Sigorta sektörü her geçen gün rakamsal olarak büyürken ürün çeşitliliği de artıyor. Ancak bu büyüme, toplumdaki güven algısıyla aynı hızda ilerliyor mu? Özellikle sağlık sigortalarında, teknik dil, karmaşık poliçe yapıları ve yanlış beklentiler güven sorununu derinleştiriyor mu?
TRT Radyo 1’de İclal Aydıngöz'ün subduğu Poliçe programınına katılan İstanbul Arel Üniversitesi İletişim Fakültesi araştırma görevlisi Esra Çınar oldu. Çınar, sağlık sigortalarında güvenin yalnızca finansal değil, toplumsal sürdürülebilirlikle de doğrudan ilişkili olduğunu vurguladı.
“Sigorta sektörünü büyüten temel kaldıraç güven”
Sigorta sektörünün büyümesinin arkasındaki temel dinamiğin güvence arayışı olduğunu belirten Esra Çınar, rakamsal büyüme ile toplumsal güven arasındaki farkın altını çizdi:
“Sigorta sektörü rakamsal olarak büyüyor; bunu poliçe sayılarından, prim üretiminden net biçimde görebiliyoruz. Bu büyümenin temelinde güven ve güvence arayışı var. Ancak toplumdaki güven algısının aynı ölçüde güçlenip güçlenmediği ayrı bir tartışma alanı.”
Çınar’a göre sigortacılık yalnızca iki taraf arasında gerçekleşen bir finansal ilişki değil. Aynı zamanda kamusal fayda üreten, toplumsal düzeyde dışsallık yaratan bir yapı.
“Sigorta sisteminde kamusal mal olma özelliği bulunuyor. Bir poliçe yalnızca sigortalı ve şirket için değil, üçüncü kişiler ve toplum için de güven üretir.”
Sağlık sigortaları sadece finansal bir araç mı?
Artan sağlık harcamaları, hem hane bütçeleri hem de kamu maliyesi üzerinde ciddi baskı yaratıyor. Bu tablo, sağlık sigortalarının rolünü yeniden gündeme taşıyor. Çınar’a göre sağlık sigortalarını yalnızca finansal bir ürün olarak değerlendirmek eksik bir bakış açısı:
“Evet, sağlık sigortaları finansal sürdürülebilirlik açısından önemli. Ancak bunu sadece bir finansal araç olarak görmek doğru değil. Sağlık sigortaları aynı zamanda toplumsal sürdürülebilirlik için hayati bir unsur.”
Yaşam sürelerinin uzaması, kronik hastalıkların artışı, teknolojik tedavi yöntemlerinin maliyeti ve artan beklentiler, sağlık harcamalarını kaçınılmaz biçimde yükseltiyor. Bu noktada koruyucu sağlık hizmetleri kritik rol oynuyor.
“Hastalık ortaya çıktıktan sonra iyileştirmek, önlemekten çok daha pahalı. Koruyucu sağlık hizmetleri geliştikçe, sağlık sisteminin üzerindeki mali yük de azalır.”
“Sağlık sigortalarının rolü hiç bitmiyor”
Sürdürülebilir sağlık sisteminin yalnızca finansmanla sınırlı olmadığını vurgulayan Çınar, erişim ve bilincin de en az finansman kadar önemli olduğuna dikkat çekti:
“Sağlık sigortalarının rolü nerede başlıyor, nerede bitiyor derseniz; aslında hiç bitmiyor. Hastalık öncesinde, hastalık sürecinde ve iyileşme aşamasında çok geniş bir yelpazede etkili.”
Bu süreçte sağlık sigortaları, yalnızca tedavi masraflarını karşılayan bir yapı değil; aynı zamanda bireyleri check-up, önleyici hizmetler ve sağlıklı yaşam davranışlarına yönlendiren bir rehber işlevi görüyor.
Algı sorununun merkezinde ne var?
Pek çok vatandaş sağlık sigortalarını hâlâ “karmaşık”, “teknik” ve “uzak” bir alan olarak görüyor. Esra Çınar’a göre bu algının temelinde bilgi asimetrisi yatıyor:
“Sigorta dili çoğu zaman mesleki jargon ve hukuki terimlerle dolu. Finansal ve sigorta okuryazarlığı yeterince gelişmediğinde, sağlık sigortaları anlaşılmaz hale geliyor.”
Yanlış beklentiler de güven kaybını besleyen önemli bir unsur. Çınar, “Sigorta karşılamadı” söyleminin çoğu zaman poliçe kapsamının bilinmemesinden kaynaklandığını ifade ediyor:
“Vatandaş poliçesinin kapsamını tam olarak bilmiyor, beklentiyi yanlış kuruyor. Hasar anında da ‘sigorta karşılamadı’ algısı oluşuyor.”
PROGRAMIN TAMAMANI DİNLEMEK İÇİN FOTOĞRAFA TIKLAYIN⬇️
“Kurumsal iletişim satıştan ibaret olmamalı”
Algı sorunlarının çözümünde iletişim dilinin belirleyici olduğunu vurgulayan Çınar, sigorta sektörüne önemli bir sorumluluk düştüğünü belirtti:
“Kurumsal iletişimi yalnızca satış süreci olarak görmek yeterli değil. Müşterinin tüm deneyimini kapsayan, ilişkisel bir iletişim süreci kurulmalı.”
Bu noktada karşılıklı sorgulama kültürünün de önemine dikkat çekti:
“Vatandaşın da poliçesini sorması, teminatları öğrenmesi gerekiyor. Güven, ancak iki taraflı şeffaflıkla inşa edilebilir. Şeffaflık eşittir güven. Açık anlatımın ve iki taraflı iletişimin olmadığı hiçbir süreçte güven oluşmaz."
Sigorta okuryazarlığı neden kritik?
Sigorta okuryazarlığının gelişmesi, sağlık sigortalarına bakışı kökten değiştirebilecek bir unsur olarak öne çıkıyor. Çınar’a göre okuryazarlık düzeyi arttıkça, kısa vadeli prim odaklı bakış yerini uzun vadeli risk yönetimine bırakıyor:
“Sigorta okuryazarlığı geliştiğinde vatandaş yalnızca prim fiyatına değil, teminat kapsamına, istisnalara ve uzun vadeli risklere odaklanabiliyor.”
Bu durum hem bireyler hem de sağlık sistemi açısından önemli kazanımlar sağlıyor.
Yapay zekâ ve veri analitiği güveni artırır mı?
Dijital dönüşümün sağlık sigortalarındaki etkisine de değinen Çınar, veri analitiği ve yapay zekânın şeffaflığı artırabileceğini söyledi:
“Veri analitiği ve yapay zekâ, süreçleri hızlandırarak, dinamik fiyatlandırma ve anlık bilgilendirme ile güveni güçlendirebilir. Ne kadar dijitalleşirsek dijitalleşelim, bire bir temastan vazgeçmemek gerekir.”
Risk iletişimi korku değil, rehberlik üretmeli
Küresel risklerin arttığı bir dünyada risk iletişiminin önemine dikkat çeken Çınar, panik yerine yönlendirici bir dilin benimsenmesi gerektiğini vurguladı:
“Risk iletişimi, insanları korkutmak için değil; riskleri anlamalarını ve nasıl refleks vermeleri gerektiğini anlatmak için kurgulanmalı.”