Türkiye Sigorta Birliği Başkanı Ahmet Yaşar, son dönemde tartışılan fon kriziyle Bireysel Emeklilik Sistemi arasında bağlantı kuran iddialara yanıt verdi. BES fonlarındaki yaklaşık yüzde 1,4’lük gerilemenin sistemden çıkışlardan değil, piyasa değerlemelerinden kaynaklandığını belirten Yaşar, sel hasarlarından Zorunlu Afet Sigortası’na, tahkim başvurularından sektörün 2030 hedeflerine kadar birçok konuda açıklamalarda bulundu.
Türkiye Sigorta Birliği (TSB) Başkanı Ahmet Yaşar, Apara TV’de yayımlanan Ekonomi Masası programında Özlem Doğaner ve Dilek Güngör’ün sorularını yanıtlayarak fon kriziyle Bireysel Emeklilik Sistemi (BES) arasında bağlantı kuran iddialara ilişkin açıklamalarda bulundu.
“Fon kriziyle BES’i ilişkilendirecek en ufak bir veri yok”
Son dönemde sosyal medyada fon kriziyle BES arasında bağlantı kurulmaya çalışıldığını belirten Yaşar, bu iddiaları destekleyen herhangi bir veri bulunmadığını söyledi:
“Anlayamadığımız sebeplerle az sayıda kişi sosyal medyada gereksiz bir şekilde bireysel emeklilik sistemiyle fon krizini ilişkilendirmeye çalışıyor. Biz baktığımızda, fon kriziyle bireysel emeklilik sistemimizi ilişkilendirecek en ufak bir veri ortada yok.”
BES’in uzun vadeli bir tasarruf sistemi olduğuna dikkat çeken Yaşar, finansal piyasalardaki dalgalanmaların emeklilik fonlarının değerine de yansımasının doğal olduğunu belirtti:
“Bireysel emeklilik sistemi uzun vadeli bir tasarruf aracı. Elbette ki bireysel emeklilik sistemindeki finansal enstrümanlar da ülkenin genel finansal enstrümanlarından farklı değil. Borsamız düşerken, altın düşerken diğer finansal enstrümanların değeri düşerken BES’teki finansal yatırımların değerinde bir kayıp olmaması imkânsız.”
“Yüzde 1,4’lük azalma sistemden çıkış anlamına gelmiyor”
BES fonlarının büyüklüğünde yaklaşık yüzde 1,4 oranında gerileme yaşandığını aktaran Yaşar, bu değişimin katılımcıların sistemden ayrılmasından değil, piyasa değerlemelerinden kaynaklandığını söyledi.
Yaşar, şu açıklamayı yaptı:
“BES’teki toplam değerin bir miktar, ki o da son derece düşük, benim gördüğüm kadarıyla yüzde 1,4 civarında bir azalması söz konusu fon büyüklüğünde. Dolayısıyla bu da çıkıştan kaynaklanan bir şey değil. İnsanların bireysel emeklilik sözleşmelerinden çıkarak sistemi terk etmelerinden kaynaklanan bir çıkış değil. Bu genel piyasa değerlemesiyle alakalı bir konu.”
BES’in 23. yılında olduğunu hatırlatan Yaşar, sistemden emeklilik hakkı kazanarak ayrılan katılımcıların da bulunduğunu belirten Yaşar, “İnsanlar artık güvenli liman olarak BES’i görüyorlar. Bireysel emeklilik sistemini görüyorlar. Biz de bunu rakamlarımızda görüyoruz” diyerek sistemde fon kriziyle ilişkilendirilebilecek bir sorun tespit etmediklerini ifade etti.
Sel hasarında 8 bin 700 ihbar: Tutar 9 milyar lira
Programda İstanbul ve çevre illerde yaşanan sel felaketine de değinen Yaşar, hasarın yalnızca İstanbul’la sınırlı kalmadığını, Kocaeli, Sakarya, Bursa ve Yalova gibi illerde de etkili olduğunu anlattı:
“Bugün itibarıyla baktığımızda şirketlerimize 8 bin 700 civarında hasar ihbarı oluştu. Bunların içerisinde araç, kaskodan kaynaklı hasarlarımız var. Konutlarımızda meydana gelen sel hasarları var. İş yerlerimizin, esnaflarımızın, tüccarlarımızın hasarları var. Bunların şu andaki karşılığı da 9 milyar lira civarında bir ihbar rakamı” dedi.
