TSB Başkanı Ahmet Yaşar, 5. Uluslararası Sigorta Zirvesi’nde koruma açığı, hasar süreçleri ve sektörün itibarına dikkat çekti: “Güven konusunda rekabet olmaz.”
Sigorta Haftası kapsamında İstanbul Finans Merkezi Ziraat Bankası Oditoryumu’nda düzenlenen 5. Uluslararası Sigorta Zirvesi’nin açılışında konuşan Türkiye Sigorta Birliği (TSB) Başkanı Ahmet Yaşar, sektörün büyüme hedeflerinin merkezinde koruma açığının azaltılması ve vatandaşın güveninin güçlendirilmesi bulunduğunu söyledi.
Zirvenin açılışında İstanbul Finans Merkezi Genel Müdürü Ali İhsan Erdem ve Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (SEDDK) Başkanı Davut Menteş de konuşma yaptı.
“Hasar ödemekten riski yönetmeye geçmek zorundayız”
Kamu otoritesi, sigorta ve emeklilik şirketleri, acenteler, brokerlar, eksperler, akademisyenler ve uluslararası paydaşların aynı salonda buluşmasının önemine değinen Yaşar, “Bu birlikteliği önemsiyoruz. Çünkü karşı karşıya olduğumuz risklerin hiçbirini tek başımıza yönetemeyiz” dedi.
Sigorta Haftası’nın bu yıl “Dört Element. Tek Güvence.” mesajıyla kutlandığını hatırlatan Yaşar, toprak, su, hava ve ateşin hayatın ve üretimin temel unsurları olmasının yanı sıra deprem, sel, fırtına, kuraklık ve yangın gibi büyük risklerin de çıkış noktalarını oluşturduğunu belirtti.
Risklerin değiştiğini, birbirini etkilediğini ve daha karmaşık hale geldiğini ifade eden Yaşar, sigortacılığın rolündeki dönüşümü şöyle anlattı:
“Artık yalnızca hasar gerçekleştikten sonra zararı tazmin eden bir sektör olarak kendimizi tanımlamıyoruz. Riski önceden gören, ölçen, azaltan, paylaşan ve toplumun dayanıklılığını artıran bir sektör olmak zorundayız. Hasar ödemekten riski yönetmeye, riskten dayanıklılığa geçmek zorundayız.”
“Asıl hedefimiz Türkiye’nin koruma açığını azaltmak”
Türkiye sigorta sektörünün büyümeye devam ettiğini belirten Yaşar, bu yılın ilk sekiz ayında prim üretiminin 972 milyar liraya, yaklaşık 1 trilyon liraya ulaştığını söyledi. Yaşar, sigorta ve emeklilik sektörünün ekonomiye sağladığı fonların ise 3,6 trilyon lira düzeyinde olduğunu kaydetti.
Bu büyüklüklerin önemli olduğunu ancak sektörün başarısının yalnızca prim üretimiyle ölçülemeyeceğini vurgulayan Yaşar, şunları söyledi:
“Bizim asıl hedefimiz prim üretimini artırmak değil, Türkiye’nin koruma açığını azaltmak. Kaç aileyi ilk kez sigortayla tanıştırdığımız, kaç işletmeyi gerçek ihtiyacına uygun teminatla buluşturduğumuz, kaç vatandaşımıza hasar sonrasında hakkını hızlıca ve kolayca ulaştırdığımız çok önemli.”
Sektörün 2030 yılında 50 milyar dolarlık prim üretimine ulaşma hedefini de bu çerçevede değerlendiren Yaşar, “Bu yalnızca bir büyüklük hedefi değil. Daha fazla insanın, işletmenin ve ekonomik değerin güvence altına alınmasının hedefidir” dedi.
“Sigortayı büyütmek ekonomik güvenliği de büyütmektir”
Orta Vadeli Program’daki ekonomik güvenlik ve dayanıklılığın güçlendirilmesi yaklaşımını önemsediklerini belirten Yaşar, sigortacılığı bu hedefin temel unsurlarından biri olarak gördüklerini ifade etti.
“Ekonomik güvenlik, kriz ortaya çıktıktan sonra kaynak bulmak değil; riski önceden görmek, azaltmak ve finansal kapasiteyi risk gerçekleşmeden önce kazanmaktır” diyen Yaşar, 6 Şubat depremlerinin ekonomik kayıplar ile sigortalı hasarlar arasındaki farkın önemini ağır biçimde hatırlattığını söyledi.
Depremlerde hayatını kaybeden vatandaşları rahmetle anan Yaşar, DASK ve TARSİM’in Türkiye’nin önemli deneyimleri arasında yer aldığını belirtti. Riskin finansmanının yanında risk azaltıcı çalışmaların da güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı:
“Yalnızca riski finanse etmekle yetinemeyiz. Daha güvenli yapılar, nitelikli kentsel dönüşüm, yangın güvenliği ve risk mühendisliği kavramlarıyla riskleri azaltmak zorundayız. Sigortayı büyütmek, Türkiye’nin ekonomik güvenliğini ve dayanıklılığını da büyütmektir.”
“Vatandaşımızın güveni hepimizin ortak sorumluluğudur”
Son günlerde bazı şirketlerle ilgili yaşanan gelişmelere de değinen Yaşar, süreçlerin kapsamının doğru anlaşılması ve değerlendirmelerde düzenleyici otoritenin resmi açıklamalarının esas alınması gerektiğini söyledi.
SEDDK’nın açıklamalarını kapsamı dışında yorumlamanın, başka şirketlere genişletmenin ya da sektörün geneline ilişkin sonuçlar çıkarmanın sigortacılığa duyulan güvene zarar verebileceğine dikkat çeken Yaşar, şirketlere, dağıtım kanallarına ve bütün paydaşlara şu çağrıyı yaptı:
“Böyle dönemlerde ticari kaygıları değil, yetkili kurumlarımızın, başta otoritemizin resmi açıklamalarını esas almalıyız. Sektörümüzün ortak itibarı ve vatandaşımızın güveni hepimizin ortak sorumluluğudur.”
“Biz gerçek hasarla mücadele etmiyoruz”
Hasar yönetiminin standartlaştırılması, değer kaybı süreçleri, eksperlik uygulamaları ve vatandaşın doğru başvuru kanallarına yönlendirilmesi konusunda SEDDK’nın birbirini tamamlayan adımlar attığını belirten Yaşar, hasar üzerinden yetkisiz ve haksız kazanç sağlamaya çalışan yapılara yönelik mücadeleyi desteklediklerini söyledi.
TSB’nin bu konudaki yaklaşımını açık biçimde ortaya koyan Yaşar, şöyle konuştu:
“Biz gerçek hasarla mücadele etmiyoruz. Gerçek hasarın doğru ve zamanında karşılanması zaten bizim en temel görevimiz. Biz vatandaşımızın yaşadığı hasarı kazanç alanına dönüştüren, yetkisiz biçimde sürece dahil olan, gerçek dışı talepler üreten ve hasar üzerinden haksız kazanç peşinde olan yapılarla mücadeleyi destekliyoruz. Çünkü bu mücadele her şeyden önce vatandaşın hakkını koruma mücadelesidir.”
Vatandaşın doğru bilgiye, doğru muhataba ve hakkı olan tazminata hızlı biçimde ulaşmasını sağlayan çalışmaların destekçisi olduklarını belirten Yaşar, veri paylaşımından teknik çalışmalara, bilgilendirmeden uygulamaya kadar sorumluluk almaya hazır olduklarını ifade etti.

Tahkim başvurularında yüzde 17,36 azalma
Atılan adımların ilk sonuçlarını görmeye başladıklarını söyleyen Yaşar, eylül ayında Sigorta Tahkim Komisyonu’na yapılan başvuruların geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 17,36 azaldığını açıkladı. Ekim ayının öncü göstergelerinin de azalışın sürdüğüne işaret ettiğini belirtti.
Bu veriyi önemli bir öncü gösterge olarak değerlendirdiklerini söyleyen Yaşar, “Elbette tek bir aylık gelişme kesin sonuçlar çıkartmaz. Ancak hasar süreçlerinde daha sağlıklı bir yapıya geçiş açısından dikkatle izlenmesi gereken bir işaret olarak görüyoruz” dedi.
Şirketlerin hasar gelişimine ilişkin verilerinin de süreçlerin hızlandığına ve vatandaşların tazminatlarına geçmişe göre daha erken ulaşmaya başladığına işaret ettiğini ifade eden Yaşar, hedeflerinin vatandaşın hakkına doğrudan ulaşabilmesi ve uyuşmazlıkların azalması olduğunu vurguladı.
SEDDK’nın mali sağlamlık ve piyasa disiplini çalışmalarına destek
SEDDK Başkanı Davut Menteş’in daha önce dile getirdiği “Mıntıkamızı temiz tutacağız” yaklaşımını önemli bulduklarını belirten Yaşar, bunu sigortacılığın güvenilirliğini ve finansal sağlamlığını korumaya yönelik bir irade olarak değerlendirdi.
Sektöre girişlerden sermaye yapılarının ve fon hareketlerinin gözetimine, mali bünyelerin güçlendirilmesinden piyasa disiplininin korunmasına kadar uzanan çalışmaların sürdürülebilir gelişim açısından önem taşıdığını söyledi.
“Sigortacılık güven üzerine kurulu bir meslek. Vatandaşımızın haklarını korumanın en temel şartlarından biri, sigorta şirketlerimizin mali bünyelerinin güçlü ve yükümlülüklerini yerine getirebilecek finansal dayanıklılığa sahip olmasıdır” diyen Yaşar, SEDDK’nın kamuoyuyla paylaştığı S&P Global Ratings değerlendirmesine de değindi.
Yaşar, değerlendirmede sektörün güçlü özkaynak kârlılığı, reel büyümesi, ürün yönetimindeki iyileşmeler ve katastrofik riskleri yönetme kapasitesinin vurgulandığını, sektör risk değerlendirmesinde iyileşmeye gidildiğini belirtti.
Güçlü bir sektör için sağlam bilançoların yanında sağlıklı işleyen süreçlerin de gerekli olduğunu ifade eden Yaşar, “Türkiye Sigorta Birliği ve üyelerimiz olarak SEDDK’nın sektörümüzün mali sağlamlığını, piyasa disiplinini ve vatandaşlarımızın haklarını korumaya yönelik bu bütüncül yaklaşımının ve yürüttüğü çalışmaların tam anlamıyla arkasındayız” dedi.
BES’te birikimlerin ve katılımcı haklarının korunması vurgusu
Dayanıklılığın yalnızca afetlere karşı korunmayla sınırlı olmadığını belirten Yaşar, vatandaşların geleceğe ilişkin finansal dayanıklılığının da güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Bireysel Emeklilik Sistemi’nin yaklaşık 2,7 trilyon liraya ulaşan fon büyüklüğüne dikkat çeken Yaşar, bu birikimin hem vatandaşların geleceği hem de Türkiye’nin uzun vadeli tasarruf kapasitesi açısından önem taşıdığını ifade etti.
“Burada temel mesele yalnızca fon büyüklüğü değil; katılımcının birikiminin ve haklarının korunması, sisteme duyduğu güvenin güçlendirilmesi ve uzun vadeli tasarrufun teşvik edilmesidir” diyen Yaşar, BES’in gözetim mekanizmaları ve uzun vadeli yapısıyla vatandaşların birikimlerini geleceğe taşıyan güvenli bir araç olduğunu belirtti.
Orta Vadeli Program’da otomatik katılım sisteminin güçlendirilmesine yönelik yaklaşımı da önemsediklerini söyleyen Yaşar, gözetimi, şeffaflığı ve doğru bilgilendirmeyi güçlendiren adımları desteklediklerini kaydetti.
“Teknoloji bizim için amaç değil, araçtır”
Yapay zekâ ve veri analitiğinin risklerin daha iyi ölçülmesine, hasar süreçlerinin hızlandırılmasına ve suistimallerin daha erken tespit edilmesine imkân sağlayacağını ifade eden Yaşar, teknolojinin vatandaşın hayatına sağladığı katkıyla değerlendirilmesi gerektiğini söyledi:
“Teknoloji bizim için amaç değil, her zaman söylediğimiz gibi bir araçtır. Teknolojinin değerini vatandaşın hayatında yarattığı kolaylık ve güvenle ölçmeliyiz.”
COP31’de Sigorta Evi ile ortak çözüm hedefi
Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı COP31’i, sektörün risk bilgisi ve uygulama deneyimini uluslararası çözüm gündemine taşıyabileceği bir platform olarak gördüklerini belirten Yaşar, Antalya’da oluşturmayı planladıkları Sigorta Evi’ne ilişkin hedeflerini de anlattı.
Sigortacıları, reasürörleri, kamu otoritelerini, yatırımcıları, kalkınma finansmanı kuruluşlarını, reel sektörü ve akademiyi bir araya getirmek istediklerini söyleyen Yaşar, şu ifadeleri kullandı:
“İklim finansmanını konuşurken riski, riski konuşurken de sigorta ve reasüransı masanın dışında bırakamayız. COP31’e götüreceğimiz mesaj net: Sigorta sektörü iklim risklerini yönetmek ve dönüşüm yatırımlarını güvence altına almak için sorumluluk almaya hazır.”
Zirvenin İstanbul Finans Merkezi’nde düzenlenmesini de anlamlı bulduklarını belirten Yaşar, Türkiye’nin bölgesel sigorta ve reasürans merkezi olma hedefinin güçlü sermaye, teknik disiplin, nitelikli insan kaynağı, güvenilir veri ve uluslararası iş birliği gerektirdiğini söyledi.
Bu hedefin en önemli unsurlarından birinin güven olduğunu vurgulayan Yaşar, “Güven konusunda rekabet olmaz” dedi.
Erdem: “Sigortacılık finansal sistemin ayrılmaz bir parçası”
İstanbul Finans Merkezi Genel Müdürü Ali İhsan Erdem ise sigortacılığın ekonomik kalkınmayı destekleme ve sürdürülebilir ekonomiye geçişteki rolüne dikkat çekerek, “Sigortacılık finansal sistemin ayrılmaz bir parçası” dedi. Güçlü bir finansal sistemin riskleri doğru ölçen, yöneten ve belirsizliklere karşı dayanıklılığı artıran bir sigorta piyasasına ihtiyaç duyduğunu belirten Erdem, düşük karbonlu ekonomiye geçiş için finanse edilebilir ve sigortalanabilir projelerin önemini vurguladı. İstanbul Finans Merkezi olarak finans, sigorta ve teknoloji alanındaki kurumların daha yakın iş birliği içinde çalışmasına katkı sunmayı hedeflediklerini ifade etti.