Sigorta sektöründe çoğu zaman bina, makine, stok ya da emtia hasarı öncelikli gündem olurken, işletmeler için asıl kriz çoğu zaman hasardan sonra başlıyor. Üretimin durduğu, satışların kesildiği, sabit giderlerin devam ettiği, tedarikçi ve müşteri ilişkilerinin zarar gördüğü dönemlerde devreye giren kâr kaybı sigortası, şirketlerin finansal sürdürülebilirliği açısından kritik bir güvence haline geliyor.
Uğur Gülen ve Zeynep Türker’in sunduğu Sigortacı Kafası programına konuk olan AXA Türkiye Teknik Başkanı Barış Altın, kâr kaybı sigortasının Türkiye’de hâlâ yeterince doğru anlaşılamadığını belirterek, özellikle 2023 Kahramanmaraş merkezli depremlerin bu alandaki koruma açığını açık biçimde ortaya koyduğunu söyledi.
Altın, sigorta programlarının yalnızca fiziki varlıkları değil, işletmenin faaliyet devamlılığını da koruyacak şekilde tasarlanması gerektiğini vurgulayarak şu değerlendirmede bulundu:
“Evet, hasar olduğu zaman müşterilerimizin malını, binasını karşılarız. Ama kaybettiğiniz marketi, kaybettiğiniz tedarikçilerinizi, kaybettiğiniz kârınızı da karşılamak gerekiyor.”
Kâr kaybı sigortası neden kritik?
Barış Altın’a göre kâr kaybı sigortasında temel soru oldukça net: Hasar olmasaydı işletme ne kazanacaktı?
Ancak bu sorunun sigorta programına doğru şekilde yansıtılması, sanıldığından çok daha teknik bir çalışma gerektiriyor. Çünkü işletmenin yalnızca ciro kaybı değil; çalışan maaşları, finansman yükümlülükleri, elektrik, kira, bakım, operasyonel devamlılık giderleri gibi sabit giderleri de hasar sonrasında devam ediyor.
Altın, kâr kaybı hesabının mali tablolarla doğrudan bağlantılı olduğunu belirterek, şirketlerin kendi finansal yapılarını iyi tanımadan doğru kâr kaybı teminatı oluşturamayacağını ifade etti.
“Bir işletmenin kâr kaybı teminatı alması için kendini çok iyi tanıması lazım. Mali tablosunu çok iyi yöneten bir şirket olması lazım. Bunu sigorta programına çevirmek ise başka bir maharet gerektiriyor.”
Bu nedenle kâr kaybı sigortasında yalnızca sigorta şirketinin ya da aracının değil; şirketin finans ekiplerinin, CFO’larının ve risk yöneticilerinin de sürece aktif katılması gerekiyor.
Eksik sigorta riski: “Yüzde 97’ye varan oranlarla karşılaştık”
Programda öne çıkan en kritik başlıklardan biri de eksik sigorta riski oldu. Barış Altın, bazı işletmelerde gerçek kâr yaratma kapasitesi milyarlarca lirayı bulurken, poliçeye çok daha düşük ve rastgele belirlenmiş kâr kaybı limitlerinin yazılabildiğini söyledi.
Altın’a göre bu durum, hasar anında sigortalı ile sigortacıyı karşı karşıya getiren en önemli sorunlardan biri.
“Öylesine yazılmış bir limit… İşletme milyarlarca lira kâr yaratırken sigorta programına 100 milyon TL gibi bir şey yazılmış. Bu sizi doğrudan eksik sigortaya götürüyor.”
Kahramanmaraş depremleri sonrasında bu sorunun çok net şekilde görüldüğünü belirten Altın, bazı dosyalarda yüzde 97’ye varan eksik sigorta oranlarıyla karşılaştıklarını söyledi.
Bu nedenle kâr kaybı sigortasında ilk kritik unsurun doğru bedel tespiti olduğuna dikkat çeken Altın, teminat limitinin şirketin gerçek faaliyet hacmi, kârlılık yapısı ve sabit giderleriyle uyumlu olması gerektiğini vurguladı.
Tazminat süresi doğru belirlenmezse koruma eksik kalıyor
Kâr kaybı sigortasında ikinci önemli unsur ise tazminat süresi. Altın, şirketlerin çoğu zaman 6 ay gibi kısa sürelerin yeterli olacağını düşündüğünü; ancak büyük hasarlarda üretimin tekrar başlamasının, makine temininin, montajın, binanın yeniden hazırlanmasının ve pazarın geri kazanılmasının çok daha uzun sürebileceğini belirtti.
“Makinenin gelmesi, montajı, tekrar faaliyete geçmesi nereden baksanız 6 ay. Binanın tekrar yapılmasını düşündüğünüzde 12 ay çok makul bir süreyken, 6 ay ya da 8 ay gibi seçeneklerde ‘emin misiniz?’ diye soruyoruz.”
Altın, sigortacıların bu uyarıyı daha yüksek prim almak için değil, hasar anında sorun yaşanmaması için yaptığını özellikle vurguladı.
Tedarik zinciri kırılırsa hasar işletmenin kapısına gelmeden de başlar
Kâr kaybı sigortasında yalnızca sigortalı tesiste meydana gelen fiziki hasara odaklanmak da yeterli değil. Programda, tedarikçi ve müşteri genişletmelerinin önemi özellikle vurgulandı.
Barış Altın, işletmenin kendi tesisinde herhangi bir hasar oluşmasa bile, tedarikçisinde ya da kritik müşterisinde meydana gelen bir hasarın şirketin faaliyetlerini durdurabileceğini söyledi.
“Sana hiçbir şey olmayabilir ama sana mal veren tedarikçilere bir şey olursa sen yine kâr kaybedersin.”
Bu nedenle kâr kaybı teminatlarının, doğru kurgulanması halinde tedarikçi hasarı, müşteri hasarı, kamu otoritesi kararıyla girişin engellenmesi gibi senaryoları da kapsayabilecek şekilde genişletilmesi gerekiyor.
Altın, deprem döneminde bazı AVM’lerde fiziksel hasar olmamasına rağmen kamu otoritesinin güvenlik nedeniyle girişleri engellediğini, bu sırada işletmelerin ticari kayıp yaşadığını hatırlattı.
İstanbul depremi sadece İstanbul’u değil, tüm Türkiye’yi etkiler
Programda olası İstanbul depremi de kâr kaybı ve tedarik zinciri açısından ele alındı. Barış Altın, İstanbul’daki büyük bir depremin yalnızca bölgesel bir hasar olarak görülmemesi gerektiğini belirtti.
Altın’a göre İstanbul’un ticaret, lojistik, üretim, finans ve tedarik zinciri içindeki merkezi rolü nedeniyle böyle bir senaryo, Anadolu’daki birçok işletmenin faaliyetlerini de doğrudan etkileyebilir.
“İstanbul’da bir deprem olduğu zaman sadece İstanbul etkilenmeyecek. Anadolu, Türkiye çok ciddi etki altında kalacak. Çünkü İstanbul’daki ticaretin bütün Türkiye’ye etkisi var.”
Bu nedenle yalnızca İstanbul’da faaliyet gösteren şirketlerin değil, İstanbul’dan ürün, hizmet, hammadde, lojistik ya da finansal akış sağlayan tüm işletmelerin kâr kaybı ve tedarik zinciri risklerini yeniden değerlendirmesi gerekiyor.
Her sektör için aynı formül yeterli değil
Barış Altın, kâr kaybı sigortasında standart formüllerin yalnızca başlangıç noktası olabileceğini, ancak tek başına yeterli olmadığını söyledi.
“Ciro eksi değişken giderler” ya da “net kâr artı sabit giderler” gibi yaklaşımların genel bir yön verdiğini belirten Altın, her sektörün kendine özgü dinamikleri olduğunu vurguladı.
Perakende, üretim, demir-çelik, otelcilik, inşaat ve nakliyat gibi sektörlerde kâr kaybı riskinin farklı çalıştığını ifade eden Altın, poliçelerin de bu farklılıklara göre tasarlanması gerektiğini söyledi.
Örneğin bir otelin sezon öncesinde hasar yaşaması ile sezon dışında hasar yaşaması arasında ciddi fark bulunuyor. Benzer şekilde bir üretim tesisinde kritik makinenin devre dışı kalması, bir perakende işletmesinde mağazaya erişimin engellenmesi veya bir inşaat projesinde teslimin gecikmesi farklı kâr kaybı senaryoları yaratıyor.
ALOP ve nakliyat tarafında gecikme riskleri öne çıkıyor
Kâr kaybı sigortasının yalnızca yangın ya da deprem sonrası işletme durmasıyla sınırlı olmadığını belirten Altın, inşaat ve nakliyat gibi branşlarda da farklı kâr kaybı türlerinin bulunduğunu söyledi.
İnşaat projelerinde Advanced Loss of Profit – ALOP teminatının devreye girebildiğini belirten Altın, teslim gecikmesi nedeniyle doğan finansal kayıpların bu kapsamda değerlendirilebildiğini ifade etti.
Nakliyat tarafında ise gecikmelerden doğan kayıpların, doğru poliçe yapısıyla teminat altına alınabileceğini söyledi.
Tazminat limiti eksik sigorta riskini ortadan kaldırmıyor
Programda “ilk ateş” ve “tazminat limiti” kavramları da ele alındı. Barış Altın, kâr kaybı sigortasında tazminat limiti belirlenmesinin, eksik sigorta riskinin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmediğini ifade etti.
Altın’a göre esas fiyatlama, işletmenin yıl boyunca maruz kaldığı gerçek kâr kaybı riski üzerinden yapılıyor. Sigortalı bu riski belli bir limitle sınırlamak istese bile, bildirilen bedelin gerçek maruziyeti yansıtması gerekiyor.
“Tazminat limiti olması, burada eksik sigorta olmayacağı anlamına gelmez. Günün sonunda esas maruz kalınan risk üzerinde eksik sigorta olmaması şartını arıyoruz.”
Türkiye’de tazminat süreçleri daha hızlı ilerleyebiliyor
Kâr kaybı tazminat süreçlerinin yurt dışı uygulamalarıyla farklarına da değinen Altın, bazı uluslararası uygulamalarda sigortalının gerçek kâr kaybının mali tablolara yansımasının beklendiğini söyledi.
Bu nedenle yurt dışında kâr kaybı tazminatının alınmasının bazı durumlarda daha uzun sürebildiğini belirten Altın, bazı örneklerde bir mali yılın dahi beklendiğini ifade etti.
Türkiye sigorta sektöründe ise ekspertiz süreçlerinin daha detaylı yürütülerek sigortalıya daha hızlı destek olunmaya çalışıldığını belirtti.
Risk mühendisliği sigortacılığın yeni rekabet alanı oluyor
Programın önemli başlıklarından biri de risk mühendisliği ve danışmanlık hizmetleri oldu. Barış Altın, kurumsal sigortalarda artık poliçe düzenlemenin tek başına fark yaratmaya yetmediğini söyledi.
Altın’a göre sigortacılıkta yeni değer alanı; hasar olduktan sonra ödeme yapmak değil, hasar oluşmadan önce riski anlamak, önlemek ve işletmeye yol arkadaşlığı yapmak.
“Sigortacı geldi, broker geldi, poliçeyi yaptı, parasını aldı; hasar olursa görüşürüz yaklaşımından çıkmak istiyoruz.”
AXA Türkiye’nin risk mühendisliğini stratejilerinin merkezine koyduğunu belirten Altın, bu yaklaşımın klasik risk teftişinden farklı olduğunu vurguladı. Altın’a göre mesele yalnızca tesise gidip eksikleri yazmak değil; işletmeyle birlikte yatırım planı oluşturmak, risk azaltıcı çözümler geliştirmek ve bu yolculuğu yıl boyunca sürdürmek.
“Sigortacı artık risk danışmanına dönüşüyor”
Barış Altın, sigorta şirketlerinin hasar deneyiminden elde ettiği büyük veri ve teknik birikimin, artık yalnızca iş kabul ya da ret kararlarında değil, müşterinin risklerini azaltmak için kullanılması gerektiğini söyledi.
Tekstil sektörü örneği üzerinden konuşan Altın, bir sigortacının tek bir tekstilci kadar üretim detayını bilemeyeceğini; ancak binlerce tekstil işletmesinden ve hasar senaryosundan gelen deneyim sayesinde hangi risklerin doğabileceğini daha iyi görebileceğini ifade etti.
“Biz bir tekstilci kadar orayı bilemeyiz. Ama başına gelebilecekleri o tekstilciden daha iyi biliriz.”
Bu yaklaşım, sigorta şirketlerini yalnızca poliçe sağlayıcısı olmaktan çıkararak risk danışmanı, çözüm ortağı ve iş sürekliliği destekçisi konumuna taşıyor.
Siber risk, iş güvenliği ve teknik danışmanlık aynı paketin parçası haline geliyor
Altın, risk mühendisliği hizmetlerinin artık yangın, makine kırılması ya da deprem riskleriyle sınırlı kalmadığını; siber risk, iş güvenliği, ISO süreçleri, elektrik tesisatı, pompa testleri ve teknik altyapı gibi farklı alanlara yayıldığını söyledi.
AXA’nın bu hizmetleri paketler halinde sunduğunu belirten Altın, bu yapıyı oluşturmanın kolay olmadığını; farklı uzmanlıkları, tedarikçileri ve sürdürülebilir iş ortaklıklarını kapsayan bir ekosistem gerektirdiğini ifade etti.
Altın, bu sistemin kurulmasının yaklaşık bir buçuk yıl sürdüğünü ve hizmet paketleri içinde 24-25 civarında tedarikçinin yer aldığını belirtti.
Sigorta yalnızca poliçe değil, işletmenin devamlılığı için verilen bir söz
Programın sonunda Barış Altın, sigortacılığın basit bir iş olmadığını ve sektöre yeni girenlerin bu alanı derinlemesine öğrenmesi gerektiğini söyledi.
Sigortanın kimi zaman bir insanın sağlığına, kimi zaman aracına, kimi zaman da bir işletmenin geleceğine dokunduğunu belirten Altın, sigortacılığın özünde verilen sözün doğru anlaşılması gerektiğini vurguladı.
“Sigortacılık basit bir konu değil. Çünkü bir söz veriyorsunuz. Önce bunun farkında olmak lazım.”
Kâr kaybı sigortası da tam bu noktada, işletmelerin yalnızca hasar gören varlıklarını değil; pazardaki yerini, çalışanlarını, tedarik zincirini, nakit akışını ve ticari geleceğini koruyan stratejik bir güvence olarak öne çıkıyor.