Hasar tespit çalışmalarının devam ettiğini vurgulayarak bazı otoparklarda henüz çıkarılamayan araçlar bulunduğunu belirten Yaşar şunları söyledi:
“Özellikle AVM otoparklarını filo grupları lojistik olarak kullanıyorlardı. Buralarda meydana gelen ciddi hasarlar var. Henüz oralardan çıkarılamamış araçlar var. Dolayısıyla hem ihbar sayısının artmasını bekliyoruz hem de bu rakamların büyümesinden endişe ediyoruz.”
“Sigorta şirketleri 90 milyon lira ödeme yaptı”
Hasar ödemelerinin başladığını açıklayan Yaşar, ilk aşamada özellikle ağır hasarlı araçlara yönelik işlemlerin hızlandırıldığına dikkat çekti:
“Ödemeler bir yandan başladı. İhbarlarını hızlıca yapmış olan sigortalılarımızın tespitleri yapılıyor. Bazı araçlarımız çok ciddi sele maruz kaldı. Suyun tavana kadar ulaştığı araçlarımız oldu. Hatta bazı araçlarımız selde sürüklendiği için sonradan bulundu.”
Bu araçların ağır hasarlı olarak değerlendirildiğini belirten Yaşar, “Rayiç tespitleri hızlıca yapılarak ödemeler başladı. Bendeki rakamlara göre şu anda 90 milyon lira civarında bir rakamı sektörümüz ödemiş durumda. Bu rakam her gün büyüyerek artacaktır” diye konuştu.
“Trafik sigortası sel hasarını karşılamaz”
Sel nedeniyle araçlarda oluşan zararların hangi sigorta kapsamında karşılanacağına da açıklık getiren Yaşar, zorunlu trafik sigortası ile kasko arasındaki farkı şöyle anlattı.
“Trafik sigortası üçüncü şahıslara verdiğimiz zararları karşılayan bir sigorta türü. Dolayısıyla sel hasarlarıyla ilişkilenmesi söz konusu değil. Selden dolayı kendi aracımızda meydana gelen zararları karşılayacak poliçemiz kasko sigortası ve kaskoyla birlikte aldığımız sel ve su baskını teminatı” dedi.
Türkiye genelinde araçların yüzde 25’inin kaskolu olduğunu belirten Yaşar, İstanbul’da bu oranın yüzde 43’e ulaştığını açıkladı. Sel sularıyla sürüklenen bir aracın başka bir araca çarpması durumunu da değerlendiren Yaşar, olayın nedeninin sel olması hâlinde trafik sigortasının değil, ilgili teminatı içeren kasko poliçesinin devreye girmesi gerektiğini söyledi.
“Zorunlu Afet Sigortası COP31’den önce yasalaşsa…”
Mevcut Zorunlu Deprem Sigortası’nın Zorunlu Afet Sigortası’na (ZAS) dönüştürülmesine yönelik çalışmaların tamamlandığını açıklayan Yaşar, düzenlemenin COP31 öncesinde yasal düzenlemenin tamamlanmasını arzu ettiklerini belirtti.
“Zorunlu deprem sigortası sadece deprem riskini teminat altına alan bir poliçe türü. Zorunlu Afet Sigortası’na evrilmesi hâlinde deprem teminatını vermeye devam edecek. Bunun yanında sel, heyelan, çığ, orman yangınları, yer kayması gibi diğer doğal afet riskleri de poliçe kapsamına girecek.”
“Acil ihtiyaç teminatı da eklenecek”
Yeni sistemin taslağında acil ihtiyaç teminatı bulunduğunu açıklayan Yaşar, bu güvencenin yalnızca konut sahiplerine değil, afet nedeniyle evinden ayrılmak zorunda kalan kişilere de yönelik olduğunu belirtti.
“Burada çok önemli bir teminat eklenecek. Şu andaki taslakta var, tabii Mecliste böyle yasalaşıp yasalaşmayacağını bilmiyoruz. Acil ihtiyaç sigortası ekleniyor. Normalde mal sahibi bu sigortadan faydalanıyor. Ama acil ihtiyaç sigortasında içeride oturan, zararı yaşayan, orayı terk etmek zorunda kalan kişi söz konusu. Kahramanmaraş depremlerinde birçok insanımız yer değiştirmek zorunda kaldı. Hayatta kalmayı başaran insanlarımız bir yandan da ekonomik zorluklarla karşı karşıya kaldı. Acil ihtiyaç sigortası da ilk ihtiyaçları karşılayacak bir teminat olacak.”
Tahkim başvurularında ekimde yüzde 50’yi aşan azalma
Hasar süreçlerine yetkisiz kişilerin müdahalesine karşı alınan önlemlerin sonuç vermeye başladığını belirten Yaşar, Sigorta Tahkim Komisyonu başvurularındaki düşüşe dikkat çekti:
“Eylül ayında yüzde 20’ler civarında tahkime gelen başvurularda azalma vardı. Ekim ayında bu yüzde 50’lerin üzerine çıktı. Dolayısıyla tedbirler kendisini gösteriyor.”
Akıllı eksper atama sistemi, değer kaybı dosyalarının otomatik açılması ve ALO 193 uygulamasının bu süreçte önemli rol oynadığını belirten Yaşar, vatandaşların hasarlarını doğrudan sigorta şirketlerine bildirebileceklerini söyledi.
“Vergi ve harç farkı bina tamamlama sigortasının önünü kesiyor”
Kentsel dönüşüm sürecinde vatandaşların en büyük endişelerinden birinin konutlarını müteahhitlere teslim ettikten sonra geri alamamak olduğunu belirten Yaşar, bina tamamlama sigortasının bu riske karşı güvence sunduğunu söyledi.
“Biz güvenli evlere ulaşmak istiyoruz ama bu evlere güvenle ulaşmak ve erişmek istiyoruz. İşte kentsel dönüşümün sigortası bina tamamlama sigortası. Buna kentsel dönüşüm sigortası da diyebiliriz.”
Bina tamamlama sigortasının yeterince yaygınlaşmamasında vergi ve harç uygulamalarının etkili olduğunu belirten Yaşar, bankalarla sigorta şirketleri arasında eşit koşullar oluşturulmasını istedi:
“Bankalar bir teminat mektubu verdiğinde bunun karşılığında ipotek alıyor ve bu vergi ve harç istisnasına tabi. Aynı şeyi sigorta şirketi yaptığında maalesef bu istisna olmadığı için maliyetler artıyor.”
AHMET YAŞAR'IN AÇIKLAMALARINDAN SATIR BAŞLARI ŞÖYLE:
“Sigorta şirketleri artık sadece tazminat ödeyen, risk gerçekleştikten sonra zararı karşılayan yapılar olmaktan çıktı. Önleyici sigortacılık kavramını uzun zamandır konuşuyoruz.”
“Riskleri öngören, öngördüklerini önleyen, önleyemediklerinin de kötü sonuçlarını azaltan bir yapıda çalışmak istiyoruz. Sağlıkta da bu durum böyle.”
"Eylül sonu itibarıyla yaklaşık 1,1 trilyon liralık üretime ulaşıldı. Biz yıl sonunu 1,7 trilyon gibi bir rakamla kapatmayı düşünüyoruz. Geçen sene 1,2 trilyonla bitirmiştik.”
“2030 yılı hedefimiz 50 milyar dolar. Türkiye 16-17’nci büyük ekonomi konumunda. Biz sigortacılıkta henüz oralarda değiliz. En azından ülkemizin ekonomik olarak bulunduğu sıraya gelme ödevimiz var.”
"Sigorta sektörünün büyümesi yalnızca prim üretimi açısından değerlendirilmemeli. Buradaki esas amaç bizim cirolarımızı artırmak değil, ülkemizin korunma açıklarını kapatmak. Bu sayede topladığımız primler de fonlarımızı oluşturuyor. Bu fonlar ne kadar büyürse hem korunma açıklarımız kapanır hem de finansal piyasalarımızın derinliği artar.”