Türkiye Sigorta Birliği (TSB) Genel Sekreter Yardımcısı Şenol Ş. Şentürk, kredi bağlantılı hayat sigortalarına yönelik “bankayı koruyor” algısını rakamlarla anlattı.
TRT Radyo 1’de İclal Aydıngöz’ün hazırlayıp sunduğu Poliçe programına konuk olan Şentürk, deprem ve pandemi dönemlerinde ödenen tazminatların yaklaşık %80’inin kredi bağlantılı hayat sigortalarından geldiğini vurgulayarak, “Bu poliçeler olmasa borç geride kalanların üzerine kalacaktı” dedi.
Hayat sigortası en kırılgan anda devreye giriyor
Şenol Şentürk’e göre hayat sigortalarının en temel rolü, bireylerin ve ailelerin hayatlarının en kırılgan anlarında devreye girmek. Şentürk, hayat sigortalarının neyi ifade ettiğini şöyle özetliyor:
“Hayat sigortaları bireylere, ailelere hayatlarının en kırılgan olduğu anda dokunuyor. Ya bir vefat oluyor, ya tehlikeli hastalık, ya malul kalma, ya da işsizlik. Duygusal anlamda en zor olunan dönemde hayat sigortası devreye giriyor. Elbette bu üzüntüyü azaltmaz ama olayın maddi boyutunu düşünmelerine gerek bırakmaz. Bizim işimiz, o anda kafadaki ‘Bu işin parasını nasıl karşılayacağım?’ sorusunu ortadan kaldırmak, bir nevi kafa rahatlığı sağlamak.”
En çok tartışılan ama en çok hayat kurtaran ürün
Kamuoyunda sıkça tartışılan kredi bağlantılı hayat sigortalarııyla ilgili olarak Şenol Şentürk, bu ürünlerin hem bireyler hem de bankacılık sistemi açısından taşıdığı önemin altını çizerek, tartışmaların çoğunun bilgi eksikliğinden kaynaklandığını belirtti:
“Bireysel kredilerle bağlantılı sigortalar, yani kredi bağlantılı hayat sigortaları en çok tartışılan konulardan biri. Ama açıkçası bu kadar tartışılmasına da üzülüyoruz. Çünkü bu poliçeler, toplumumuzda finansal okuryazarlığı çok yüksek olmayan, orta ve alt gelir gruplarının hayat sigortasıyla tanıştığı tek alan haline geldi. Bu kesimlerin ciddi bir koruma açığı var; bu açığı fiilen kapatan da kredi bağlantılı hayat sigortaları.”
Şentürk’e göre; tüketici, taşıt, konut kredisi gibi ürünleri kullanan milyonlarca kişi, standart bir hayat poliçesi almak için sigorta şirketine gitmese de, kredi bağlantılı hayat sigortası sayesinde borcu kadar teminat alıyor ve farkında olmasa bile ailesini ciddi bir finansal riskten koruyor.
Deprem ve pandemiDE Ödemelerin %80’i kredi bağlantılı poliçelerdeN
Kredi bağlantılı hayat sigortalarının toplumsal etkisini ortaya koyan en somut örnekler Maraş depremi ve pandemi süreci. Şenol Şentürk, rakamlarla bunun altını çiziyor:
“Maraş depreminde 1 milyara yakın tazminat ödemesi yaptık; bunun yaklaşık %80’i kredi bağlantılı hayat sigortalarından geldi. Pandemide 28.500 sigortalının hak sahiplerine tazminat ödemesi yaptık, 1,2 trilyonluk bir tutar söz konusu ve bunun da yine yaklaşık %80’i kredi bağlantılı hayat sigortalarıydı.”
Şentürk, bu poliçelerin olmasa ne olacağını da net cümlelerle anlatıyor:
“Eğer kredi bağlantılı hayat sigortaları olmasaydı, o kredilerin borcu geride kalanlara kalacaktı. Özellikle deprem ve pandemi gibi dönemlerde bu poliçelerin değeri çok daha net ortaya çıkıyor. Asıl sorumuz şu olmalı: Kredi bağlantılı hayat sigortalarını nasıl korur ve geliştiririz?”
“Bankayı değil, aileyi koruyor”
Kamuoyunda sık dile getirilen “Kredi bağlantılı hayat sigortası bankayı koruyor” eleştirisine de Şentürk net bir yanıt veriyor:
“Bu ürünler bankaları değil, geride kalanları koruyor. Evet, teknik olarak sigorta şirketi bankaya borcu ödüyor ama sonuçta yükü sırtlanan taraf banka değil, sigorta şirketi. Geride kalan aile bireyleri bankaya borç ödemek zorunda kalmıyor. Yani borç, vefat veya maluliyet sonrası ailenin sırtına binmesin diye bu sistem var.”
