Unico Sigorta Genel Müdürü Ender Güzeler, trafik ve kasko sigortalarına yönelik fiyat eleştirilerine yanıt verdi. Güzeler, trafik sigortasında ortalama prim artışının yılın ilk aylarında yüzde 7 seviyesinde kaldığını belirterek, yüksek prim örneklerinin toplam poliçe adedi içinde çok sınırlı bir gruba ait olduğunu söyledi.
Unico Sigorta Genel Müdürü Ender Güzeler, NTV’de Noyan Doğan’ın sunduğu Bakış programında, Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu Genel Başkanı Bendevi Palandöken’in trafik ve kasko sigortalarına ilişkin açıklamalarıyla yeniden gündeme gelen fiyat tartışmalarını değerlendirdi.
Trafik sigortası primlerinin astronomik seviyelere çıktığı, kasko fiyatlarının araç bedeline yaklaştığı ve sigorta şirketleri arasında fiyat birliği olmadığı yönündeki eleştirilere yanıt veren Güzeler, kamuoyunda dile getirilen bazı örneklerin geneli yansıtmadığını vurguladı.
“100 bin liraya yaklaşan primler sınırlı bir gruba ait”
Trafik sigortasında zaman zaman 80-90 bin lira, hatta 100 bin liraya yaklaşan primlerin gündeme geldiğini belirten Güzeler, bu tutarların özellikle riskli sigortalılar havuzunda yer alan, sürekli kaza yapan ve yüksek risk grubundaki araçlar için söz konusu olduğunu ifade etti.
Güzeler, riskli sigortalılar havuzunun genellikle sık kaza yapan sürücüler ile hasar etkisi yüksek araç gruplarından oluştuğunu belirterek, özellikle yolcu taşımacılığında kullanılan otobüs, minibüs ve benzeri ticari araçlarda primlerin daha yüksek çıkabildiğini söyledi.
Ancak bu tür yüksek prim örneklerinin toplam tabloyu yansıtmadığını belirten Güzeler, “100 bin liralara yaklaşan sigorta primleri söz konusu. Fakat bunların toplam payı 21 milyon poliçe içerisinde binde birleri bulmayan adetlerdeki paylardır” dedi.
“Trafikte ortalama prim artışı yüzde 7”
Trafik sigortasında fiyatların sigorta şirketleri tarafından tamamen serbest şekilde belirlenmediğini hatırlatan Güzeler, primlerin kamu otoritesi tarafından belirlenen sistem ve hasar maliyet endeksi çerçevesinde güncellendiğini ifade etti.
Güzeler, trafik sigortasında primlerin genel olarak yüzde 100 arttığı yönündeki değerlendirmelerin veriye dayalı olmadığını belirterek şu bilgileri paylaştı:
“Primlerin genel anlamda çok arttığı, yüzde 100 arttığı yönündeki tespitler biraz veriye dayalı tespitler değil. Trafik sigortalarında şu an ortalama prim artışı ilk 3 ayda yüzde 7. Nisan ayı sonunda da yine yüzde 7,5 seviyelerinde.”
Bu oranların enflasyonun oldukça altında kaldığını vurgulayan Güzeler, trafik sigortası primlerinin kişi başı milli gelirden aldığı payın da tarihsel ortalamalara yakın seyrettiğini söyledi. Güzeler’e göre trafik sigortası primi, kişi başı milli gelir içinde yaklaşık yüzde 1,7 seviyesinde bir pay alıyor. Son 15 yıllık döneme bakıldığında bu oranın çoğu yıl yüzde 1,3 ile yüzde 1,7 bandında gerçekleştiği görülüyor.
Kaskoda prim artışı da enflasyonun altında kaldı
Kasko sigortasında da benzer bir tablo bulunduğunu belirten Güzeler, kasko primlerinde yaklaşık yüzde 20’ye yakın bir artış yaşandığını, bunun da enflasyonun altında kaldığını söyledi.
Güzeler, kasko primlerindeki artışın akaryakıt maliyetleriyle kıyaslandığında da sınırlı kaldığını ifade ederek dikkat çekici bir örnek verdi. Buna göre geçen yıl mart ayında ortalama kasko primiyle 329 litre motorin alınabilirken, bu yıl mart ayında aynı primle 258 litre motorin alınabiliyor.
Güzeler, bu karşılaştırmanın kasko primlerindeki artışın motorin fiyatlarındaki kümülatif artışın da altında kaldığını gösterdiğini belirtti.
“Trafikte fiyatı kamu belirliyor, kaskoda serbest tarife geçerli”
Sigorta şirketlerinin farklı fiyat uyguladığı yönündeki eleştirilere de yanıt veren Güzeler, trafik ve kasko sigortalarının ayrı değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Trafik sigortasında fiyatların kamu otoritesinin belirlediği fiyat bandı içinde oluştuğunu ifade eden Güzeler, bu nedenle şirketler arasında çok büyük fiyat farklılıkları bulunmadığını belirtti.
Kasko sigortasında ise serbest tarife rejiminin geçerli olduğunu hatırlatan Güzeler, her şirketin kendi fiyatlama stratejisi, maliyet yönetimi, risk kabul politikası ve geçmiş hasar istatistiklerine göre fiyat belirlediğini söyledi.
Güzeler, “Serbest tarife rejimi içinde her şirketin fiyatının aynı çıkması zaten rekabete aykırı bir durumdur” değerlendirmesinde bulundu.
“Risksiz sürücü, riskli sürücüyü sübvanse ediyor”
Trafik sigortasında serbest tarife tartışmasına da değinen Güzeler, bu modelin iki temel amaca hizmet edeceğini ifade etti. Bunlardan ilkinin sigortalılık oranını artırmak, ikincisinin ise kazaların azaltılmasında sigortanın daha etkili bir rol oynamasını sağlamak olduğunu söyledi.
Güzeler’e göre mevcut sistemde düşük riskli sürücüler ile yüksek riskli sürücüler arasındaki fiyat ayrımı yeterince güçlü yapılamıyor. Bu nedenle hiç kaza yapmayan sürücüler de belli oranlarda prim artışıyla karşılaşıyor.
“Bugün trafikte her 100 poliçeden 15 tane kaza geliyor” diyen Güzeler, yüksek riskli ve sık hasar yapan sürücülerin daha yüksek, düşük riskli sürücülerin ise daha uygun fiyatla sigortalanmasının daha adil bir yapı oluşturacağını ifade etti.
Güzeler, düşük riskli sürücülerin yüksek riskli sürücüleri sübvanse ettiği yönündeki değerlendirmeye de “Kesinlikle öyle” sözleriyle yanıt verdi.
“Sigortasız araç sayısında bilgi kirliliği var”
Trafikte sigortasız araç sayısına ilişkin kamuoyunda uzun süredir bilgi kirliliği bulunduğunu belirten Güzeler, 7 milyon ya da 8 milyon gibi rakamların doğru değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Türkiye’de trafiğe kayıtlı 34,1 milyon araç bulunduğunu belirten Güzeler, ancak bu sayının içinde elektrikli bisikletlerin, ömrünü tamamlamış ancak tescilden düşürülmemiş araçların, trafiğe çıkmayan ve kırsalda kullanılan araçların da yer aldığını ifade etti.
Bu araçlar ayrıştırıldığında gerçekçi sigortalılık açığının daha düşük olduğunu belirten Güzeler, “Aslında yüzde 8 ile yüzde 10’luk bir penetrasyonda eksiğimiz var diyebiliriz. O da 3,5 milyon araç ancak sigortasız diyebiliriz” dedi.
Kaskoda koruma açığı dikkat çekiyor
Kasko sigortasında ise Türkiye’de ciddi bir koruma açığı bulunduğunu belirten Güzeler, araç parkının yaşlanmasının bu tablo üzerinde belirleyici olduğunu söyledi.
Güzeler, sokaktaki her 4 araçtan birinin 21 yaş üzeri olduğunu, 10 yaş üzeri araçların ise toplam araç parkının yaklaşık yüzde 55’ini oluşturduğunu ifade etti.
Araç yaşı arttıkça ekonomik değerin düştüğünü, buna karşılık onarım, servis ve bakım maliyetlerinin aracın değerinden bağımsız olarak yükselmeye devam ettiğini belirten Güzeler, bu nedenle yaşlı araçlarda kasko maliyetlerinin yüksek algılandığını söyledi.
Güzeler, sigorta şirketlerinin çoğunun 20-21 yaşa kadar risk kabulü yaptığını ancak bu araçlarda fiyatların yüksek kalabildiğini belirterek, araç değerinin kişinin toplam serveti içindeki payı azaldıkça sigortadan uzaklaşma eğiliminin güçlendiğini ifade etti.
“Primler araç bedeline göre değil, onarım maliyetine göre belirleniyor”
Kasko fiyatlarına ilişkin en önemli noktalardan birinin onarım maliyetleri olduğunu vurgulayan Güzeler, sigorta primlerinin aracın piyasa değerinden çok onarım maliyetleriyle ilişkili olduğunu söyledi.
Güzeler, Türkiye Sigorta Birliği’nin durum belgesinde de bu konuya dikkat çekildiğini belirterek, onarım ekosisteminin yönetilmesi ve bu alanda yapılacak düzenlemelerin maliyet baskısını hafifletebileceğini ifade etti.
“Sigorta primleri aracın bedeline göre değil, aracın onarım maliyetine göre belirleniyor” diyen Güzeler, onarım maliyetlerini aşağı çekecek düzenlemelerin hem sigorta fiyatlarına hem de sigortalılık oranlarına olumlu yansıyacağını belirtti.
Sorun yalnızca prim değil, maliyet ve risk dengesi
Ender Güzeler’in değerlendirmeleri, trafik ve kasko sigortalarında fiyat tartışmasının yalnızca prim seviyeleri üzerinden okunamayacağını ortaya koyuyor. Trafik sigortasında fiyatların kamu otoritesi tarafından belirlenen çerçevede oluştuğunu, kaskoda ise serbest tarife ve şirketlerin risk politikalarının devreye girdiğini belirten Güzeler, yüksek prim örneklerinin genel tabloyu temsil etmediğini vurguluyor.
Güzeler’e göre sigortacılıkta sürdürülebilir fiyatlama için riskli ve risksiz sürücülerin daha adil ayrıştırılması, sigortalılık oranının artırılması ve onarım maliyetlerini yükselten yapısal unsurların yönetilmesi gerekiyor.