislerinde yangın, patlama ve tehlikeli kimyasal reaksiyon risklerini daha da büyütüyor.”

Yeşil enerji dönüşümünün de farklı güvenlik ihtiyaçları doğurduğunu belirten Yamaner, “Üstelik yeşil enerji dönüşümüyle yaygınlaşan lityum-iyon batarya sistemleri ve hidrojen teknolojileri, geleneksel müdahale yöntemlerinin yetersiz kalabildiği yeni yangın ve güvenlik risklerini beraberinde getiriyor” dedi.

İklim kaynaklı endüstriyel yangınların önlenememesinin tesis sınırlarını aşan çevresel felaketlere yol açabileceğini vurgulayan Yamaner, proaktif risk yönetimi ve ileri yangınla mücadele sistemlerinin önemine dikkat çekti.

 “Çünkü önlenen her büyük endüstriyel yangın, aynı zamanda atmosfere salınabilecek yüksek miktarda sera gazı ve zararlı emisyonun da önüne geçilmesi anlamına geliyor.”

Sigorta şirketlerinin yangın güvenliği beklentileri artıyor

İklim değişikliğinin sanayi tesislerinde oluşturduğu fiziksel riskler, sigorta ve reasürans sektöründeki risk değerlendirmelerini de etkiliyor.

Aşırı sıcaklıklar, kuraklık ve yangın tehlikesi gibi faktörler, endüstriyel tesislerin sigortalanmasında risk mühendisliği çalışmalarının önemini artırıyor.

Falckon Türkiye Genel Müdürü Anıl Yamaner, sigorta şirketlerinin sanayi kuruluşlarından daha kapsamlı yangın güvenliği önlemleri beklediğini belirtti.

“İklim krizine bağlı fiziksel risklerin yükselmesiyle birlikte sigortacılar; üretim tesislerinden aşırı sıcaklık, kuraklık ve yangın tehditlerine karşı yerinde profesyonel itfaiye teşkilatları, ileri risk modellemeleri ve 7/24 kesintisiz acil müdahale altyapıları talep ediyor.”

Yangın risklerinin yeterince yönetilememesinin sigorta koşullarını zorlaştırabileceğine dikkat çeken Yamaner, şu değerlendirmede bulundu:

“İklim kaynaklı yangın risklerini proaktif mühendislikle yönetemeyen tesisler yüksek primler, ağır muafiyetler hatta sigortalanamama riskiyle karşı karşıya kalırken; Falckon Türkiye’nin uluslararası akreditasyonlara uygun yangın ve acil durum yönetim modelleri sanayi kuruluşlarının operasyonel güvenilirlik sağlayarak sigorta maliyetlerinde ciddi avantaj elde etmelerine yardımcı oluyor.”

Risk mühendisliği sigortalanabilirlik açısından önem kazanıyor

İklim değişikliğinin etkileriyle birlikte sanayi tesislerinde yangın risklerinin önceden belirlenmesi ve yönetilmesi, sigorta süreçlerinde de daha fazla önem taşıyor.

Yangın güvenliği, acil durum hazırlığı, risk modellemesi ve üretim sürekliliğine yönelik önlemler, sanayi kuruluşlarının fiziksel risklerini azaltmaya yardımcı oluyor.

Falckon Türkiye'nin değerlendirmeleri, önleyici sigortacılık yaklaşımının sanayi tesisleri açısından önemini ortaya koyarken risk mühendisliği ve profesyonel yangınla mücadele altyapısının sigortalanabilirliği destekleyen unsurlar arasında bulunduğuna işaret ediyor.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *