TSB Genel Sekreter Yardımcısı Atilla Oksay, uzayan yaşam süresinin sağlık, emeklilik ve sosyal güvenlik sistemlerini dönüştüreceğini söyledi.
Türkiye Sigorta Birliği Genel Sekreter Yardımcısı Atilla Oksay, Sigorta Strateji YouTube kanalında yayımlanan Sigorta Lab programında Doç. Dr. Hasan Meral’in sorularını yanıtlayarak uzun yaşam ekonomisinin sigorta ve emeklilik sektörüne etkilerini değerlendirdi.
İnsan ömrünün uzamasının yalnızca sağlık alanını değil; çalışma hayatını, eğitimi, emeklilik planlamasını, sosyal güvenlik sistemini ve sigorta ürünlerini de değiştirdiğini belirten Oksay, Türkiye’nin 100 yıllık yaşam modeline bugünden hazırlanması gerektiğini söyledi.
“Asıl soru 100 yıl yaşayıp yaşamayacağımız değil”
Sağlık ve tıp teknolojilerinin insan ömrünü uzatmakta önemli bir aşama kaydettiğini belirten Oksay, sosyal güvenlik ve finansman modellerinin aynı hızda dönüşemediğine dikkat çekti.
Hayatın eğitim, çalışma ve emeklilik olmak üzere üç döneme ayrıldığı geleneksel modelin günümüzde yetersiz kaldığını ifade eden Oksay, şöyle konuştu:
“Biz hâlâ hayatı kabaca 20-25 yıllık eğitim dönemi, 30-35 yıllık çalışma dönemi ve ardından gelen emeklilik dönemi olarak üçe ayırıyoruz. Bu model, yaşam beklentisinin bugüne göre daha kısa olduğu dönemlere uyuyordu. Şimdi ise çok farklı bir tabloyla karşı karşıyayız.”
Türkiye’de 1990’lı yıllarda 67 olan ortalama yaşam beklentisinin 2000’li yıllarda 71’e, bugün ise yaklaşık 78 yıla yükseldiğini belirten Oksay, emeklilikten sonraki yaşam süresinin de uzadığına dikkat çekti.
Oksay, “Emeklilik sonrasında finansmanına ihtiyaç duyduğumuz süre eskiden 15 yıl olarak tahmin edilirken artık 20, 25, hatta 30 yıla kadar çıkabiliyor. Bu durum bize uzayan hayatı nasıl finanse edeceğimizi ve gelirimizi nasıl sürdürülebilir hâle getireceğimizi düşündürüyor” dedi.
Uzun yaşam ile sağlıklı uzun yaşam arasında ayrım yapılması gerektiğini vurgulayan Oksay, asıl meselenin yalnızca yaşam süresi olmadığını söyledi:
“Artık sormamız gereken soru, 100 yıl yaşayıp yaşayamayacağımız değil. Yaşayacağımız 100 yıllık hayatı sağlık, gelir ve yaşam kalitesi açısından nasıl verimli ve sürdürülebilir kılacağımızdır.”
Gümüş ekonomi yeni bir tüketici kitlesi oluşturuyor
Uzun yaşam ekonomisinin yalnızca sağlık, tedavi ve bakım giderleri üzerinden değerlendirilmesinin eksik bir yaklaşım olacağını belirten Oksay, dünyada “gümüş ekonomi” olarak adlandırılan yeni ekonomik yapıya dikkat çekti.
Özellikle gelişmiş ülkelerde 55 yaş ve üzerindeki nüfusun önemli bir birikime sahip olduğunu ifade eden Oksay, bu grubun daha fazla seyahat ettiğini, tüketim ve konut tercihlerini değiştirdiğini, tasarruf ve yatırım yapmayı sürdürdüğünü söyledi.
İnsanların 70’li yaşlarda da çalışma hayatında kalabildiğini belirten Oksay, uzayan yaşam süresinin eğitim sistemini ve kariyer anlayışını da dönüştürdüğünü kaydetti.
“Tek bir beceri veya tek bir kariyerle uzun yaşamı finanse etmek artık kolay değil. Eğitim, hayatımızın ilk 20-25 yılıyla sınırlı bir dönem olmaktan çıkıp hayat boyu devam eden bir sürece dönüşüyor. İnsanların teknolojik değişime uyum sağlaması ve farklı dönemlerde yeni beceriler kazanması gerekiyor.”
“25 yaşında alınan kararlar 80 yaşındaki hayatı belirliyor”
Uzun yaşam ekonomisinin gençleri de doğrudan ilgilendirdiğini vurgulayan Oksay, ileri yaşlardaki sağlık ve gelir koşullarının çok daha erken dönemde alınan kararlarla şekillendiğini belirtti.
Sağlık sigortası, hayat sigortası, bireysel emeklilik ve uzun süreli bakım ihtiyaçlarının bugün ayrı alanlar olarak ele alındığını ifade eden Oksay, gelecekte bu alanları bir araya getiren ürünlerin gündeme gelebileceğini söyledi:
“80 yaşındaki bir ihtiyacı karşılayabilmek için 30’lu ve 40’lı yaşlarda yaptığınız yatırımlar ve aldığınız kararlar belirleyici oluyor. Bu nedenle uzun yaşam ekonomisini yalnızca 70 yaşındaki kişiler üzerinden değil, 25 yaşındaki insanların bugünden alacağı kararlar üzerinden de değerlendirmemiz gerekiyor.”
Sigorta sektörünün temel işlevinin gelecekteki belirsizlikleri yönetmek olduğunu hatırlatan Oksay, insan ömrü uzadıkça finansal koruma sağlayan ürünlerin sürelerinin de uzaması gerektiğini kaydetti.
Uzun yaşamak da finansal bir risk
Sigortacılıkta erken ölüm riskinin yanı sıra beklenenden uzun yaşamanın oluşturduğu finansal risklerin de daha fazla konuşulmaya başlandığını belirten Oksay, uzun yaşam riskinin özellikle birikimli hayat sigortaları ve emeklilik sistemleri açısından önem taşıdığını anlattı:
“65 yaşında emekli olduğunuzda 10 yıllık bir ömre göre planlama yapmakla 25 veya 30 yıllık bir döneme göre planlama yapmak aynı şey değil. Yaşam süresi uzadıkça farklı bir finansal yapıya ihtiyaç duyuluyor.”
Emeklilik dönemine yönelik birikim tutarının tek başına yeterli olmayacağını vurgulayan Oksay, bu birikimin uzun yıllar boyunca sürdürülebilir bir gelire dönüştürülmesi gerektiğini ifade etti.
Yıllık gelir sigortaları ve emeklilik gelir planlarının bu açıdan yeniden ele alınması gerektiğini belirten Oksay, gelir ihtiyacının yanı sıra artan sağlık harcamalarının, kronik hastalıkların ve evde bakım gereksinimlerinin de aynı plan içinde değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Sağlık sigortaları finansmandan sağlık yönetimine yöneliyor
Uzun yaşam ekonomisinin en fazla etkileyeceği branşlardan birinin sağlık sigortası olduğunu belirten Oksay, yalnızca hastalık ortaya çıktıktan sonra tedavi giderlerini karşılayan modelin gelecekte yeterli olmayacağını söyledi.
Sağlık sigortacılığının koruyucu ve önleyici hizmetlere doğru yöneldiğini vurgulayan Oksay, şu değerlendirmede bulundu:
“Uzun bir yaşam döngüsünde önemli olan, ne kadar süre sağlıklı kalabildiğiniz ve kendi ihtiyaçlarınızı karşılayabildiğinizdir. Bu nedenle sağlık sigortacılığı, sağlık finansmanından sağlığın yönetimine; koruyucu ve önleyici sağlık hizmetlerine doğru evriliyor.”
Giyilebilir teknolojiler, akıllı saatler ve uzaktan ölçüm yapan cihazlar sayesinde kronik hastalıkların ve sağlık göstergelerinin takip edilebildiğini belirten Oksay, risklerin erken tespit edilmesinin hem sigortalılar hem de sigorta şirketleri açısından ortak bir fayda oluşturduğunu söyledi:
“Bir risk gerçekleştikten sonra tedavi etmek, riski önlemekten daha maliyetli. Sigortalılar sağlıklı kalmak istiyor; sigorta şirketleri de hastalıkları erken tespit ederek sigortalılarının daha uzun süre sağlıklı kalmasına yardımcı olmak istiyor. Sigorta şirketleri bu nedenle sağlık finansmanı sağlayan yapıdan sağlık partnerine dönüşüyor.”
Sosyal güvenlikte aktif-pasif dengesi zorlaşıyor
Doğum oranlarının azalması ve ortalama yaşam süresinin artmasıyla birlikte sosyal güvenlik sistemlerindeki aktif-pasif dengesinin daha kritik hâle geldiğini belirten Oksay, çalışan nüfusun giderek daha fazla emeklinin gelir ve sağlık giderlerini finanse etmek zorunda kaldığını söyledi.
Çözümün sosyal güvenlik sisteminin tamamen özel sektöre devredilmesi olmadığını vurgulayan Oksay, kamu ve özel sektörün birbirini tamamladığı hibrit bir modele ihtiyaç duyulduğunu ifade etti.
“Kamunun sağladığı temel sosyal güvenlik koruması üzerine sigortacılık sisteminin tamamlayıcı bir rol üstlenmesi gerekiyor. Türkiye’de Bireysel Emeklilik Sistemi ve Tamamlayıcı Sağlık Sigortası bunun önemli örnekleri arasında yer alıyor.”
Nüfus yaşlandıkça uzun süreli bakım ve evde destek hizmetlerine duyulan ihtiyacın artacağını belirten Oksay, Türkiye’de de uzun süreli bakım sigortasının gündeme alınması gerektiğini söyledi.
Oksay, 65 yaş ve üzerindeki nüfusun toplam nüfus içindeki payının 2016’da yüzde 8,2 iken bugün yüzde 10,1’e yükseldiğine dikkat çekerek, “Bu eşik geçildi. Bugünden önlem almamız gerekiyor” dedi.
Sigorta ürünlerinde yaş yerine kişisel riskler öne çıkacak
Gümüş ekonomide yer alan kişilerin finansal sistemi daha fazla kullandığını ve tüketimde aktif kalmayı sürdürdüğünü belirten Oksay, sigorta sektörünün ileri yaştaki müşterileri yalnızca risk perspektifiyle değerlendirmemesi gerektiğini söyledi.
Sigorta şirketlerinin müşterilerinin farklı yaşam dönemlerinde değişen ihtiyaçlarına uygun çözümler sunmasının önemine işaret eden Oksay, sigortacılığın “yaşam partneri” olma yönünde dönüşeceğini ivurguladı.
“65 yaşındaki iki kişinin sağlık koşulları ve gelir durumu birbirinden farklı olabilir. Bu nedenle yaş üzerinden keskin segmentasyonlar yapmak yerine ürünlerin daha fazla kişiselleştirilmesi gerekecek.”
Önümüzdeki 10 yılda dört alan öne çıkacak
Türkiye sigorta sektörünün uzun yaşam ekonomisine tamamen hazır olduğunu söylemenin iddialı olacağını belirten Oksay, buna karşın sektörün 150 yıllık deneyimi, teknik kapasitesi ve kurumsal altyapısıyla dönüşümü gerçekleştirebilecek güce sahip olduğunu ifade etti.
Oksay’a göre önümüzdeki 5-10 yıllık dönemde sağlık sigortacılığı, emeklilik sistemleri, uzun süreli bakım sigortası ve teknoloji öne çıkan dört alan olacak.
Emeklilik birikimlerinin uzun yıllar boyunca düzenli gelire dönüştürülmesine yönelik ürünlerin geliştirilmesi gerektiğini belirten Oksay, yıllık gelir sigortalarının ve mevcut emeklilik gelir planlarının yeniden değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Türkiye’ye özgü hayat ve mortalite tablosunun oluşturulmasının sektör açısından önemli bir altyapı sağladığını ifade eden Oksay, uzun yaşam riskinin yönetilmesi için gerekli bilgi birikiminin bulunduğunu kaydetti.
Yapay zekâ, büyük veri ve giyilebilir teknolojilerin riskleri daha erken öngörmeye yardımcı olacağını belirten Oksay, bu araçların yalnızca risk seçiminde değil, müşterilerin yaşam kalitesini artırmak amacıyla da kullanılması gerektiğini vurguladı.
Oksay sözlerini şöyle tamamladı:
“Sigortacılık bugüne kadar gelecekte oluşabilecek risklere karşı teminat sağlıyordu. Önümüzdeki dönemin sorusu ise şu olacak: 100 yıllık bir hayatın kendisini uçtan uca nasıl güvence altına alacağız? Sigortacılık, gelecekteki belirsizlikleri bugünden yönetme kapasitesiyle bu dönüşümün merkezinde yer alabilecek potansiyele sahip.”