Şentürk, burada en temel sorunun algı olduğuna dikkat çekiyor. Birçok kişinin ödediği primi “boşa gitti” gibi gördüğünü, bunun da sigortanın doğasını anlamamaktan kaynaklandığını belirtiyor:
“Primim boşa gitti deniyor. Hayır, boşa gitmedi; siz vefat etmediğiniz için mutlu olmanız gerekir. Sigortanın doğası budur. Sigorta, risk gerçekleştiğinde devreye giren bir güvence sistemidir; risk gerçekleşmediyse, zaten en büyük kazanç hayatta kalmanızdır.
PROGRAMI DİNLEMEK İÇİN FOTOĞRAFA TIKLAYIN ⬇️⬇️
En büyük sorun Bilgi eksikliği ve poliçeyi okumadan imzalama
Kredi bağlantılı hayat sigortalarına yönelik şikâyetlerin önemli bir bölümünün, ürünün yeterince anlaşılmamasından kaynaklandığını belirten Şentürk, poliçe okuma alışkanlığının zayıflığına dikkat çekiyor.
Hayat sigortasıyla ilgili farkındalığın artması için hem vatandaşların daha bilinçli olması, hem de sektörün anlatma sorumluluğunu yerine getirmesi gerektiğini söyleyen Şentürk, bankalara da önemli görev düştüğünü vurguluyor:
Şentürk, bankaların verdiği kısa SMS’lere ve e-posta bilgilendirmelerine rağmen çoğu kişinin bunları okumadığını, bu nedenle daha dokunarak, yüz yüze veya sesli kanallarla yapılan anlatımların kritik önemde olduğunu ifade ediyor.
Hayat sigortası sadece vefat teminatı değil
Programda Şentürk’ün altını çizdiği önemli noktalardan biri de; hayat sigortalarının sadece vefat teminatı olarak sanılması. Oysa birçok hayat poliçesinde vefatın yanı sıra maluliyet, tehlikeli hastalık (kanser, kalp, inme vb.) ve işsizlik teminatları (istihdam kaybı) da bulunabiliyor.
Şentürk, hayat sigortalarını “yalnızca ölüm anına değil, hayatın zorlu dönemeçlerine karşı çok katmanlı finansal güvence” olarak görmenin daha doğru olduğunu vurguluyor.
Dünyada eşi olmayan ‘Vefat Sorgu Sistemi’
Habere yansımayan ama deşifrede yer alan en özgün başlık ise Türkiye’nin benzersiz vefat sorgu sistemi. Bu modele göre şirketler kendi sigortalılarını MERNİS üzerinden düzenli olarak kontrol ediyor. Sigorta Bilgi Merkezi yılda iki kez 15 milyon sigortalıyı tarıyor.
Vefat eden kişinin poliçesi, hak sahipleri, hak sahiplerinin adres bilgileri otomatik olarak sigorta şirketine gönderiliyor.
Şentürk bu sistemi şöyle özetledi:
“Bu model dünyada yok. Hak edilmiş bir tazminat şirketlere kalmasın diye sigorta şirketleri hak sahiplerinin peşine düşüyor. Bu tamamen sektörün kendi inisiyatifidir.”
Çok yakında e-Devlet entegrasyonu planlanıyor ve vatandaşlara “hak sahibi olduğunuz poliçe var” uyarısı çıkması hedefleniyor.
Yatırım Fonlu Hayat Sigortaları: BES’ten sonra yeni dönem
Programın ikinci bölümünde Şentürk, hayat sigortacılığının geleceğinde yatırım fonlu hayat poliçelerinin önemli bir yer tutacağını söyledi.
Bu ürünlerin öne çıkan özellikleri:
BES kültürü sayesinde fon yönetimi bilinci gelişti.
Kişi, priminin yatırım kısmını kendi istediği fonlara yönlendirebilecek.
5–10–15 yıllık daha kısa vadeli tasarruf ürünü.
Devlet katkısı yok fakat vergi teşviki var (gider yazma imkânı).
“Yeni kuşak fon yönetmeyi seviyor. Bu ürünler tam olarak bu talebe yanıt veriyor.”
ÇOCUKLARA RİSKİ ANLATMALIYIZ
Şentürk, ilkokuldan itibaren risk bilinci ve temel finansal farkındalık verilmesi halinde, ileriki yaşlarda hayat sigortası dahil tüm sigorta ürünlerinin “gider” değil, “koruma aracı” olarak görüleceğini ifade ediyor:
“Sigorta kelimesi geçmesine gerek yok. Çocuklara riski tanımayı ve riskten kaçınmayı öğretirsek, büyüdüklerinde sigortanın ne için var olduğunu zaten anlayacaklardır.”